‘bir’ olarak etiketlenmiş yazılar

Suskun

Salı, 11 Kasım 2008

suskun…
sustum…
susmalıydık…
devrik bir cümleyim ben yüklemi bile olmayan.
ve gecede yükselir çığlıklarım,
karanlığın içinde kaybolurken gün.
peki şimdi neredeyim.
tek bildiğim sana söylemek istediklerim,
kağıt kalem elimde yazamadıklarım dolanırken beynimde,
soğuktan titriyor ellerim.
varlığıma yetişemiyorum,
sığmıyorum kabuğuma, ruhumu taşıyamıyor bedenim.
gırtlağıma gömdüğüm o sesin yankısı duyulacak korkusuyla sarsılıyor gövdem.
Söyleyemediklerimi ve yazamadıklarımı da gömüp gırtlağıma yutkunuyorum sessizce…

Ebru Bulut

Oyun Zaten Bitmişti

Salı, 11 Kasım 2008

Sana göre sen çıktın oyundan bana göre oyun zaten bitmişti bitirmiştin.
Ama sen çıktın oyundan mızıkçılık yaparak.
Üstelik giderken oyuncaklarınıda topladın ve geriye kalan herşeyi dağıtarak gittin.
Oyunum bozulmuş oyuncağım kırılmış ağlayarak kalakaldım orada.
Yeni oyunlar kurmadım kendime, yeni arkadaşlar edinmedim, yeni oyuncaklarımda yok.
Ben oyuna kaldığı yerden devam ediyorum kırık oyuncaklarımla. Giderken aldıklarını düşünmüyorum.Dağıttıklarınıda topladım.
Sadece elimde unuttukların var.Onlarla oyunum sürüyor sen görmesende sen bilmesende.
Şimdi sadece bir mevsimlik yaşanamayan dilsiz bir aşk var.
Sonbaharın serinliği yavaş yavaş içine işlerken terkedilen aşk. Şiiri çalınmış bir aşk.
Keşke aşkı bırakıp öyle gitseydin.
Yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi…
Suskunluğunla yaraladın beni.
Kırılgınlığın kızgınlıkların kaldı üzerimde.
Sen kalan kelimelerini ördün ince ince, söyledin içindekileri, sessizce olsa da haykırdın.
Benimse artık cümlelerim yok, kelimelerimi de terk ettim.Son sözüm.
Bir ihtimal daha gelişini bekliyorum…

Ebru Bulut

Atatürk Diyor ki;

Pazar, 09 Kasım 2008

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

***

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

***

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. (more…)

Bu Kış İçin Arızalı 10 Film

Pazar, 09 Kasım 2008

Kış geldi ve gün ışığı direncini kaybedince insanların genelinde bir hüzün olur mevsimlik, bu zamanlarda işte en arızalı filmler nedense beni hep mutlu etmiştir, gerçi her zaman bu psikolojik yada anlamak için ekrana kitlenmeyi gerektiren filmlerden yana olmuşumdur… Bilmem belki de sorun bendedir (: Şimdi efendim öncelikle kış dedik ve bilirsiniz hüzün melankoli ve duygusallığın yoğun olduğu bir dönem, bazı dönemlerinde derin iç savaşların, beni kimse anlamıyorların bolca olduğu dönem… Romanların ve filmlerin yanı sıra radyo da çıkan şarkıya eşlik etmenin olduğu dönem… Sevgili ile sarılıpta ekrana kımıldamadan bakmanın hiç bir başka mutluluk ile değişmezliğini anladığınız dönem… Sarı yapraklar, yağmur, kar ve karanlık ….

Filmlere geçelim uzatmadan lafı… Dikkat bu filmler asla beğenilme kaygısı taşamayıp yapılacak yorumlara “hadi ordan” diyebilecek kadar kendini beğenmiştir …

Bunlar sevdiğim sorunlu filmler, ilerde başka kategorideki (gerilim-duygusal-fantastik) filmlerinde paylaşmayı istiyorum…

(more…)

Kasım Her Yüzde

Cumartesi, 08 Kasım 2008

Sevilenler karsında hücuma geçmiş durumdayım…
son söylediğin kelimeyle silah niyetine hücum ediyorum karsındaki acizlere..
“sevdim, sevdik” diye tearuz ediyorlar bana..
“gitti” diye cevap veriyorum karsımdaki düşmanlarıma…

