Ekleyen : Barış Akbalı
Tarih : 22 Kasım 2007
Kategoriler : Mektuplar
Yorum Sayısı : 0
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.
Paylaş

Küçümen hayallerle dolu uzun bir o kadar da kısa bir zamanda gelip geçti çocukluğum.
Pembe umutların, pembe hayallerin; pembe papatyaların arasında yetiştiği bir çocukluk dönemi. Her çocuk gibi hayallerin hiçbir zaman gerçekleşmediği bir yaşam.
Özlemlerin daha o zamandan başladığı bir dönem. Küçümen sevdaların daha o zamanda yeşerdiği bir dönem. Çok masum bir o kadar da özlem doluydu. Hasret sarmıştı ta o zamanda bütün bedenimi.
Küçümen yüreğim hep arardı babasının sıcaklığını,annesinin şefkatini… Hep yoldaydı gözlerim…
Bir bekleyiş vardı hep içimde şu an bile atamadığım. Bir sıcaklık eksikti yüreğimde,ellerimde ve bedenimde.
Çalan her kapı zili bakışlarımı kendisine odaklar acaba geldi mi derdi yüreğime.
Ama nafile ne kendisi vardır kapıda ne de bir haberi. Postacıya her gün sorardım mektubu var mı diye.
Aldığım cevap hep aynıydı. Hayır yavrum. Yok! Yıkılırdım ama kimsenin haberi olmazdı sadece onun dışında.
Ama o da yanımda olmazdı hiçbir zaman. O dönemlerimi bile sarmıştı hüznümün bulutları.
Şimdiyse hiç ayrılmıyor semamdan. Hep yağmur ve acı bırakıyor bütün bedenime.
O insanın gelmesi için her zaman dua eden o küçümencik eller
şimdi küçük hayallerini yaşatmak için bütün cesaretiyle uzatıyor küçük sevdaların büyük umutlarına doğru.
Ama o küçümen elleri kim tutar ve yüreğine yitirilen umutları ona kim geri kazandırır oda şu an için meçhul.

Yüreğin ona olan özlemi, ona olan hasreti bitmeyecek!
Benim sesim ona kadar ulaşmaz ama yüreğimle söylediğim her cümlenin
onu bana geri getireceği umudu verdiğini hissediyorum.

Gel artık! Gel(baba)