Düşler Caddesi (Bölüm 2)
Bir varlık, yokluğu getirmişti. Yüreğindeki aşk kendi başına yaşamaya çalışırken, Yusuf’u ağır ağır yok ediyordu. ‘’ Yusuf, istersen bir süre dinlen’’ dedi patrondan çok her daim Yusuf’a bir baba gibi davranmış olan Suat bey. İşlerin gidişatından çok Yusuf’un son zamanlardaki halinden endişe duyuyordu. ‘’ İyi görünmüyorsun. Bir hafta bu şehirden uzaklaş, güzel bir tatil yap.’’ Yusuf kovulmayı beklerken, patronunun çıkışı karşısında şaşkınlığını gizleyememişti. Bu tatile gerçekten ihtiyacı vardı. Her şeyden uzaklaşmak ona iyi gelecekti. ‘’ İşler ne olacak’’ dedi Yusuf. ‘’ Şu sıralar çok yoğunuz. Biliyorsunuz. Ve benim işimi benim yokluğumda devam ettirecek kimse yok.’’ ‘’ Evet, ama senin varlığının da şuanda bize bir faydası yok. Zaten burada değil gibisin. O yüzden sorun olacağını sanmıyorum.’’ Yusuf bir suçlu gibi boynunu eğdi. Patronu haklıydı. Varlığı yokluğundan daha fazla zarar veriyordu. ‘’ Kendini toparlamadan gelme’’ diye konuşmasına devam etti Suat bey. Bu kez ses tonu ciddi ve daha sertti. ‘’Yoksa bu kez her ne kadar oğlum gibi olsan da yollarımızı ayırmak zorunda kalacağız ve ben bunun olmasını istemiyorum.’’ Yusuf suskunluğunu koruyordu. Söyleyecek bir sözü, kendini haklı gösterecek hiçbir mazereti yoktu. ‘’ Sanıyorum anlaştık’’ ‘’ Söz, Suat Bey’’ dedi Yusuf. ‘’ Tatil dönüşü her şey düzelmiş olacak. Ve bundan sonra sizi zor durumda bırakacak herhangi bir sorunda olmayacak.’’ ‘’ Biliyorum’’ Suat Bey yanından ayrıldıktan sonra Yusuf kalan son işlerini de tamamlayıp iş yerinden ayrıldı. Eve gidene dek patronunun söyledikleri aklından hiç çıkmadı. Eve geldiğinde aynanın karşısına geçti. Aynaya yansıyan yüzü tanımakta güçlük çekiyordu. Solgun ve yorgun bir yüz… Kimlik değiştirmişti sanki. Yabancılaşmıştı nicedir kendine.
Neler yapmıştı kendine farkında olmadan. Uçurumun ucuna gelmişti ve neredeyse düşüp, param parça olacaktı. Kim içindi. Neyin uğruna kaybetmişti kendini karanlığın içinde. Bir çift zümrüdü yeşil göz… Değer miydi? Değerdi. Aşk uğruna değerdi. Kim olduğu önemli değildi. Aşkın ta kendisiydi zümrüdü yeşil gözlerin sahibi… Yusuf ertesi gün çıkacağı bir haftalık tatil için tüm hazırlıklarını yapmıştı. Halasının çiftliğine gidecek ve yeni, yepyeni bir Yusuf olarak geri dönecekti. Atacaktı yüreğine hapsettiği hayali. Ama yine de zaman ne gösterir bilinmiyordu. Zaman denilen şey her zaman sanıldığı gibi işe yaramıyordu. Hayat öyle çetin bir sahneydi ki! Nereden vuracağı, nereden kucaklayacağı hiç belli olmuyordu. Herkese biçilen bir kaftan vardı. Yusuf’a biçilen kaftan da yalnızlıktı. Ve oyun bitene dek ağlasa da yüreği, güldürecekti sahnedeki palyaço gibi. Yusuf’un neşesi halasının çiftliğinde biraz da olsa yerine gelmişti. Gün boyunca yıllar önce halasının ona armağan ettiği atı yadigâr ile çiftlikten uzaklaşıyor, dörtnala koştukça yadigâr, düşünceleri kuru bir yaprak gibi savruluyordu. Günün geri kalan kısmında da ya uyuyor ya da bahçedeki çiçeklerle ilgileniyordu. İyi gelmişti Yusuf’a uzaklaşmak. Şehrin gürültüsü, işlerinin yoğunluğu birde zümrüdü yeşil bir çift gözün hayali derken unutmuştu yaşamayı. Kendi için yaşamayalı uzun zaman olmuştu. Ve en çokta atı yadigârı özlemişti. Hiçbir şey düşünmeden kendini rüzgâra teslim edip özgürlüğün tadını çıkartırcasına koşturduğu atı yadigârı… Onu yargılamayan, saçma sapan sorular sorup canını sıkmayan, gençliğinin en güzel hatıralarına tanıklık eden atı yadigârı… Yadigâr, Yusuf için bir at’tan çok öteydi. Kimseye anlatamadığı sırlarını onun kulağına fısıldamış, en berbat anlarında onunla huzur bulmuştu. Yadigâr zaman içinde Yusuf’un en iyi dostu olmuştu. Ama ihmal etmişti en iyi dostunu. Yaşamaya çalışırken, hayatın koşuşturmasında ertelemişti onunla olan buluşmalarını. Oysa bir tek o anlıyordu Yusuf’u. Bir tek o sadık kalmıştı yıllardır. Ya oda olmasaydı. Çekilmezdi Yusuf için dünyanın kahrı.
KEREM YILDIRIM