Onların sığınakların da düşlerinde ki “hayaller”,benim sığınağımda koca bir “yalnızlık”…
Onların ellerinde “anlık mutluluklar” ,benim de arkamda son bir çığlık,son bir “feryat” …

Mutluluğa yenik duruma düşerken tek tek saf değiştiriyorlar,ellerinde ki büyük bir cephaneyle…koskoca Bir “hayal kırıklığını” cephane olarak bana getiriyorlar…

Sığınıkları başlarına yıkılıyor,anlık mutluluklar sonsuz acılarla yer değiştiriyor.
Mutluluğun piyonları,tek tek vazgeçiyor kalelerini korumaktan…

Savaşı gene sensizlikler kazanıyor.
Ve gitgide sensizlik koca bir imparatorluğa dönüşüyor…
Yazar : Uğur Albayrak

Kuracak Yeni Bir Hikayem Yok

Cumartesi, 08 Kasım 2008

İzinsiz çalıştığım kaçıncı gün, hatırlamıyorum. Şimdiden kuru, boş bir kabuk gibiyim lakin mütemadiyen çalışıyor olmam bunun sebebi değil; aksine belki de durumu katlanılır kılıyor. Elde edemeyeceğim şeyleri istediğim zaman diğerlerine benzediğimi farkettim. hayatta tutunacak daha çok şeyim oluyor. gözlerini uzağa dikmek ve sahip olmayı istemek yani. Öteki türlüsü, sahip olduklarından memnun, belli bir rotada, sessiz sedasız akmak. o de beni mutsuz ediyordu yalan yok. Sana burada metafor mecaz cart curt kullanamayacağım. Az önce uyandım ve birazdan giyinip işe gidicem geç kalıyorum netekim. Metafora zaman yok yani… Elde edemeyeceğim demek kabalık oldu hem kendime, hem diğerlerine. Kendimi daha az zavallı hissediyorum bir süredir. Çünkü bağımlılıklarımdan kurtulmuş gibiyim. Sıkılmadan içine dahil olabildiğim, özünde çok sıkıcı; ama bir şekilde bu öldürücü sıkıcılık duvarını aşmış bulunduğum şeyler, beni bir şekilde “yaşayabilir” hale getirdi, bunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlatsam anlatamam cörnıl, anlayamaz inan çoğusu. Sıkıcı sıkıcı herşey sıkıcı ve sonunda sıkıcı olmayan bir şey bulduğunda onun özünü sömürene kadar kendinin yapmak istersin ama bir özlü sözümde de dediğim gibi insana “sahip olmak” bahşedilmemiş. Dolayısıyla olamazsın, sahip olamazsın, kalırsın gariban, hissedersin garip, zavallı da biraz. Böyle hissetmek berbat birşeydir cörnıl. Hareketli günler geçiriyorum. Kıymetli deneyimler ediniyorum gerçekten. Tanıdığım insanlar hayatın belki benim hiç geçemeyeceğim köşelerinden geçerek bulunduğumuz noktaya gelmiş, onları tanımak, aynı şeye parçadaşlık etmek güzel lakin gün neye gebe olduysa olsun ve dahi doğurduysa doğurmuş olsun, gece eve gelindiğinde başka filmler dönüyor. Ben bu dünyadan tat alamadım günce. Ben buralarda bir mutlu olmayı, ait hissetmeyi, “hah, tamam” demeyi, akışına kaptırmayı beceremedim. Bulamadım, ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım hep bir kör nokta çıktı eve gelince. Huzursuzluk, öz-kindarlık, garibanlık bütün hasılatı, mahsülü aldı götürdü. geriye şimdiki gibi boş bir kabuk kaldı hep. Sonra bir hadis-i şerif okudum;
Allah bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur, tıpkı hastanıza suyu yasakladığınız gibi.

Belki sahih, belki değil.

Böyle uyumaklara alıştım da böyle uyanmaktan hala nefret ediyorum cörnıl.

