‘deneme’ olarak etiketlenmiş yazılar

Kişisel Bir Şehir Öyküsü

Pazar, 28 Eylül 2008

İşte yeniden adım atıyorum o özlem duyduğum boz toprağa ve yıllar sonra içime çekiyorum o hayat kokan atmosferini. Havada uçuşan toz zerreciklerinin bile bana söylemeye çalıştığı bir şeyler var: HOŞGELDİN!
İçim kıpır kıpır. Ve çocuksu bir heyecanla sarılmış halde bir adım daha gidiyorum.

Şehir… Uzaktan görüntüsüne takılıyor gözlerim. dalıyorum.. Kapılıyorum büyüsüne, seviyorum o karmaşayı, o monotonluğu, o yorucu akımı. Oysa beynimi yoruyor tüm bunlar ve soluduğumsa egsozdan başka bir şey değil!  Seviyorum yine de… Çünkü en yakınımda, sen aşağıda, ben balkonda; aynı havayı içimize çekiyoruz ve belki de senin verdiğin her bir nefes bana yeni bir soluk oluyor. Yani sen yaşıyorsun, ben yaşıyorum. Sen sigaranı içiyorsun, ben dumanını yakalamaya çalışıyorum. Sen konuşuyorsun, ben dinliyorum. Sen bana bakınca ben de sana bakıyorum. Oysa sen gülümseyince, ben bakışlarımı kaçırıyorum. Ve ben… hoşlanıyorum. Senin hislerini ise hiç bilmedim, bilemeyeceğim.

Aynı şehrin monotonluk girdabına düşmüş iki insan olmak bile yetti bana.

Sen çalışıyorsun… ben seni izliyorum. (more…)

Aşkın Yangını

Cumartesi, 21 Haziran 2008

Okuldaki ilk günüm. Çok heyecanlıyım. Çünkü artık ben de üniversiteliyim. Yeni arkadaşlar, yeni dersler, yeni bir hayat beni bekliyor. Neşe dolu kişiliğimle sınıfın eğlence kaynağı olacağım biliyorum. Sınıfa girdim. Boş bir sıra bulup oturdum. Yanıma birisi geldi. Benim gibi uzun boylu ama benden gayet yakışıklı. Hem gözlüğü de yok. Kim bilir kaç tane sevgilisi vardır. Neyse canım banane. Belki de iyi bir çocuktur.
- Merhaba, ben Erdinç.
Afalladım.
- Hıı, merhaba ben de Özcan. Memnun oldum.
Derken çocukla samimiyeti artırdık. İyi bir çocuktu. Birlikte iyi anlaşıyorduk. Eğlenceli vakitler geçirdik. İlk günden bu kadar keyif alacağımı hiç sanmamıştım. Çok güzel kızlar var sınıfta. Ama bir tanesi var ki, beni adeta büyüledi. Ama ilk 1 ay hiç konuşamadım bile kendisiyle. Utangaç birisine benziyor. Hıh, sanki ben çok farklıyım. Erdinç artık yanımda oturmuyor. (more…)

Korkma

Perşembe, 15 Mayıs 2008

Kına çalınmış gökyüzüne, tuğla tozu renginde kızılca kıyamet sanki… Akşam ezanı da okunuyor ama günlerden cuma değil ki! O korku filmlerindeki salıncağa binen kız çocuğu gibiyim. Huzursuz, tedirgin, ürkek…

Kulağımda eskimiş bir ezgi, içimi cızlatırcasına… Umut diye sakladığım günler dudak büker bana çalan her notada… Çok mu zor yüreğim çiçeklerini tekrar açmak? Tüm gücünle savaş aç şu paranoyaklığına… Boş ver yesin bitirsin beynini örümcek kuşkular, şu içini kemiren kuşkular. Biliyorum çok zor. Sen yine de çiçeğini sula, o derin çizgilere inat, o yaşanmamışlıklara inat, o hayal kırıklıklarına inat… Dinleme beyninde ki aç kurtları, dinletme. Yorgun düştüğün o gece yarılarında yorma kendini, izin ver gözyaşlarının intiharına, tuzuyla içinin yarasına bas, acıdan kavrulsun korkma! (more…)

Hayaller

Çarşamba, 14 Mayıs 2008

Hayal…
Hayaller…
Hayallerim…

Hani gözlerinizi kapatıp olmasını istediğiniz şeyler için kurduğumuz, olmayacağını hiç hesaba katmadığımız o pembe düşler vardır ya. Pembe panjurlu evlerin ve bahçesinde çocukların koşturduğu, yoksulluğun sokaklarda kol gezmediği, kimsenin ağlamadığı ya da ağlatmak için bir sebep aramadığı, kavgasız, gürültüsüz, düşmansız, riyasız, gerçek olmayan gerçek bir hayattır yaşanamayan. İçki şişesinin dibine vurup kör kütük sarhoş olduğunuz andır. (more…)

Unutulan Kapı

Salı, 13 Mayıs 2008

Ölüm: Dört gözle beklediğin halde gelmeyip te sonra beklemekten vazgeçip hayatla barıştığın an birdenbire beklenmedik sürprizler yapmaya bayılan…. şey..

