Leon /Aşkın Gücü
Sanırım bu filmi izlemeyen kalmadı, şayet izlemeyenler varsa hiç durmasınlar bence !.. Uzun zaman önce gösterimi olan film ve hatta tv’lerde bile yayımlandı, uzun zaman geçmiş ama sen yazıyorsun “neden” diyenler olur… Dün gece kardeşimle beraber yeniden izledim filmi, onun izlemesini istediğim için ve bir kez daha anlıyor insan aşk’ın bu şekilde olmasını… Yani aslında birini çok sevdiğini onun bilmesinin hiç bir önemi olmadığını çünkü o bilince senin onu ne kadar çok sevdiğini, günümüzdeki ilişkilerde çok basitleşiyor ve kaçma-kovalama işine dönüşüyor. Seveceksin kardeşim dünyayı dolu dizgin ama o bunun farkında olmuyacak. Film hakkında kısa bir bilgi özetlemek gerekirse; Mathilda, New York’ta yaşayan ailesi dağılmış 12 yaşında küçük bir kızdır. Ailesini sevmeyen Mathilda için en değerli varlığı küçük kardeşidir. Babası uyuşturucu işlerine bulaşınca mafya ailenin tüm bireylerini öldürür. O sırada alışverişte olan Mathilda ise olaydan kılpayı kurtulur ve Leon’un kaldığı daireye saklanır. Leon ise çok soğukkanlı bir katildir. Ancak Mathilda’ya karşı içten bir sevgi besler ve ona kol kanat gerer. Aslında babalık, arkadaşlık gibi kavramlar ona çok yabancıdır.



Film’in bendeki etkisi yüzünden Leon’dan Mathilda’ya yazdığım bir mektup vardır. Yazdığım mektubu okurken dilerseniz film’in müziği olmuş bir şarkıyıda dinlemiş olun. Unutulmaz şarkı haline gelen Sting “Shape Of My Heart” isimli şarkıyı ben Sugababes grubundan ekledim çünkü ben “Keisha Buchanan” çok seviyorum (:
Akıp giden hayat, hep akıp gidiyor işte. Ben tutmaya çalıştıkça, o bir yumak olmuş yuvarlanıyor sürekli. Ben uğraştıkça dolanıyorum, dolandıkça boğuluyorum. İntihar mı bu?
Bazen saatler hediye ediliyor insanlara. Su gibi akıp giden anlardan geriye, bir kaç damla gözyaşı, bir kaç kırık dökük cümle kalıyor sadece. Şimdi ne kadar düzgün yazmaya çalışırsam çalışayım cümlelerimi, kırılıyorlar. Ne kadar yapıştırsam kelimelerimi, durmuyorlar, sana koşuyorlar…
Durma, git! Sen ne kadar uzaklaşırsan benden, içimde, damarlarımda hissedebiliyorum seni. Uzaklaştıkça hücrelerimin içine giriyorsun. Senkronize uyuşukluklar, monoton acılar arttıkça, hayat damarları koparılmış bir kalp gibi, boşluğa pompalıyorum artık kanımı. Nereye akarsa aksın, boşver… Sen böyle uzaklaşmışken bedenimden, ruhumdur seni yaşattığım… Bedenim mi? Ölecek elbet sen gidince…
Durma, git! Kalbimin ucuna kramplar asıp, ve dudağımın kenarına bıraktığın son bir damla gözyaşımı armağan edip bana, yürü sadece. Bakma arkana ne olur… Çünkü her arkaya bakış, geri dönüş çağrısıdır bilirim… Ben hep dönmek istesemde sana, yapamam, direnirim…

Yaşlanıyor artık sevdalar, aşklar… Koca bir çocuk oldum şimdi yokluğunda. Acılarım artık, sallanan sandalyelerde tükenmeyi bekliyorlar. Yeni yeni acılar doğurdukça ben, onlar torunlarına benden kalan hikayeleri anlatıyorlar. Ben amaçsız bir dünyanın aracı olurken, yalnızca hikayelerdeki amaçsız, üçüncü tekil kişileri oynayabiliyorum. Sen hep “sen” olurken, anlıyorum ki, sen aynı zamanda “ben” de olmuşsun… Sen gittiğin zaman, bende gitmişim. Sen yoksan eğer ben de yokum. Hikaye aralarında anlatılan bir kahraman olurken ben, ve acılarım torunlarına benli hikayeleri anlatırken, ne sen kalmışsındır, ne ben!
