‘Ald’ olarak etiketlenmiş yazılar

Susmak Her Acıya Çare mi?

Pazar, 31 Ağustos 2008

Susuyorum..

Umarsızca ve sonsuzluğa değin susuyorum.Sana,ona,buna,her şeye,aklımın en ücra köşelerindeki düşüncelere susuyorum.. Kayıtsız kalıyorum çok şeye.Cevap vermemek,ağzımı açıp tek kelime etmemek en büyük cevap gibi geliyor bana.Belki çok şeyden yara almamı engelliyor ve canım daha az yanıyor. Kalbimden bir şeyler kopup geliyor ben sustukça. Önce kalbimi susturmayı deniyorum. Nafile.. Çok uğraşıyorum ve ilk kez kalbime cevap veriyorum. Dışarıya susarken kalbe cevap vermenin en büyük nankörlük olduğunu anlayınca durup düşünüyorum ve fark ediyorum.Ben acıya susuyorum. Ona kayıtsız kalıyorum.Bu öyle bir acı ki insanın bütün duyu organlarını kör ediyor ve kapalı kaldığı kutu içinde kendine eziyete başlatıyor.En başlarda bu acıya ad koymak için çok uğraşıyorum.Her satırda ‘bu acı’ diye bahsetmek istemiyorum.Sonra bir vahiy geliyor fikrimin en kuytu köşelerine.’Aşk’ bu acının adı…’’Aşk’’ Bütün idrak yolların kör oluyor.Karanlık ve kapalı bir kutuda işkence ediyorsun kalbine.Canının acısına aldırmıyorsun. (more…)

Her Bahar

Cuma, 22 Ağustos 2008

Pas tutmuş merdiven demirleri, gecenin karanlığında kendini hissettirmek adına ellerimizi kirlenmiş bir sarıya boyuyor,gelecekte de varlığını sürdürecekmiş izlenimiyle aydınlığa kavuşmayı beklercesine, tenimize işliyordu .Yarım kalmış basamakları çıktıkça, eski harabe evlerdeki gibi , kırılmaya hazır merdiven tahtalarının, adımlarla buluştuğu an, çıkan ses,etin bıçakla kesilmesi anında işitilen gıcırdamalara benzer bir üslupla geliyordu kulağıma.Ve bir köşeye çekilip, usulca ağlayan bir kız çocuğunun sesi gibi , koridorun boşluğuna sesleniyordu sessizlik şarkısı. Uzun bir soluğu andırıyordu rüzgârın çıkardığı ufak esintilerin birleşmesi. Hüzün ile ağlamayı kucaklaştıran çıtırtılar ve rüzgârın sevişmesi hiç bu kadar göz önünde yaşanmamıştı. İzledikçe acı çeken ruhlarımız, bedenden çıkmak için çığlıklar atıyor ve bir daha yaşanmaması için bu acıyı karanlığa sürüklüyordu, çıldırmış bir gövdenin acımsı haliyle. (more…)

Sıfır Dediğimde

Salı, 15 Temmuz 2008

Sıfır dediğimde, 2007 yılında, Gökhan Yorgancıgil yönetmeliğinde çekilmiş, içinde psikoloji, sembolik, masal ve gizemi bir arada bulunduran; ayni zamanda bilimle mistisizmin karşı karşıya geldiği, yer yer aynı safa geçtiği bir tür dram filmi. Senaryo, gerçek bir hikâyeden esinlenerek Sekans Senaryo Grubu tarafından kaleme alınmış. Oktay Kaynarca, Damla Tokel, Görkem Yelten ve Hazım Körmükcü gibi tanıdık isimler kendilerine tam da oturan rollerde canlandırıyorlar karakterleri. Aslı (D. Tokel), Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisidir. İçine kapanık, az konuşan, sade giyimli, yani tutuk; fakültedeki ve çevresindeki herkesten ayrı olduğu belli olan (çizimleriyle örneğin), hocalarının gözünde önemli olan, çok ta kendi halinde bir kızdır. (more…)

Cansuyum

Salı, 08 Temmuz 2008

Öyle anlar olur ki serde, öyle güzellikler vardır ki yaşam denizinde uzanmak isterisin, onu yakalamak istersin ama çabaların boşadır… Sevdanı içinde yaşarsın, derdini içinde… Can suyundur içinde büyütüp yeşerttiğin. Beladır aynı zamanda. Ama bakmazsın ucuna bucağına. Seversin her şeye rağmen her düğüme, her engele rağmen. İçini kemirir belki, belki nefes aldırmaz, belki, belki bir boşluktur, ama yinede seversin hiç bir şey düşünmeden üstelik. İçten içe alır götürür seni uzak denizlerin gölgelerine. Hissedemediğin nedir, seni alıp götüren nedir diye düşünürken hayat yolunda bi bakmışsın gelmişsin bile hayatın dolambaçlı yollarına. Doğan güneşe inat yeniden doğacak umutların. Her saza ayrı bir nota olacak gülüşündeki ince ve derin Hazal. Yârin çıplak ayağında üşüdü şair, ekmeği tuza banar gibi sevdi bi başka şair her şey iyi hoştu ama eksik bir şeyler vardı hala… Huzur veren gözler artık bir başkasına aitti. Gülüşüne bir başkası âşıktı. Sen bir başkasının gözlerine bakar olmuştun. İçime işleyen her halin bir başka vücutta kedere elem olmuştu bile… Artık yapacak hiçbir şeyin olmadığı yerdeyiz. Yani sözün bittiği yerdeyiz… Can suyu, cana can katan su… Bir bebeğin ilk adımları ilk baba deyişi gibi, mutluluğun anahtarı gibi… Her daim…