Ne ölümden korkan birisiyim, ne de hayatı her şeye rağmen yaşamaya değer görüyorum.Hiç kaçmadım ölümden; ona yakın olduğumu hissettiğim an bile..

Onun soğuğunda titremeyi ben seçtim, bilerek; ama aslında istemeden gittim kapısına. O da istememişti beni o gün.. (more…)

Kum Taneleri

Pazartesi, 12 Mayıs 2008

Bu gün ki yazımı tüm kirlerden, seslerden, öfkelerden çok uzakta; denizin kumları azarladığı, rüzgârın her şeyi susturup dize getirdiği eşsiz bir koy’dan yazıyorum. Bu koy’un bir adı var ama ne olduğunun şuanda bir önemi yok. Benim gizli saklı köşelerimden biri.
Bana ait…
Bana özel…
Mekân ve zaman tanımayan ben; deniz ile karşı karşıya kaldığım anda çaresizce mavi suların esaretine ruhumu teslim etmekten kurtaramıyorum
(more…)

Savaş

Pazartesi, 12 Mayıs 2008

Gergin tuttuğu okunu yanağının üstündeki bir noktadan saldı. Ok ice bir ıslık çalarak havada ilerledi ve hedefi vurdu. Miğferin kurtamadığı hedef ufak bir kan gölünün ortasına düştü.

Etrafına bakındı. Her yerde kan ve çelik vardı. Elleri kana bulanmıştı. Savaşın dehşetini yaşıyordu. Eline ilk kılıç aldığı günkü gibi hisseti kendini birden. Burnu koku almıyordu, elleri yayı hissetmiyordu, gözü görmüyordu, konuşamıyordu tek yapabildiği öldürmekti. İşte ilk savaşının dehşeti Adnul’u böylesine dehşete düşürmüştü. (more…)

Sıkıntı

Cuma, 09 Mayıs 2008

Sıkıcı hayatında bir değişiklik yoktu. Sıkıcı,monoton,aynı. Attığı her adım, yaptığı her konuşma, ettiği her laf, sigarasından aldığı her nefes; aslında daha önce yapmış olduğu bir şeydi. Önemli birşeyde değil. Bir hiç. Koca bir sıfır. Dinlediği müzik bile aynıydı. Hiç bir değişiklik yok. İç geçirerek fortmantodan ceketini alarak dışarı çıktı. Yürüdüğü yollar, gördüğü yüzler, bindiği otobüs aynıydı. Birkaç kadeh içkiden sonra kendini eski arkadaşlarında birnin evinin önünde buluyor. Bu yakınlarda geldiğini hatırlıyor. Hep gelirdi zaten. Zili çalıp kapının açılmasını bekliyor. Mekanik bir ses ile kapı açılılıyor. Her zaman aynı ses… Asansöre biniyor,geçen hafta bindiği asansör… Sekizinci kata basıyor.Kapı kapanmak üzereyken biri araya bir Uykusuz sokuyor. Sensörlü kapı tekrar açılıyor. (more…)

Sevda

Perşembe, 08 Mayıs 2008

Sevmeli insan. Umarsızca, hiçbir yalan katmadan sevdasına… Alışkanlıktan öteye geçmeli içinde büyüttüğü amansız, dermansız, hiç ölmeyen aşkı… ne zamanki yüreği çarpar bir kuş misali gençleşmeli insan her kaç yaşında olursa olsun… Sevmek… Bir kelime midir sadece sevmek! Şarkılarda dinlenen bir ezgimidir sadece yoksa alkol akşamlarında yüreğe çalınan bir yudum şarap mıdır? İçince gerçekten güzelleşir mi insan? Yoksa zaten güzel midir sevgiyle addolunan? Öyle bir sevmeli ki seven sevdiğini, yüreğine dokunabilmeli aynı anda gözlerine bakarken. Aldığı nefes bastığı topraklar bile dile gelmeli aynı zamanda. İçinden sevmeli insan. Yüreğinden koparcasına. (more…)


38 sorgu. 0.302 Saniyede Olustu.