Biliyorum artık çok zor çok… Kuracak yeni bir hikayem yok :(

Teşekkürler

Ürkütmez Sevdan Duvarlarımı

Cuma, 07 Kasım 2008

İşte bir gece daha başladı,
Mutsuzluğumu perçinleyen bir gece daha…
Ardımda bıraktığım o yılların bütün olmamışlıkları bir anda süzüldü yanağımdan.
İsyan noktasına gelmiştim bile…
Gülüşün, bana bakışın herşey güzeldi de
İçinde benim olan bir şey yoktu ki
Sana içimi açmakta mı erken davrandım seni sevmekte mi ?
Bilemiyorum daha kaç zaman,
Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum…
Beni kanatan sensizliğin ta kendisi,
Üstelik yanımdayken çekiyorum sensizliği…
Ve bu sessiz çığlıklarım bir dağ oluyor bedenimde,
Sırtımda taşıyorum bütün çıkmazlarımı.
Resmine baktıkça hatırlıyorum benliğimi
Kendimi her defasında kaptırıyorum senin nehrine… (more…)

Ben, Bedevi, Aşk - 2

Perşembe, 06 Kasım 2008

İçimde derin derin, ve sızım sızım bir volkan patlıyor…

Geçmişime, oluşuma, doğuşuma ait içimdeki bütün sıcaklık, magmalaşıyor…

Nefes almakta zorlanıyorum, bir sıcak beni kendine çekiyor, terliyorum…

Gözlerimden akan yaşlar, ter misali çatlaklarımdan sızarken vücuduma, kalbimi çatlatıyorum sana dair bir şeyler sızabilsin içime diye…

İliklerime kadar ıslaklığını hissettiğim gözyaşlarım, yakabilsin içimi diye, iliklerimi çözüyorum birer birer. Her düğmede düğümlenmiş sana dair bir anı elime batıyor, aldırmıyorum…

Bir kalede demliyorum acılarımı artık…

Demini çok koyuyorum hayatın ve şekerini az katıyorum.
(more…)

Ben, Bedevi, Aşk - 1

Pazartesi, 03 Kasım 2008

Gecenin bilinmeze mahkum bir saatinde uyanıyorum ve fısıldıyorum adını. Nerdesin? Konuşmayı unuttum, bir bilinmez dilden sayıklıyorum seni. Beton bloklar gibi devrilip kalmış üzerime umutsuzluk. Ağıtlar yansıyan türkülere seni ısmarlıyorum. Bazan, muhacir gülümsemeler konuk oluyor dudaklarıma, aşkın kadar yalancı, aşkın kadar kısa ömürlü. Yaşamım; yaptığım yanlışların toplamı ki, o yüzden işgal altında şimdi ömrüm. Ama, kıvrılıp giden ve yatağı hiç değişmiyor, neylersin? Gittin, büyümedi güneş yüzlü çocuklar, hep aynı yaşta kaldı. Ben şairim sevgili. Derler ki yalandır sözleri şairlerin. Belki bu yüzden sözlerim bir karşılık bulamadı yüreğinde. Oysa, yalanlarımla sadece yaşamaya bahaneler uyduruyorum, yine de yenilmiş bir militanın sızıp duran kanı kadar acıtıyor beni aldığım her nefes. Gitmek duygusunun bağbozumundayım ne zamandır. Bilmiyorum, gidersem kim sular sabaha karşı, solgun duran mutsuzluğun çiçeklerini, yüreğini kederle kim kanatır? Vazgeçtim seni özlemekten. Özlemek yetmiyor bir aşkın ansızın orta yerinden bölünmüşlüğünü anlamaya. Ayrıntılar unutulup durdukça, az gelişmiş ülke acılarıyla katılıp kaskatı kalmış bir çöle dönüyor seni özlemek. Ellerimden kayalara bulaşan kanımın siyahlığında yitiriyorum her şeyi ve çaldığım ateş sönmek üzeridir. O yabani kartalın ciğerlerimi didiklemesi bile acıtmıyor beni seni özlemek kadar. Titreyip duran bir serçe gibi alıyorum avuçlarıma geceyi. Biriktirdiğim göz yaşlarımı içiriyorum. Işığı inkar ediyorum, bilinmesin diye içimdeki sancının kirli, yeşil suyu. Otistik bir çocuk oturuyor gözlerimde. Ne yana baksam onu görüyorum. Eski bir kapı çıngırağı elinde. Susuyor, hiç konuşmuyor, çıngırağı gösteriyor yalnız. Kirli, küflü ve ölü bir çıngırak. (more…)

36 sorgu. 3.101 Saniyede Olustu.