Annemle Aramızdaki Bağ
Annemle aramızda, hiç konuşmadan sessizce kurduğumuz bir iletişim bağı vardır.
Bundan on dört yıl önce, annemden… en iyi arkadaşımdan… en yakın dostumda 800 mil uzakta, Indiana, Evansville’de yaşıyordum.
Bir sabah, sessiz sessiz düşünürken, birdenbire annemi arayıp, nasıl olduğunu sormam gerektiği duygusuna kapıldım. Önce biraz tereddüt ettim.
Annem dördüncü sınıf öğretmeni olduğu için, sabahın 5:15’inde onu aramak, onun günlük programını aksatabilir ve onu derse geç bırakabilirdi. Ama içimden bir ses annemi hemen aramamı söyledi. Annemle üç dakika kadar konuştuk ve bana iyi olduğunu söyledi.
Aynı gün daha sonraki saatlerde telefonum çaldı. Annemdi, bana sabahki telefonumun hayatını kurtardığını söyledi. Annemin işe gittiği yolda çok büyük, zincirleme bir kaza olmuş ve eğer annemi üç dakika kadar daha geç arasaymışım, annemin de o kazada yaralanması ya da ölmesi kaçınılmaz olacakmış.
Bundan sekiz yıl önce, ilk çocuğuma hamile kaldığımı anladım. Bebek 15 Mart’ta dünyaya gelecekti. Doktora bu tarihin benim tahminimden çok erken olduğunu söyledim. Bebek benim tahminlerime göre 29 Mart ile 3 Nisan arasında doğacaktı, çünkü o süre annemin bahar tatiliydi ve bebek doğduğu zaman annemin yanımda olmasını istiyordum. Doktor gülümseyerek tahmini tarihin mart ayı ortası olduğu konusunda ısrar etti. Bense sadece gülümsedim. Reid 30 Mart’ta dünyaya geldi. Annem ise 21 Mart’ta yanıma geldi.
Altı yıl önce tekrar hamile kaldım. Doktor bebeğin mart ayı sonuna doğru doğacağını söyledi. Ben, bu kez daha önce doğacağını, - tahmin ettiğiniz gibi – annemin tatilinin bu kez mart ayı başına rastladığını iddia ettim. Doktorla birbirimize bakıp gülümsedik. Breanne Mart’ın 8’ınde dünyaya geldi.
Bundan iki buçuk yıl önce, annem kansere yakalandı. Zamanla tüm enerjisini, iştahını ve konuşma yeteneğini yitirdi. Annemle Kuzey Carolina’da hafta sonunda birlikte olduktan sonra, Ortabatı’ya dönmem gerekiyordu. Annemin yatağının yanında diz çöktüm, elini tuttum ve ona, “Anneciğim, tekrar gelmemi ister misin?” diye sordum. Başını evet anlamında sallarken, gözlerini araladı.
İki gün sonra üvey babamdan bir telefon aldım. Annem ölüyordu.
Tüm aile başında toplanmıştı. Telefonda bana başında okunan duayı dinletti.
O gece anneme millerce öteden elveda diyebilmek için çabaladım. Fakat, ertesi sabah yine telefonum çaldı. Annem hala hayattaydı, ama komadaydı ve her an ölümü bekleniyordu. Ama annem ölmedi. Ne o gün, ne de ertesi gün. Yine bir telefon aldım. Her an ölebilir diyorlardı. Ama annem yine ölmedi. Her geçen gün içimdeki acı giderek büyüyordu.
Dört hafta geçtikten sonra, olan biteni anladım: Annem beni bekliyordu. Tekrar gelmemi beklediğini ifade etmişti son kez yanından ayrılırken bana. Daha önce yanına gitmem olanaksızdı, ama artık gidebilirdim. Hemen yerimi ayırttım.
O gün öğleden sonra saat beşte, annemin yanındaydım. Hala komadaydı, ama ona, “Anneciğim, geldim işte. Artık gidebilirsin. Beni beklediğin için sana teşekkür ederim. Hadi git artık.” Dedim. Birkaç saat sonra öldü annem.
Sanırım, iki insanın arasındaki bağ bu denli derin ve güçlü ise, sözcüklerle ifade edilemez ve sonsuza dek yaşar. Annemi kaybetmenin acısına karşın, aramızdaki bu bağın güzelliğinin ve gücünün her şeyden daha değerli olduğunu biliyordum.
Susan B. Wilson







Haziran 17th, 2008 - 20:21
annecim şuan ayrıyız ve seni özledim çok çok çok seviyorum seni