‘benden’ olarak etiketlenmiş yazılar

Yedek Sevgili

Cumartesi, 22 Kasım 2008

Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi… Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden. Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. ‘Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.’ Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni… Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim… O, yedek sevgili! …

Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı (Arka Kapak) Cezmi Ersöz…

Yorgunum Islak Sevdalardan

Çarşamba, 19 Kasım 2008

Belki kaderimi yaşıyorum bilmeden bile olsa. Belkide cezamı çekiyorum hayatta yaptığım yanlışlardan ötürü. İçim acıyor her geçen gün, kalbim ağrıyor biraz daha. Kendimi simsiyah bir filmin ortasında buluyorum çoğu zaman. Yalnızlığım değil başımı aşındıran, sessizlik değil, gece değil midemi yakan. Sensizlik ağrısını astığımdan beri omuzlarıma ağır geliyor yaşamakta, ölmekte… Bambaşka düşler kurmuştum oysaki; içinde seninle benim olduğumuz bembeyaz düşler… Bambaşka bir sen figürü yaratmıştım o daracık bahçemde. Çiçeklerle bezediğim, rengarek çizgilerle sınırladığım tertemiz bahçemde… Her ne yapsam söz dinletemiyorum yüreğime. Kendimi senden alamıyorum, gözlerin gitmiyor bir türlü gözlerimin önünden. Benden kaçtığın her gün biraz daha yaklaşıyorum sana ve sevdana. Gidince herşey bitecek sanıyorsun değil mi? Telefonlarıma çıkmayınca, benimle konuşmayınca, beni sesinden mahrum bırakınca herşey bitecek sanıyorsun belki ama aldanıyorsun. Daha kamçılıyor içimdeki sensizlik kabusu sana olan sevdamı. Kırılgan mektuplar yazıyorum akşamdan sabaha, hangi adrese göndereceğimi bile bilmeden üstelik. bana senden vazgeçmemi söylüyorsun. Ama bunu nasıl yapabilirim bilmiyorum. (more…)

Atatürk Diyor ki;

Pazar, 09 Kasım 2008

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

***

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

***

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. (more…)

Ürkütmez Sevdan Duvarlarımı

Cuma, 07 Kasım 2008

İşte bir gece daha başladı,
Mutsuzluğumu perçinleyen bir gece daha…
Ardımda bıraktığım o yılların bütün olmamışlıkları bir anda süzüldü yanağımdan.
İsyan noktasına gelmiştim bile…
Gülüşün, bana bakışın herşey güzeldi de
İçinde benim olan bir şey yoktu ki
Sana içimi açmakta mı erken davrandım seni sevmekte mi ?
Bilemiyorum daha kaç zaman,
Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum…
Beni kanatan sensizliğin ta kendisi,
Üstelik yanımdayken çekiyorum sensizliği…
Ve bu sessiz çığlıklarım bir dağ oluyor bedenimde,
Sırtımda taşıyorum bütün çıkmazlarımı.
Resmine baktıkça hatırlıyorum benliğimi
Kendimi her defasında kaptırıyorum senin nehrine… (more…)

Rüzgar ve Yağmur

Çarşamba, 22 Ekim 2008

Kıyıya vardıklarında saydam bir kayık onları bekliyordu. Deniz her zamankinden durgundu. İskele tahtalarına vuran küçük dalgalar Yağmur’un ayaklarını ıslatıyor, bedenine tatlı bir ürperti veriyordu. Rüzgâr ise hiç konuşmuyordu. Gidişi onu çok üzecekti. Hala kızgındı kendine. Onu göndermeyebilirdi istese, ya da onunla birlikte gidebilirdi. Ama kayık tek kişilikti ve yalnızca yağmuru taşıyabilirdi.

Yağmurun o gün üzerine giydiği siyah uzun elbiseyi ona rüzgâr almıştı. Saydam vücudunu ortaya çıkaran, daracık bir elbise… Kaçıncı olduğunu unuttukları bir doğum gününde bir anda giydirivermişti ona yeni elbisesini. Yağmur utanmıştı o an rüzgârdan. Çekingen bir tavırla: “Neden siyah bir elbise aldın” diye sordu. Huzursuzdu bu elbise ile görünmekten.

- Biliyorum, bir gün gelecek ve sen gideceksin. Bu elbiseyi o gün için aldım.
- Gitmek mi? Bu da nereden çıktı?
- Kendini kandırma. Rüzgârım ben, hayatın hangi yönde estiğini bir ben bilirim. Gün gelecek ve sen benden kopacaksın. Uzak diyarlara yelken açacak, bensiz yağıp ağlayacaksın.
- Lütfen böyle sözler söyleme, ben senden asla ayrılmayacağım!
- Ve ben seni özlüyor olacağım. O gün üzerinde bu elbise olsun istedim. Aklımda son kez bu elbise ile kal. Onu benden uzak diyarlarda yaşarken giydiğini bileyim. Bu bana yeter…
- Rüzgâr… (more…)

