‘ben’ olarak etiketlenmiş yazılar

Yeopgijeogin Geunyeo - My Sassy Girl - Hırçın Sevgilim

Salı, 02 Aralık 2008

Bu filmi izle yoksa ölürsün ;)

Güney Kore’nin etkileyici yapımlarından biri olan My Sassy Girl, gerçek bir hikayeden kitaplaştırılmış ve sonrasında sinemaya uyarlanmış bir yapım. İki saat boyunca sizi doyasıya eğlendiren ve hüzünlendiren filme, IMDb’de ve forumlarda oylayan kullanıcıların yarısından fazlası gibi, ben de tam not verdim. Uzakdoğu sinemasının böylesine mükemmel yapımlarına karşı, popülaritesinin düşük olmasını nimet bilen Amerikan firmaları, bu filme de el atmış ve yeniden çevrimine başlamış. Bunu duyunca içim cız etti; bırakın aynı konuyu işleyen bir filmi, aynı isimde bir film olmasına bile gönlüm el vermez. Hele bir de Ji-hyun Jun ve Tae-hyun Cha‘nın yerini başka bir ikilinin alması ise kaldıramayacağım bir yük.  My Sassy Girl’ü Koruma ve Yaşatma Derneği’ni göreve çağırıyorum. Bu zulme engel olun! Altyapı açısından da oldukça sağlam olan film, detaylarında ilginç ve kaliteli notlara yer veriyor. Esaslı bir romantik bir film olmasına karşın hiç öpüşme sahnesi içermemesi, kızın isminin hiç telaffuz edilmemesi, ‘Kader; sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir’ sözü bunlardan bazıları. Umarım bunlar spoilerdan sayılmaz. Bir taraftan bu ve -spoiler niteliğindeki- benzeri diğer notlar filmde daha güçlü bir biçimde ifade edilseydi sonuç daha iyi olurdu diye düşünürken, diğer taraftan da filmi daha da uzatabileceği ya da ana temanın baskınlığını azaltabileceği endişesini duyuyorum. (more…)

Bir Erkeğin Günlüğünden

Pazartesi, 01 Aralık 2008

Bugün yine bensiz uyandın bir sabaha daha. Ama eminim yine aynı huzursuzlukla uyandın. Canını sıkan yine bendim, biliyorum. Canını yine yakan… Ben bugün uyanamadım yine, dün gece yine uyuyamamış olduğumdan.Rahat bıraksalar beni,bi rahat bıraksalar ahh.. neler vermezdim koşup gelmek için seni ilk öptüğüm yere. Bir kez uzaktan görebilmek seni, yüzsüzlük yapıp yolundan döndürebilmek seni… Yapardım biliyorsun. Gözünde hep artsız bir çocuktum ben. Hep isterdim ve hep alırdım en güzel karşılıkları. Sen bilmezdin aslında bunların hiç birine değmeyeceğimi.Bebek gibi masumdun ve inanırdın dudağımdan dökülen tüm gerçek tüm yalan tüm tatlı kelimelere.Bir gidiyorum diyişime inanamadın. Çünkü demedim. Sen anladın. Ben bittim. Sonra da sen. Ve kum saati döndü olduğu yerde. Senden bana akan her aşk tanesi geri döndü yüzüme çarptı. Ve insanlar sadece zaman geçiyor sandı.Ben geçtim halbuki senin hayatından. Deldim geçtim biliyorum.Kaç gece uyuyamadığını biliyorum rüyalarına giremeyişimden.Kaç kez içip benim için ağladığını da beni engellemeyi unuttuğun zaman msn inden.Sen seni unuttuğumu sanırdın ;ama çoğu zaman hatırlardım seni hiç hak etmediğimi.Ve ağlardım.Bir sen göremezdin ağladığımı.Hele ki senin için.Duysan bilirdim erirdi yine yüreğinin duvarları ve koşup gelirdin bana.İstemedim. (more…)

Yedek Sevgili

Cumartesi, 22 Kasım 2008

Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi… Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden. Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. ‘Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.’ Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni… Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim… O, yedek sevgili! …

Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı (Arka Kapak) Cezmi Ersöz…

Yüreğinden Öptüğün Sevgiliden

Salı, 18 Kasım 2008

Yüreğim bir mavzer gibi. Yarınıma umutla baktığım bir orman gibi içimde taşıdığım sevdam. Sana seni anlatmak istiyorum bazen. Aslında içimde büyüttüğüm senden bahsetmek istiyorum. Nasıl bir ummana atığından bahsetmek istiyorum beni. Uzun zamandır hissetmediğim, hatta unuttuğum o güzel, o tarifsiz hisleri anlatmak istiyorum. Yazamadığım mektuplarımı yazmak istiyorum yüreğine. İçimdeki seni kısacası. O tarifsiz akşamların buğusuna yazdığım engin denizlerimi. Ve ben kayboluyorum çıkmazlarında. Haykırmak istiyorum, dağlara, taşlara senden benden bi haber her bir çekirdeğe, “SENİ SEVİYORUM” diye haykırmak. Ne zaman sen gelsen aklıma garip bir heyecan sarar tüm bedenimi. Aklımı karıştırır ismin ne yapsam içim ürperir. Ben sende kendimi bulurum tıpkı sensizliğimde kendimle çatıştığım gibi. Ne güzel şey senle olamak, ne güzel seni yaşamak. Biraz daha kokunu çekiyorum içime öylece. Daha bisen oluyorum akşamlarımda. Sabah güneşim oluyor doğuyorsun karanlık odama, gece aydınlığım oluyor ısıtıyorsun içimi farkında bile olmadan belki. Seni senle yaşamak ne güzel sevdiğim. Yüreğine dokunmak, o koskoca yüreğinden öpmek ne güzel. Sana kalemimden daha aydınlık bir kalp yaşatıyorum bağrımda. Ve bunun farkında kılıyorum seni en derin sevgim uğrunda umarsız. (more…)

Yağmurlar Yağıyor Sen Kokan Sokaklarıma

Salı, 18 Kasım 2008

Zaman hızla akıp geçiyor avuçlarımdan. Beni ben yapan herşeyi alıyor hayat birer birer. Boğuluyorum sanıyorum bi zaman. Sonra kendime geliyorum, yine yoksunluğun… Sessiz yığılıyor korkularımla bedenim soğuk parke taşlarına. Çaresiz boyun eğiyorum kaderime, sensizliğime… Ben kendimi çoktan unuttum. Kan oluyor akıyor gecelerim bakışlarında. Eriyorum hergün biraz daha. Seni daha çok özlüyorum her geçen gün, her geçen dakika… Yağmur yağıyor bu akşam, yağmur yağıyor sen kokan sokaklarıma. Kendimi amansız bir kavgada buluyorum. Seninle ve içimdekilerle yaptığım o kazananı olmayan kavgada. Şarkılar yazıyorum içinde ismini andığım, şiirler yazıyorum. Her cümlemde, her mısramda seni anlatıyorum boş duvarlara. Gözlerimi tavana dikip öylece kalıyorum sonra bir süre. Bir sigara daha yakıyorum tüm yaşanılanların üstüne. Buğulanan pencereme baş harflarini çiziyorum isimlerimizin. Ortasında küçük bir kalp figürü ile. Yalnızlığımı kanatıyordum sonra küçücük odamda. Kalbimde ince bir sızı adını koyamadığım. Bir türlü vazgeçememe korkusu ve endişesi… Her yudumda biraz daha sen olma kaygısı sonra. Ekmeğime biraz daha sen katmak ve sarhoş olmak sonra yokluğunun çıkmaz sokaklarında. Umut dolu gözlerim artık gülmez oldu yarınlara. Kendimi alıp gitmek istiyorum bazen bu şehirden çok uzaklara. Ama biliyorum ki uzaklarında senden eksik kalacak bir yeri yok. Yüreğimle beraber götüreceğim seni yanımda. Her nereye gidersem gideyim kokun hep olacak yanımda. Kendimle değil kavgam, yüreğimle. Yağmurlar yağıyor ıssız çöllerime. Sevginden yoksun çaresiz akşamlarıma… Islak sokaklarımda soğuk ve sessiz resimler çiziyorum şafaklarıma. İçine sevgimi koyduğum, renklerini sevdamdan alan, fırçası yüreğim olan binbir türlü resimler. Ve o resimlere her baktığımda biraz daha eriyor içim. (more…)

Yorgunluk

Salı, 18 Kasım 2008

Yollar beni yoruyor.. Cok hem de!
Ama beni olgunlastiran bir yani da var bu uzun yolculuklarin.
Dayanilmaz olana dayanmak, sabrin gücünü ölcmek, güclü bir kadin olarak yeryüzünde gezinme hissi beni bir an dünyanin merkezine cekti: …
Simdi herseyi izleme firsatim var.

Nedense ilk gecmise cevirdim basimi.
Yillarin yetistirdigi kiz nerede duruyordu bugün, kac okul atlamis, ne sinavlardan gecmis, kac dost edinmistim, kac darbe yemis, kac kez sevilmistim, ne kadar mutlu olmustum, kimler beni aglatmisti…
En önemlisi agladigimda kac kisi beni icine cekercesine sarmisti - hepsini izledim.
O kadar uzun bir film seridiymis ki bir agladim, bir güldüm, alt üst oldum derken boynum tutulmus; gelecegime dogru basimi ceviremedim bile!
Hos.. orasi her zaman yogun sislerle gizli bir sandik dolusu hazine (?); görmeye calismaya ne hacet!

Sonra bugünüm.. Bugünümün basarilarina, insanlarina, sarkilarina, giydirdigi renklere, ucurumlarina baktim. Insanlar.. insanlar… Beni anlasilmaz, ayni zamanda erisilmez(!), cinnete ya da cinayete zorlayan, sevmeyen insanlar..

