Düşler Caddesi (Bölüm 1)
Gece gündüzü doğuruyor, gündüz geceyi. Zaman bir ritüel gibi aynı rutinde devam ediyordu akışına. Ta ki, Yusuf’un gözleri bir çift zümrüdü yeşile değene kadar… Artık gece, her gün yeni bir umutla doğurduğu gününü doğurmaz olmuştu Yusuf’un dünyasında. Ağır bir uykuda gibiydi. İçine düştüğü gözlerin, hayalinde yaşıyordu ve uyanırsa bir daha aynı düşü göremeyeceğinin korkusuyla hiç uyanmak istemiyordu. Bir hayalden ibaretti gördüğü zümrüdü yeşil gözlerin sahibi. Ne ismi vardı zihninde yankılanan. Ne kim olduğuna dair bir iz… Birkaç gün önce iş dönüşü evine giden ıssız caddenin kaldırımlarında rastlamıştı, bir anda günü geceye çeviren aşkın siluetine. Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği bir melek miydi? Yoksa sonbahar rüzgârlarıyla kaldırıma savrulmuş bir yaprak mı? Ya da bir düştü bu. Düşler Caddesinde gördüğü bir düş. Uyanacak ve her şey silinecekti. Uyanmamalıydı o halde. Uyuyabildiği kadar uyumalıydı aynı düşün içinde. Uyanırsa geldiği gibi gidecekti geldiği yere; yıllar sonra yüreğini yeniden canlandıran gözlerin sahibi. Yusuf artık unutulmaya yüz tutan duyguları yeniden yaşıyordu. Gördüğü bir hayal miydi yoksa gerçek mi? Bilmiyordu. Ama aşkın tüm belirtilerini vücudunda hissetmeye başlamıştı. Mutluydu. Hiç olmadığı kadar çok… Daha önce de âşık olmuştu. Ya da âşık olduğunu sanmıştı. Ama bu kez farklıydı. Hayat bir başka görünüyordu. Damarlarında dolaşan kan başka akıyordu. Kalbi ritmini değiştirmiş, gözlerinde ki ışıltı yıllar sonra yeniden eski ışıltısıyla yerini almıştı. Ancak buna rağmen, içinde tarifsiz koca bir boşluk vardı. Kendi kendine yeter miydi Aşk. Bir hayalle nereye kadar sürerdi bu mutluluk. Bulmalıydı; onu yeniden aşka sürükleyen sonbahar rüzgârını. Bulmalıydı; onu yeniden yaşama bağlayan o zümrüdü yeşil gözlerin sahibini. Ama nasıl, nasıl bulacaktı bir anda önüne çıkan ve kaybolan o kadını.
Yusuf, o geceden sonra her gece nöbet tutar olmuştu kaldırımlarda. Tan ağarana dek, Düşler Caddesini bir uçtan diğer bir uca sayısız kez dolaşıyor, gece kendini gündüze teslim edince çaresizce evine dönüyordu. Sonraki gece, bir sonraki gece… Aynı seremoniye rastlayacağım umuduyla usanmadan devam ediyordu.
İmkânsızdı. Zaman ilerledikçe daha çok imkânsızlaşıyor, sanki daha çok uzaklaşıyordu. Bulsa ne yapacaktı. Ne söyleyecekti. ‘’ Ben size aşık oldum. Günlerdir sizi arıyordum. Sonunda buldum.‘’ Ve suratına yiyeceği bir şamarla uyanacaktı. Ya da bir kahkaha atıp arkasına bakmadan gidecekti zümrüt yeşili gözlerin sahibi.
Belki de başkasına ait bir kadına âşık olmuştu. Belki de gerçekten de bir düşün yansımasıydı ve öyle bir kadın yaşamıyordu. Ama içinde bir ses vazgeçmesini engelliyordu. Vazgeçemiyordu, belirsizlik içinde kendi kendine yaşıyordu aşkı. Ve her gün biraz daha saplanıyordu aşkın bataklığına. Nasıl bir yazgıydı bu. Hem verirken hem de aynı hızla almıştı. Sonbahar ayrılıkların zamanıydı ya, doyasıya yaşanamadan bir sevda daha yitip gidiyordu öylece. Ve Yusuf, eli kolu bağlı izliyordu bu bitişi. Ama bitmiyordu bir türlü. Uzadıkça uzuyor, çıkmıyordu yerleştiği yerden. Dokunmadan, hissetmeden, içinde kaybolduğu gözlerin esiri olmuştu. Yüreğini kanırta kanırta söküp atabilse kurtulacaktı belki, ama izin vermiyordu yüreği…
Yusuf’un hayatı arapsaçına dönmüştü. Gecesinin gündüze karışması yetmezmiş gibi uykusuz geçen gecelerin verdiği yorgunluk Yusuf’un işini de etkilemeye başlamıştı. Gün boyunca koltuğunda uyukluyor, üst üste geriye dönüşü mümkün olmayan hatalar yapıyordu. Kendine bir an önce çeki düzen verip, zihnindeki düşünceleri savuşturamazsa işinden olacaktı.
KEREM YILDIRIM