Ben Yapamıyorum

Pazar, 19 Ekim 2008

Zaman içinde nasıl şekil alacak bilmiyorum ve nereye doğru gidecek hiç bilmiyorum ama ben seninde dediğin gibi asla sensiz bir hayat istemiyorum. Diyorsun bana ya ayrılmak zorunda kalırsak… Ne acı! düşünmem bile ben, bu benim sana olan sevgimi zedeler sadece, bu düşüncenin yüzeyini bilmem ama özünde ayrılık vardır… Bu akşam yol uzun, hava karanlık daha da koyusundan, en siyahın, gözlerinin… Ben kendimi adadığım bu paslı coğrafyada, paslanmış bir paspallıkta yol almaya çalışırken, ayağıma çamur yerine geçmişimin zincirlerini vurmam, karlı havalarda işe yarasın diye… Sanadır olan bütün yollarda engel diye gördüğüm bütün yalan aşkları aştım..! Lakin ben ne kadar ilerlemeye çalışırsam çalışayım her kurak iklimde, bir terslik oluyor işte… Bir çocuk misali bayramdan sayıyorum senle geçen her günü… Ceplerime ev ev dolaştığım umutları şeker misali diziyom. Her defasında yeni bir umut verdiğin için, geçmişe dair bütün anıları çürük dişlerimde ezdim… Çürüttüğüm dişler anısına, biraz utangaçlıkla gülebildiğim gözlerinde, yansımamı görünce benden ait bir parça görüyorum. Gördüğüm parçaları yap-boz misali evirdim, çevirdim ve her nasıl olduysa her defasında yüzüne erdirdim… Bir Anadolu çatlaklığında, kurak iklim çocuğuyum. Anadolu’nun ortasında, kaybolmaya yüz tutmuş bir kasaba misali yaşadım. Kaybolduğum aşklar, yitireceğim, kavuşamayacağım sevdaların tellalıymış, anlayamadım. Ben her defasında babamın bir yılbaşı günü aldığı arabayı hırsla sürttüm toprak bayırlara… (more…)

Sonuna Geldik Baharımızın

Pazar, 19 Ekim 2008

Susuz şehrimde canıma su katana ithafla….

Bir sevda daha bitti yüreğimden koparcasına aldığın bir sevda… gözlerine adadğım dünyam bitti sonunda… herşeyden uzak sevmiştim seni. Gönlümü vermiştim baharlarına. Bir katık aş gibi yazmıştım seni sonbaharıma. Ama şimdi gittin benden habersiz. Bir başıma kaldım şu İzmir’in çıkmaz sokaklarında. Artık sessiz kalıyor bu coğrafya.  Artık uykusuz akşamlar kalıyor bana senden sonra. Alkol ikindisi uykusuz akşamlar. Sayende bırakmaya çalıştığım sigaramı iki katına çıkardım. Hayallerimin sonuna geldim daha başına bile gelmeden üstelik. Her şey üstü üstüne geldi sevdamızın en güzel günlerinin ortasında. Ayrılık bıçak gibi girdi bile aramıza hiç hissettirmeden, kendimi bırakmışken sana. Kanunsuz gecelerimin yorgunluk bilmez akşamlarında. Nöbet sonrası gündüzlerimin arsızıydın sen. Şimdi yoksun yanımda. Artık yoksun….
Sonuna geldik baharımızın. Ben sende varoluşumu belledim en derin yazıların olumsuz tümcelerinde. Kaderime yazmıştım seni alnımın ortasına. Gel görki gittin… Her gün daha çok koymakta yalnızlığımın sensizliği. Her gün daha bir alkol kokmakta beni bana bırakan.
19.10.2008 01.09

Pamuk Toprak

Cumartesi, 18 Ekim 2008

Zihnim gittikçe kararıyor…

Ne zaman güneş doğsa, beynim bir ayna misali bütün ışıkları reddediyor. Bir başkaları, benden ötesi güneşlenirken sere serpe, ben karanlık kalıyorum hep.

Günışığım, seni o kadar çok özledim ki…

Beynimde biryerlede sakladığım bir parıltı duruyor hala sana dair, gözlerinden arta kalan. Her daim ve ne zaman içime bir sancı otursa, senin adınla başlarım dualarıma, ve kapalı bir sandık içine hapsettiğim gözlerini, bir yıldız diye asarım gökyüzüne. Baktıkça doyamadığım parıltıların anısına, ve senin anına, çimenler üstündeki son gecemiz anısına, ve işte ayrılığımızın acısına adarım tüm gözyaşlarımı. Ben ağladıkça çimenler ıslanır… Ve soğuk bir kış gecesi, güneş kendini bulutların ardından gösteremezken, ama gece güne ermişken, çiğ tutarlar. Ama bilirim, her çiğ damlası bir gün erir ve çimenlere hayat verir. Ne kadar umutsuz olsamda ben, elbet bir gün bütün çimenler yeşerir… (more…)

Söyleyemediklerim

Pazartesi, 28 Temmuz 2008

Susuz şehrimde canıma su katana ithafla…

İçimde sakladığım ne varsa artık daha da yakıyor canımı bir bilsen. Sana söyleyememek, hep bir başkası gibi davranmak ne zor bilir misin? Sana bu kadar yakınken sana dokunamamak, gözlerine bakıp ta “SENİ SEVİYORUM” diyememek ne acıdır anlatsam anlayabilir misin? Uzun zamandır böyle hissetmemiştim aslına bakarsan kendimi. Ve bu kadar yalnız hissetmemiştim aynı zamanda. Biliyor musun aslına bakarsan memnunum da biraz bu halimden. Sevmek güzel şey. Platonikte olsa var olduğumun kanıtıdır sevdam. Karşılıksız olsa bile. Ve sana söyleyemediklerim boğazımda büyüyen bir yumru olmaya devam ediyor hala. Yanında otururken bile hasretim sana. (more…)

33 sorgu. 3.203 Saniyede Olustu.