Hayat Kötü Bir Şaka (İsterseniz Buradan Buyrun)

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Büyük yolun sonunda ne var? Gerçekler mi; yalanlar mı hayal kırıklığı mı; ne oluyor oralarda yolun bitim noktasında… Yol ayrımında hangi yöne gitmelim, sağım mı daha güvenilir yok yok sol tarafım hangi tarafa gitmeli… Hangi yol doğru yol, bunu hiçkimse neden bilemiyor.? Düşe düşe gidiyoruz o yollarda. Aniden yanımızdan kimin geçeceğinin bile kestiremiyoruz. Halbuki herkesle aynı anda yola çıkmıştık. Bizmi yolu bilemedik yoksa onlar mı kestirmeyi seçti. Şimdi ne desek o kadar maanasız ki hayat aslında tozlu mu tozlu taşlı mı taşlı iknceli mi işkenceli bir yol. Kimi en küçük taşta yere düşerken kimi neden hemen toparlanır bilmiyorum. Hayat bir de öyle acımasız ki hiç birşeyi aldırmıyor. Bazen yere düşersiniz heryeriniz kanrevan içinde ama en yakınınız bile yanınızdan tozu dumana katarak geçer; hiçbir yaranıza acınıza bakmadan. Aslında hep derler ya sağ gözün sol göze faydası yok işte bunuda anlıyoruz. Nekadar acıyor şimdi yaralarınız değil mi? Üstelik kimsede yok buralarda oralarda hayat kötü bir şaka belki de her an biri gelip ensenizden çıkarabilir. HİÇBİR GÖZYAŞIDA PARA ETMEZ ORALARDA BİKERE YAŞANIR HAYAT BU YÜZDEN NASIL YAŞAMALI VE HANGİ YOLU SEÇMELİSİZ. İsterseniz Buradan Buyurun

Kızın Yalnız Kaldı Anne

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Senin o kıyamadığın kızın ne tür sorunlarla uğraşıyor. duysan, a güzel kızım bu muydu derdin,derdin…Evet anne bu! düzenin böyle olmasını kaldıramıyorum. İnsanların bu denli egolarına hakim olmalarını, gerçek arkadaşlıkların olmadığını bilmeyi kabullenemiyorum. Kime anlattıysam derdimi, bir şey yapamazsın ki, değiştiremezsin diyorlar. Kızın bugün çok ağladı anne, belki sen yoktun yanında. varlığını hissedemediği için ağladı. sınıfın camından dünyaya baktı. çok üzüldü anne! yalnız kalmayı yediremiyor kendine… Sevdiğim çocuk beni sevmiyor anne. Konuşurken gözlerime bakmıyor. Her konuşmamızda, biraz daha yanında kalıyım, biraz daha varlığını hissedeyim diye, yanımdan bir an önce ayrılmak isteyen vücüdunu tutmakta zorlanıyorum. Çoğu zaman başarısız işlerde yapıyorum… (more…)

Münir Özkul

Perşembe, 19 Haziran 2008

Yaşar Usta !..

Bak beyim, sana iki çift lafım var…

Koskoca adamsın, paran var, pulun var, binlerce kişi çalışıyor emrinde… Yakışırmı sana ekmekle oynamak..? Yakışırmı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu kar’da kışta sokağa atmak, aç bırakmak..? Ama nasıl yakışmasın ki… Sen değilmisin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören, anlıyormusun beyim bu çocuklar bir birlerini seviyor.. Ama ben boşuna konuşuyorum, sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum.. Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrika sahibi Saim Bey… Sen mi büyüksün… Hayır Ben büyüğüm, Ben Yaşar Usta, (more…)

Tiger and the Snow - Kar ve Kaplan

Çarşamba, 18 Haziran 2008

Acaba aranızda benim gibi yıllarca o’nun geleceğini umut ederek bekledi, sizi bilmem ama ben hem rüyalarımda o’nu gördüm hemde o gelecek diye yüzlerce mektup yazdım onardım pas tutan yüreğimi şimdi çok iyiyim çünkü o var ve bırakmıyacağım asla…

(more…)

Hayatın Ucundan Tutarsan Bırakma

Salı, 17 Haziran 2008

Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evliydiler,
iki yaşındaki küçük Ceren leri ile mutluydular… Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı , bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı.  Mimardı ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde geçen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu.. (more…)

55 sorgu. 2.889 Saniyede Olustu.