‘Derken’ olarak etiketlenmiş yazılar

Rus Ruleti

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Her aşkın katili aşkın ta kendisiydi. Silahında tek kurşun… Kurşunu yalnızlık. Rus ruleti.
Çanakkale türküsü gibi ölmeden mezara gömdüler beni…
Tek kurşun…
Kansız…
Ve kefensiz ölüm…
Dünyanın tozpembe göründüğü zamanlardı. Seni seviyorumla başlamıştı her şey. Yalan doğmamış, kana ihanet karışmamıştı.
Aşkın bakire olduğu zamanlardı. Aşklar bir hiç uğruna kirletilmemişti. Verilen sözler sözdü ve mertlik namertliğe teslim etmemişti kendini.
Gözlerin yalan söylemediği zamanlardı. Gözler kalbin aynasıydı ve aynada görünün kalp henüz tozlanmamış, akşamlar akşamlığını, gündüzler gündüzlüğünü kaybetmemişti. (more…)

Yaprağın Kaderi Düşmektir

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Bir bankın üzerindeyim. Hiç olmadığım bir şehirde… Bulunmadığım, görmediğim manzaranın büyüsüne kapılmışım yine hayaller benle. Onlar beni hiç terk etmediler hemde hiç. Dalmışım martıların sesine rüzgârın uğultusuna kapılmışım, denizin derinliklerinde balık oluyorum bazen özgürlüğün dibine vuruyorum. Görmediğim denizin görmediğim zemininde yüzüyorum En dipteyim şimdi vurgun yiyiyorum Vücudum kanıyor. Suyun tüm temizliğin duruluğunu bozuyorum akan kanla, oluk oluk kan kirletiyor denizimi yine ben yapıyorum En yakın sensin derler ya, en yakın ruh sensin, en yakın limansın gemilere… Hala bankın üzerindeyim. Hava çok soğudu, üşüdüğümü hissediyorum. Bulunmadığım şehrin bulunmadığım rüzgârıyla… Tek tek geçiyor insanlar, daha yeni fark ediyorum bazı şeyleri. Telaşlı tüm yollar, tüm kaldırımlar biraz onlara dalıyorum. Yine hayallerime dalmışım. (more…)

Bu Kadar Sevebilirmisin

Pazar, 22 Haziran 2008

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez…. Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra… Okullarını bitirince hemen evlendiler. (more…)

Elindekilerle Yetinmek

Cuma, 20 Haziran 2008

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.
(more…)

Tiger and the Snow - Kar ve Kaplan

Çarşamba, 18 Haziran 2008

Acaba aranızda benim gibi yıllarca o’nun geleceğini umut ederek bekledi, sizi bilmem ama ben hem rüyalarımda o’nu gördüm hemde o gelecek diye yüzlerce mektup yazdım onardım pas tutan yüreğimi şimdi çok iyiyim çünkü o var ve bırakmıyacağım asla…

(more…)

Beslenme Çantası

Perşembe, 12 Haziran 2008

Acılardan bir beslenme çantası olmalı insanın… Beslendikçe yazabilmeli, yazdıkça beslenebilmeli… Lakin hiçbir zaman annesi acı doldurmamalı o çantaya… Hayat olmalı, aşk olmalı, sevgi olmalı bu acılar… Çocukluğumuzdan kalma alışkanlılarımızla, hayata beslenme çantamızla çıkabilmeliyiz. Öğretmenimiz acılar olmamalı. Derslere tam vaktinde gitmeliyiz. Ve en ön sırada, can kulağıyla dinlemeliyiz. Anlamadığımız noktalarda, tekrar tekrar sormalıyız çünkü bilmeliyiz ki anlaşılmıyorsa eğer bir acı, tecrübe olarak kafamızın bir kenarında mevzilenmeyeceği için, tekrar önümüze dikilebilmektedir, çaresizlik misali… Birinci tenefüs arasında hafif şeyler yemeliyiz. Bir dilim paranın üstüne sürülmüş, az bir maddiyatla açlığımızı yatıştırmalıyız. (more…)

Ortaoyunu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

ORTAOYUNU

1.ORTAOYUNUN KAYNAĞI
Orta Oyunu’nun, “Meydan oyunu” ve “Kol Oyunu” dan geçerek varmış olduğu son şekil; konuları, oyunların dramatik yapısı, oyun tarzı, komik unsûrları ve tipleri ile Karagöz’ün Perde’den meydan’a inmiş şeklinden ibârettir. Şükrü Elçin de Ortaoyununu aynı şekilde “Meddahın çok sanatkârlı şekli veya Karagöz’ün perdeden yere inmiş nev’i” olarak tanımlamaktadır. Meddah’ın çok sanatkârlı bir şekilde veya Karagöz’ün perdeden yere indirilmiş hali olarak tarif edebileceğimiz Ortaoyunun Türkiye’de eski kol oyunlarının temsili bir karakter alması ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. (more…)

Saraydaki Halk Tiyatrosu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

HALK TİYATROSU
Halk tiyatrosu kavramı ülkemizde üzerinde çok tartışılmış olan kavramlardan biridir. Bu tartışmalarda ortaya konan düşünceler pek çok bakımdan farklı olmalarına rağmen, aralarında bazı ortak noktalar bulunduğu da gözlenmektedir. Bu tartışmalarda öncelikle üzerinde durulan konu, halk tiyatrosunun seyircisi sorunudur. Bir görüşe göre halk tiyatrosunu, “seyircisi halk olan tiyatro” şeklinde tanımlamak gerekir. Ancak bu noktada bir tartışma ortaya çıkmaktadır: Halk kimdir? Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hemen herkes hemfikirdir. Ancak, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır. Bir görüşe göre halkı, “emekçi sınıflar” şeklinde tanımlamak doğrudur. (more…)

Anka Kuşu

Cuma, 06 Haziran 2008

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. (more…)