Yillar beni yollardan da cok yordu.
O gür saclarimin arasindan inadina parlayan su beyaz sac telcigi bunun bir kaniti mesela. Bak bana!
Cok mu duygusalim?
Hayatin kendisi duygusal.
Ask duygusal mesela, öfke de bir duygudur, nefret te..
Hatta ictigin cayin bensiz tadi cikmamasi bile ruhunun hissettigi, duydugu bir duy(gu) degil mi?
Duygusal olmak gerek..
Duygularla düsünmek…!

Hayat zor!
Ben de zor kadin oldum, vesselam.
Tüm bu karmasanin icinden beni farkedip ayirmayi ve sevmeyi ister miydin acaba?

Sadece merak ettim…

Olmamışlığın Derin Yalnızlığı

Çarşamba, 12 Kasım 2008

Bir çığ gibi büyüsede yalnizlığım, umudun çıkmaz sokaklarında, acıtsada içimi yüreğimdeki yangınlar, gözlerinde kaybolmak bile olsa yarına bıraktığım ezgiler, yinede amansiz hastalığın bir çukur gibi çeker bedenimi çorak topraklarına ve ben yine melankolik akşamların tutarsız gülümsemeleriyle çınlatırım kulaklarını. Yemyeşil sevdalar barındırırken kuytularımda, söz yine gelir olmamışlıklarıma. Kenarı yırtılmıs bir fotograf gibi hüzünlü bazen, bazende bayramlıklarını giymiş bir çocuk kadar şen. Bitmeyen cümleler sonrasında, yine hüzün, yine ayrılık, yine gözyaşı. Her adımda daha bir yaklaşmak sonrasında. Otobüsün buğusuna ismini yazarken bulmak kendimi. Virane bir gecenin sabahında, yıkılmışlık duygusu ile uyanmak yine. Hayata olan inancın azalmasi, kendimden geçmem sonrasında, gözlerini gözlerimin önüne getirip. Her uyandığımda biraz daha umutsuzluk biraz daha aci, ve buna alışmışlığın verdiği gamsız iç çekişler. Olsun güzelim olsun… Böylede güzel yaşamak. Acısına, kavuşamamışlığa rağmen…  Yalnız resimler çiziyorum tualime beni benden alıp götüren sensiz resimler. Birbaşka garip hayallere dalıyorum sonra. Bir rakı daha koyuyorum kadehime. Bir sigara daha yakıyorum ciğerime. Kendimi çoktan unuttum. Sadece seni yaşıyorum saatlerimde. Ve ben seni sevidiğimi farkediyorum daha da derin üstelik. Yalnızlık o kadar koymadı ki bana. (more…)

Suskun

Salı, 11 Kasım 2008

suskun…
sustum…
susmalıydık…
devrik bir cümleyim ben yüklemi bile olmayan.
ve gecede yükselir çığlıklarım,
karanlığın içinde kaybolurken gün.
peki şimdi neredeyim.
tek bildiğim sana söylemek istediklerim,
kağıt kalem elimde yazamadıklarım dolanırken beynimde,
soğuktan titriyor ellerim.
varlığıma yetişemiyorum,
sığmıyorum kabuğuma, ruhumu taşıyamıyor bedenim.
gırtlağıma gömdüğüm o sesin yankısı duyulacak korkusuyla sarsılıyor gövdem.
Söyleyemediklerimi ve yazamadıklarımı da gömüp gırtlağıma yutkunuyorum sessizce…

Ebru Bulut

Oyun Zaten Bitmişti

Salı, 11 Kasım 2008

Sana göre sen çıktın oyundan bana göre oyun zaten bitmişti bitirmiştin.
Ama sen çıktın oyundan mızıkçılık yaparak.
Üstelik giderken oyuncaklarınıda topladın ve geriye kalan herşeyi dağıtarak gittin.
Oyunum bozulmuş oyuncağım kırılmış ağlayarak kalakaldım orada.
Yeni oyunlar kurmadım kendime, yeni arkadaşlar edinmedim, yeni oyuncaklarımda yok.
Ben oyuna kaldığı yerden devam ediyorum kırık oyuncaklarımla. Giderken aldıklarını düşünmüyorum.Dağıttıklarınıda topladım.
Sadece elimde unuttukların var.Onlarla oyunum sürüyor sen görmesende sen bilmesende.
Şimdi sadece bir mevsimlik yaşanamayan dilsiz bir aşk var.
Sonbaharın serinliği yavaş yavaş içine işlerken terkedilen aşk. Şiiri çalınmış bir aşk.
Keşke aşkı bırakıp öyle gitseydin.
Yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi…
Suskunluğunla yaraladın beni.
Kırılgınlığın kızgınlıkların kaldı üzerimde.
Sen kalan kelimelerini ördün ince ince, söyledin içindekileri, sessizce olsa da haykırdın.
Benimse artık cümlelerim yok, kelimelerimi de terk ettim.Son sözüm.
Bir ihtimal daha gelişini bekliyorum…

Ebru Bulut

38 sorgu. 3.120 Saniyede Olustu.