Ekleyen : Neslihan Drek
Tarih : 15 Nisan 2008
Kategoriler : Hikayeler
Yorum Sayısı : 2
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.

Elimde Jules Verne’in bilim kurgu klasiklerinden bir kitap var, postayla gönderilen kitabın ambalajı yerde, ayaklarımın dibinde. Kitabın ilk sayfasında, “Matt’e, Büyükbaban Loren, San Francisco” yazılı. 75 yaşındaki babam, 9 yaşındaki oğluma neden 511 sayfalık bir kitap gönderir? Armağanın düşünceli bir seçim olmaması beni rahatsız ediyor alelacele ve özensiz seçilmiş bir armağan. Fakat belki de babamın dokuz yaşındaki bir çocuğun nelerden hoşlanacağını tahmin etmesini ummak haksızlık olabilir. O zaman geçen ilkbaharda San Francisco’ya gidişimizi anımsıyorum. Babam Matt’i elinden tutup, hareket halindeki tramvaya atlayıp, caddedeki bir bozuk parayı göstermişti.

“Bak Matt! Bozuk parayı rayların üzerine koyarsan, tramvay parayı ikiye bölüyor!” Onların, tramvayın sahanlığından yerdeki paraya hayranlıkla bakışlarını hala anımsıyorum.
Pencereden dışarıya gözlerimi çevirip, verandada uyumakta olan köpeğimiz Hondo’ya bakınca biraz sakinleşiyorum. Hondo’yu sekiz haftalık bir yavruyken almıştık, o zamandan beri bizimle. Simsiyah başındaki tüyler aklaştı artık, kahverengi gözlerinin altları ise iyice sarktı. Kocaman ayakları yürürken eskisi kadar çevik basmıyor yere, patilerindeki tüyler bile aklaşmaya başladı. Babamın sakalı geliyor aklıma ve aklarının ne kadar çok arttığını düşünüyorum.
Freckless de Hondo’nun yanında yatıyor ve güzel tüyleri hafif hafif esen rüzgarın etkisiyle uçuşuyor. Bebeklik benekleri yavaş yavaş kaybolmaya başladı bile. Geçen yazı düşünmeye başlıyorum.

On dört yıl, bir köpek için bir yaşam demektir. Hondo’nun iyice yaşlandığını anlıyordum, geçen her gün, gücünün biraz daha azalmasına yol açıyordu sanki. Yeni bir köpek almamızın zamanı gelmişti, ama Freckles’ı alıp eve getirdiğimizde suçluluk duymuştum. Freckles güçsüz bacaklarıyla arabadan indiğinde, Hondo tam bir beyefendi gibi davrandı. Freckles’ı kokladığında, Freckles çok korktu ve ağlamaya başladı. Bunun üzerine Hondo onu yalayıp, sakinleştirmeye çalıştı. İkisi de kuyruklarını sallamaya başladıklarında dost olmuşlardı bile.

Freckles bahçede sürekli olarak öğretmeni Hondo’yu gözlüyor, biz atlara eyer vururken de sabırla bizi izliyordu. Kediler Hondo’nun bacaklarına süründüğü zaman, Freckles kedileri kovalamamayı öğrendi. Biz danaları kontrole gittiğimiz zaman Hondo bizimle gelirdi. Freckles da inekleri ya da geyikleri korkutmaması gerektiğini öğrendi Hondo’dan. Freckles büyüyüp, kocaman bir köpek olurken, Hondo da iyice yaşlandı. Yıllar geçiyordu.. Hondo’ya yine çomak atıyor ve çomağı getirmesini istiyorduk. Hondo artık çomağı kavrayamayacak hale gelinceye kadar bu oyunu sürdürdü. Freckles bu oyundan hiçbir zaman hoşlanmadı, ama Hondo’nun yanında koşturmaya bayılıyordu. Hondo Freckles sayesinde ikinci bir bahar yaşıyordu.
Sıcak bir yaz günü millerce ötedeki ağıllardaydık ve Hondo ağılın içinde yere yıkıldı. Biraz destek verince ayağa kalkabildi.. Biz onu ayağı kaldırıp, tüylerini temizlerken Freckles ve Matt onu izliyorlardı. Hondo’yu treylere bindirmeden önce su içirdik. Bir daha sefere ağıllara giderken onu yine atların treylerine bindirdik. Ahşap parmaklıkların arasından, incinmiş duygularla bize bakıyordu.

“Üzülme, oğlum,”dedim, “şimdi geliyorum.” Fakat Hondo’nun kulakları artık hiç işitmiyordu. O günden sonra Hondo’yu hiç yanımızdan ayırmadık. Fakat biz onu ne kadar korursak koruyalım, çok fazla zamanı kalmamıştı.
Jules Verne’in oldukça ağır cildini masanın üzerine koydum ve yerdeki ambalajı topladım. Dışarıdan bir araba sesi geldi. Freckles arabanın sesini duydu, kulakları dikildi ve ayağa kalktı. Hondo hala uyuyordu. Sonra Freckles havlamaya başladı, 14 yıl boyunca evimizin sadık bekçisi Hondo’nun tersine tiz bir sesle havlıyordu. Hondo’yu arabanın sesi uyandıramadı, Freckles’in tiz havlamalarının titreşimleri uyandırabildi onu. Freckles’in iş başında olduğunu gördü ve derin bir iç geçirdikten sonra başı patilerinin üzerine düştü ve yine gözlerini kapattı.

Dışarı çıkıp, Hondo’nun başını hafifçe tutmayı, güzel kahverengi gözlerinin içine bakmayı ve onunla konuşmayı, onun artık işitemediği ama hissedeceği güzel şeyler söylemek istiyorum.
Ama bunu yapmıyorum, kitabı elime alıp, tekrar ilk sayfadaki yazıyı okuyorum. “Matt’e. Büyükbaban Loren. San Francisco.” O anda bu armağanın değerini anlıyorum. Hondo ve Freckles arasında ön dört yıllık bir kuşak farkı var. Babam ve oğlum arasında ise, altmış beş yıl ve binlerce mil. Babamın önünde sadece birkaç yıl daha armağan verebileceği bir ömrü var. O da, geçen yılları ve her batan günü sayıyor. Zaman onun uygun armağanı seçmesine izin vermiyor. Eğer 10 yıl içinde Matt bu kitabı eline alır ve denizler altında 20.000 fersaha dalmaya hazır olursa, ona iyi yolculuklar dileyecek olan, büyükbabasının sözleri olacak.

Ağır cildi yavaşça masanın üzerine koyuyorum, kapıyı açıp, verandaya çıkıyorum. Hondo’nun tüyleri güneşin altında pırıl pırıl.
Adımlarımın titreşimini hissediyor ve yavaşça kuyruğunu sallamaya başlıyor.

Page Lambert