Mutluluk Nereye Kadar?
Ufacık bir köşede sıkışmış bekliyorum.Aklımda bir sürü düşünce.Saniyede milyarlarca şey geçiyor belki aklımdan.İkinci saniyede her şeyi unutuyorum ve bir milyarlarca düşünce daha geliyor aklıma.Tam anlamıyla bir zihin karmaşası yaşıyorum.Sonra düşüncelerimden biri oltaya takılıyor. O an aklıma vahiy gibi unuttuğum ‘ben’ geliyor. Çevremdekilerden yediğim onca kazık ve karşısında tuhaf bir biçimde kendimi yıprattıklarımı hatırlıyorum.Ama alışmış olmalıyım ki bu beni pek etkilemiyor.Sonra duruyorum. Başımı havaya kaldırıp gözlerimi kapatıyorum. O lahzadan kelli kum taneleri havada donuyor. Her şeyin sorumlusu benmişim gibi hissediyorum. Başımı indirdiğimde kum tanecikleri olağan hareketlerine devam ediyorlar.Başlıyorum yazmaya. Birilerine dert anlatmak değil amacım.İçimdekileri döküp malzeme çıkarmak.Zaten herkes hayatıyla malzeme olmuş,ben içimi dökmüşüm çok mu? Beni meczup sananlar oluyor.Çokta umurumda.Oturup bir şeyler söylüyorsam,kılı kırk yarıyorsam kime ne?Kimse benim umurumda değilken ben niye birilerinin umurunda olayım? Aniden bir müzik duyuyorum.İçim titriyor.Kimsenin duyamadığı ve yalnızca beynimde yankı yapan bir müzik.Uçtuğumu sanıyorum.Gözlerimin önüne karanlık bir renk cümbüşü geliyor.Havalardayım sanki.Yinede hiç tanışmadığım kadar karanlık.Oysa ben karanlıklara alışığım.En diplere,zeminkatlara,bodrumlara.Hayallerimi karanlıkta kuruyorum bilerek.Çok kişinin korktuğu için inemediği en derinlerde.Çünkü biliyorum ki hayallerim hiçbir zaman gerçek olmayacak ve ben aldırmadan hayal kurmaya devam edeceğim.Benim yaşımdakiler karanlıktan korkarlar.Cinler çıkar,öcüler yer diye.Korkmama gerek yok.Çünkü ben onlarla yaşamaya alışkınım.Hiç farklı gelmiyor birilerinin kalplerinin tuz-buz olması.Çünkü benim kalbim zaten öyle.Bin parçaya bölünmüş,her bir parçası binbir yerde.Ama ben yinede hissediyorum.Aşk,sevgi,mutluluk dışında tüm kötülükleri kendi bedenimde hissediyorum. Bir çocuk ağlaması duyuyorum.Aklıma annemin cennetinden pisliğin tam ortasına düşüşüm geliyor.Aldığım ilk soluğun etkisiyle başlıyorum ağlamaya.Biri de kalkıp beni cennetten çıkarttığı yetmiyormuş gibi ‘şaap’ diye indiriyor bir tarafıma tokadı.Acıyı hissediyorum.Bu arada fark ettimde acı çekmekte bir kötülük yok.Kimse anlamasa öyle yada böyle hepimiz doğduğumuzdan beri acı çekiyoruz.Acıdan kaçmaya çalışanlar daha çok acı çekiyorlar.Acı çektikçe olgunlaşıyoruz ve şakaklarımızdaki çizgiler biraz daha belirginleşiyor.Her acı ayrı bir deneyim,ayrı bir nasihat.Neden bir kötülüğü olsun ki?Belki de alışkanlıklarım canımı yakmıyor diye böyle söylüyorum ama acı olmazsa hayatta bir eksiklik hissetmez miyiz? Olgunlaşmaktan bir haber,hepimizin otuz iki dişi meydanda,mutluluk nereye kadar?..
İrem HAMAMCILAR




















Nisan 27th, 2008 - 08:32
Aslında bizim en büyük sorunumuz bu.
İletişim kurmayı veya ilerletmeyi bilmiyoruz.
İnsanlara sürekli olarak aynaya bakıyormuşuz gibi davranıyoruz. Halbuki her insan farklıdır ve her insan kendi içinde ayrı bir gizem taşır. Ama biz inatla yaşamak zorundu olduğumuz insanları değiştirmeye çalışıyoruz. Gerçekte bu imkansızdır. Çünkü insanlar asla değişmezler. Sadece gelişirler. Ya da değiştiğini sandığımız insanları daha önce iyi tanımamışızdır. Oysa ki insanları kendi dünyaları içinde ziyaret etsek ve istedikleri dünyayı onlara kendi sınırları içinde sunsak inanın daha mutlu oluruz. Çünkü biz onları kendi dünyamıza çekmeye çalıştıkça onlar bizden ve dünyamızdan uzaklaşmak için daha çok çaba gösterirler. İnsanlara bir düşünceyi veya olguyu zorla kabul ettiremeyiz. Tabi ki eğer karşımızdaki insan bize sıkıntı veriyorsa ona göre davranırız ama insanlara baktığımda çoğu, insanlara kendi gözünden bakıyor. Sürekli önyargılı olmak marifet değil. Önemli olan her insanda doğru ve güzel olan bir şey bulmak. Eğer bunu yapabilirsek biz insan olabiliriz. Yoksa bizim hoşumuza giden bir şey başka bir insanın hoşuna gitmeyebilir. Ya da bizim çılgınca savunduğumuz bir fikri başka biri şiddetle reddedebilir. Ama önemli olan insanlara düşünme ve yaşama fırsatı ve eşitliği sunmaktır. Bunun bence en etkin yolu, insanları çok iyi tanımak ve onlara oldukları gibi davranmaktır. Eğer siz sert bir kayayı yontmaya çalışırsanız fırlayan küçük taşlara dikkat etmelisiniz. Eğer insanlar birbirlerini biraz olsun sakince dinleyebilselerdi dünya, insan için yaşamaya çok daha uygun bir yer olurdu. Ama maalesef insanoğlu hep fazlasını istiyor ve beyninde sadece kendine ait şeyler kuruyor. Sadece kendi olgularını ve duygularını düşünen insanlar bencil insanlardır. Ve bencil insanlar hayatın en aşağılık noktasındadırlar. İnsanları eleştirirken veya onlarla bir olayı tartışırken önce onları çok iyi anlayın sonra ise kendinizi onun yerine koyun. Bu oldukça işe yarayan bir method. Bugün saygın ve güçlü kişiliğe sahip olan insanların tamamı insanları tanımayı bilmişler ve her insanın dünyasına saygı duymuşlardır. Siz de kendinize saygı duyuyorsanız ilk önce başkalarına saygı duyun!
Nisan 29th, 2008 - 17:23
irem canım yazın harika, önemli bir noktaya değiniyorsun,
ayrıca barış’ım senin yorumunda başka bir güzel bir birini süslemiş sanki