Bomboş odalar benim kaderim, sen kalabalık şehirlere kur evlerini. Yeni yeni insanlarla, yeni yeni hayatlara başla. Yeni yeni sevdalar keşfet. Belki herbiri beni senden daha mutlu edecek, ama kimse, seni benim kadar sevemeyecek!
Yırt bütün elbiselerini… Kokumu sindirdiğim, dudaklarımı değdirdiğim hatıraları birer birer yok et. Yak… Kül olup yanarken oturup karşısına, sadece beni gör alevlerde. Duman duman kokarken, son bir kez is olayım gözlerinde. Son bir damla aksın sonra, ve etrafına “gözüme is kaçtı” yalanını söyleyebilesin, herkesin seninle olduğu yerde! Korkma, kimse bilmeyecek benim bir is olduğumu, yalnızca gözyaşlarında saklanacak, ve her daim, sen ne zaman ağlasan, bir yıldız gibi parlayacak!
Sök içinden beni… Durma, parçala bütün hayallerini. Yakamam dediğin, ve yakamadığın fotoğraf karelerini, yok edemem dediğin, dudağının kenarına iliştirdiğin tebessümlerini, ısıtamam dediğin, sürekli üşüyen avuç içlerini, ve ne varsa bana dair, koyabiliyorsan koy işte yerine başka birini… Sök içinden beni!
Yapabiliyorsan eğer, gel öldür beni! Ama unutma, ben eğer ölürsem, ruhumdur seni saklayan, içimdeki sen, her daim yaşatacaktır beni…
Şimdi dön arkanı, git…
Şimdi dön arkanı, bit…










Mayıs 16th, 2008 - 01:58
harika bir yazı çıkarmışsın barış kutluyorum seni ayrıca film için söylenecek kelime bile yok
Mayıs 16th, 2008 - 11:35
Peki yasamadan sevmenin manasi ne sence? O zaman da sevenin cani acimiyor mu?
Mutlak olan tek bir sey var; söylesen de söylemesen de sevmek sadece seni degerli kiliyor ve yüceltiyor cünkü olgunlastiriyor; karsindakini degil (Y.D.’nden Ali Riza Bey’in cok sevdigim bir sözü
Böyle bir ask felsefesine inananlar var mi acaba, cok merak ediyorum kendi kendime…
Mayıs 16th, 2008 - 13:35
Gevher N.A. ,
Sanırım sen sevgiyi şuan içinde yaşadığın için bu şekilde düşünüyorsun,
Barış,
Kesinlikle çok sevmiş çok acılar çekmiş bir yaşanmışlığın anlatımını vurguluyor. Bana kalırsa.
Mayıs 16th, 2008 - 17:30
Mrb nermin; yukardaki yorumu kendim yasadigim icin yazmadim. Benim yasadiklarim artik 5. boyuta gecmeye basliyor; zor olsa da kendim icin memnunum.. : )
Sadece sevgiyi baskalarinin penceresinden de görmeyi istiyorum cünkü hayatim boyunca insanlarin düsünce tarzlari ilgimi cekti ve sevgi de cok boyutlu bir kavram. mesela leonun felsefesini anlamaya calisiyorum, en azindan istiyorum. sadece merak konusu yani..
