Biliyorum Sen Varsın
Bir kuş olduğum vakitleri hatırladım şimdi…
Ufacık bedenimde atan minicik bir kalbe doldurduğum kocaman dünya sevgisiyle kanat çırpışlarımdı beni hayata bağlayan. Her kanat çırpışımda minik ciğerlerimeden doluduğum hava, yeni bir soluk getiriyordu hayatıma…
Maviydi gökyüzü o zamanlar, ne bir fabrika bacasının üstünden geçiyordum, ne de bir is tabakasında boğuluyordum…
Bir deniz, bir göl görmeyeyim, hemen alçalıp ayaklarımı değdiriyordum, serin sulara. Balıklarla arkadaş olduğum vakitler, bir ışık kırılmasıyla birbirimize selam sallıyorduk. Onlar hiç gökyüzünü tadamazken, ben de hiç mavilere dalamıyordum. Çoğu kez konuşurduk onlarla, ben onlar gökyüzünü, temiz havayı, güneşi, bulutları, yağmuru, rüzgarı anlatırken, onlar bana derinleri, yosunları, at kestanelerini, dalgaları anlatırdı…
Bir kaç sandal dolaşırdı durgun sularda, güneş batmaya yeltenmiş, mahzun bir kırmızılıkla ve bütünleşirken suyla, ben balıkçı amcaların omuzlarına konardım. Bir mavi hayatta, mavi düşlerle yaşardım işte. Onların mavi umutları vardı, benim ufuklarım…
Rızkını çıkardıktan sonra daha fazla yakalamazdı balık kardeşlerden. Karın tokluğuydu bütün dertleri zaten, zarar değildi doğaya…
Sapanlı çocuklar yoktu o zamanlar. Ya da tüfekli avcılar. Silahlar yoktu daha doğrusu. Birilerinin canını acıtacak, zarar verecek, ağlatacak araçlar icat etmemişti insanoğlu daha. Her daim berrak akardı derelerin suyu. Her daim yeşildi işte Anadolu…
Ben her gece bir çatıya, bir sacın altına sığınırdım rüzgardan korunmak için. O zamanlar zaten bütün arkadaşlar ufacık bir sacda sarmaş dolaş uyurduk. Ne kıskançlık, ne kötülük ne de bugünkü dünyaya ait bir kötülük bulabilirdik o zamanlar…
Her kanat çırpışımda, altımda akan yeşil vadilerde, seni arardım. Her kanadım sana çırpılmış, her nefesim sana alınmıştı.
Ama hiç bir zaman ulaşamadım işte sana. Sana ulaşmam geç oldu biraz. Galiba sen hiç gökyüzüne çıkamayacak bir balık, bense suya dalamayacak bir kuştum işte…
Sen bana ben sana bakarken ve kırılırken görüntülerimiz, sen şimdi beni tanıyabiliyor musun?
O minik yürekten sadece geriye umutlar kalabilmişken ve bir kaç nefes doldurmuşken ciğerlerime, ben sadece sana sakladım işte ve her daim umut ettim değer diye tenin tenime…
Bir güneş batışında ufukları gözlerken, ve göz alamaz uzaklıklarda umudum sen olurken, ben seni hayal ederdim sürekli. Ben her kanat çırpışımda, sen bir şelalede belki, belki, bir akıntıya kapılmışsın, belki de sığ bir gölette hep beni bekledin, bilemedim…
Seneler sonra işte, şimdi gözlerimi açabiliyorum hayata…
Artık ne minicik bir yüreğim var, ne kanatlarım, ne de ufuklara çırpabildiğim sonsuz umutlarım… İçimde herşeyden bir kırıntı ve bu pis dünyada biraz umut işte bilirsin…
İnsanın bu dünyanın pisliğini anlayabilmesi için, kuş olması gerekliymiş meğer, anladım. Artık ne özgürce kanat çırpabiliyor kuşlar, ne balıklar rızık için avlanıyor, ne balıkçılar omuzlarına kuş konduruyorlar, ne de uçurtma uçuran çocuklar var. Tüfenk icat olduğundan beri mertliğin dışında çok şey bozulmuş…
Şimdi kuşlar amaçsızca kanat çırpıyorlar. Ne görebiliyorlar deniz içindeki balıkları, ne yansıyor güneş gölette, ne de dalgalar artık balık taşıyorlar…
Gökyüzünde bir sis kötülüğe dair, güneş artık gülümsemiyor sulardan yansıyınca, balıklar önlerini göremiyorlar pisliklerden, kuşlar sapanlardan, tüfeklerden uçamıyorlar, uçsalar bile kanser soluyorlar…
Ama işte bunca farklılıktan yana, sana dair birşeyler kalabiliyor insanın içinde. Hiç kirlenmemiş bir dünyada, hiç kirlenmemiş bembeyaz birşeyler…
Sen gümüş parlaklığı, kırmızı bir balık bir gölette, mahzun gözlerinle bana bakarken, benim su yüzünden seni görme çabalarım hala aklımdalar.
Şimdi artık, bunca pisliğin içinde, dumanlar kaplamışken gökyüzünü, çöpler doldurmuşken denizleri, göletleri, kuş ölüleri ve para uğruna avlanmış balıklar varken bir yerlerde, çocuklar artık sapanlanmışken ve büyükler tüfeklenmişken, ve bunca hayal ölüyorken hergün, ve bunca umut artık pisliğin içinde görünmezken, benim en temiz tarafım sen kaldın işte.
Şimdi, asırlar sonra aklımdasın.
Biliyorum sen varsın…
Bir yerlerde hep bana ait, bir yerlerde hep sana dair bir iyilik hayat buluyor. Bir kuş minik ayağını hala gölete sokuyor, bir balık kuşa yaklaşıyor, bir güneş gözleri alırcasına parlıyor ve umutlar hala kanat çırpıyor günbatımına, gündoğumuna…
Biliyorum sen varsın…
Bir gündoğumunda doğup,
Bir günbatımında batarsın…
Her kanat çırpışımda ben,
Sen berrak bir şelaleye yüzüyorken,
Her daim umut harcarız,
Yüreğimiz böyle çarpıyorken…
Bir balıkçı sırtında,
Bir kayık kenarında,
Bir deniz mavisinde,
Bir güneş kızıllığında buluşuruz…
Ve böyle bir sevgiyle,
Bütün kötülükleri kuruturuz…
Hiç buluşamayacak olmamıza rağmen,
Ben senin ıslaklığını,
Sen benim rüzgarımı özlerken,
Bir ıslık sesinde,
Dans ederiz.
Yüreğimize bir şelale damlıyorken…
Biliyorum sen varsın.
Bir günbatımıyla şavkıp,
Bir gündoğumuyla coşarsın…
Her yüzgeç vuruşunda sen
Ben mavi bir umutta uçuyorken
Her daim sevgi harcarız,
Yüreğimiz böyle çarpıyorken…


















Ocak 18th, 2008 - 17:50
çok güzel bir yazı… eline yüreğine sağlık barış abi… bazı cümleler var ki gerçekten beni benden aldı götürdü ! bu zamanda insanoğluna gösterilebilecek en güzel yazı bence
Şubat 28th, 2008 - 13:06
Her zaman aklımızın odalarında olucak demi o sevgili, bir gün bir yerde tekrar görebilme ümidi ile yaşamak.