Kemanı Ağlayan Kız
Cuma, 26 Eylül 2008Kapatmak zorundayım, kusura bakma, dedi. Gözlerindeki acıma dolu ifadeyle eğildi üzerime: gelmeyecek işte, sen de biliyorsun. Zaten kırmızı şarabımız da kalmadı. Yalan söylüyordu besbelli; yıkık bir meyhanede bulunamayacak en son şeydi kırmızı şarap. Bağıracak gücüm de kalmamıştı saatlerdir:
-Kemanı ağlayan kızı bekliyorum dedim ya size, aşağılık herifler. Günlerdir onu aradığımı hepiniz biliyorsunuz, buraya geleceğini söyledi son olarak, dedim sesimin çıkıp çıkmadığının ayırdında olmadan. Gerçekten de beklediğim O’ydu; kemanından gözyaşları akan kız.
Ruhundaki gizli geçitlerin kapılarını aralayan herkes yere düşen o damlalara dokunabilirdi. Yıkık meyhanenin kapısında çalardı kemanını, yayı her yukarı çekişinde canını yakardı, aşağı çekerken de gözlerini kurulardı. Her duyduğum nota içimden, bir daha yerine gelmeyecek taşları söküp sonsuzluğa atar ve o, sevgisizlikten donup kalmış ellerini o boynu bükük alete sarardı.
(more…)