Mayıs 17th, 2008 - 03:09
Sevgi çok göreceli bir kavram, zaten inanınki benim lugatımdaki sevgi çok başka türlü, hiç bir zaman anlatamadım ve sanırım anlatmak mümkün olmuyacak… Tamam sevgi zaten anlatılmaz yaşınılması gerek ama şuda bir gerçekki günümüzde yaşamaya çalıştığımız hiç bir sevgi hayal ettiğimiz gibi değil, peki tamam insan her zaman hallerini tam anlamıyla yaşıyamaz diyeceksiniz !. unutmayınki insanlar yaşıyamıyacakları hiçbir şeyi hayal edemezler.
günümüzde sık denk gelebileceğiz bir örnek vereyim size,
Kız - Çok ama çok sıkılıyorum artık bu hayattan
Erkek - Neden ne oldu
Kız - Baksana şunların yaşadıkları aşk’ın güzelliğine
Erkek - Evet !. Haklısın, sanırım sadece filmlerde oluyor
Kız - Keşke beni böyle seven olsa ömrümü veririm
Erkek - Bir iç çeker ( ve içinden ah bir bilsen)
_____________
Gelelim bir iki ay sonraya,
Erkek bir şekilde kıza açılır ve kız kabul etmesede, yada etti diyelim.
Erkek bir dediğini iki etmemeye çalışır, elinden geldiği kadar hatta daha fazlasını verir, neden..? Seviyordur deli gibi ve bu sevgiyi bu aşk’ı kaybetmek istemez. Hatta film’deki aşk’tan bile fazlasını sunar kız’a
Ama ayrılırlar, neden mi..? kız sevildiğini biliyor ve her ne olursa olsun acı çekecek olan kişininde seven olacağından da emin… İçi rahat çünkü zaman Aşk-Sevgi-Saygı duyguları değil, Para-Para-Para zamanı…
Konuya rahmetli anneannemin anlattığı bir hikaye ile son vereyim. “çok dertliyim çok :(”
İranda, önemli bir kişilik otlar ile yaptığı ilaçlar sayesinde saygı görmektedir ve bu kişi aslında yörenin en önde gelen duygu insanlarındandır. Yani Aşk adamı şair bir kişilik bir ozaman…. ..ve karısınıda çok sever, tabi karısıda onu, severek evlenmişlerdir.
Adam uzun yıllardır hastalıkla ve bunların tedavileri ile uğraştığı için bazı hastalıkları gördüğü zaman anlıyabiliyor, örn; kızamık,nezle vs.. gibi. Nesye bir gün bahçede bir kaynar kazan içinde birşeyler hazırlarken biranda çıkan rüzgar nedeniyle gözlerine kaçan küller yüzünden kör olur… Ve çok geçmeden karısıda cilt kanseri…
Tam 20 yıl karısı cilt kanseri ile savaşır ama günden güne düşen derileri yüzünden sokağı bile çıkamayan kadın bu 20 yıllık savaşın sonunda vefat eder ve öldüğü gün kocası gözlerini açar…
Aslında hiç bir zaman kör olmamıştır,
Karısının kanser olduğunu anlayan kişi, dökülen deri yüzünden karısının çirkin olduğunu düşüneceğinden dolayı o sadece “bakın” -sadece- üzülmesin diye 20 yıl kör oldum numarası yapar.
Sevmek böyle birşeydir… Önemli olan kişiye sunulan büyük sevginin gösterilmesi değil
O bilmeden de birşeyler verebilmektir.
Mutlu kalın
Haziran 11th, 2008 - 04:01
inanmıyorum nasıl bir hikayedir bu. (barışın yorumundan bahsediyorum) ayrıca mektup ve film ha harika
Temmuz 15th, 2008 - 14:59
tek kelimeyle mütiş bir film gerçek aşk bu olmalı işte:)
Temmuz 23rd, 2008 - 23:32
o kadar orjinal ki konusu… oyuncular o kdar harika oynamış kii… natalie yi yaşından dolayı daha bi özel kılmış bu film… tek kelimeyle “mükemmel” bi film…
Eylül 15th, 2008 - 11:40
gerçekten süper bir filim hayatımın dönüm noktasıydı onu izlediğimde. ayrrıca barışın yazdıklarıda süper haklısın arkadaşım kalmadı öle aşk lar bizim gibi düşünen arkadaşlar var ama yinede hiçbirşey değişlmiyor yine aynılar kısacası umarım böle aşklar yaşamak dileğille ben buna hazırım çünkü sağlıklı günler