Bir Şubat
Salı, 17 Haziran 2008
Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, (more…)
Acılardan bir beslenme çantası olmalı insanın… Beslendikçe yazabilmeli, yazdıkça beslenebilmeli… Lakin hiçbir zaman annesi acı doldurmamalı o çantaya… Hayat olmalı, aşk olmalı, sevgi olmalı bu acılar… Çocukluğumuzdan kalma alışkanlılarımızla, hayata beslenme çantamızla çıkabilmeliyiz. Öğretmenimiz acılar olmamalı. Derslere tam vaktinde gitmeliyiz. Ve en ön sırada, can kulağıyla dinlemeliyiz. Anlamadığımız noktalarda, tekrar tekrar sormalıyız çünkü bilmeliyiz ki anlaşılmıyorsa eğer bir acı, tecrübe olarak kafamızın bir kenarında mevzilenmeyeceği için, tekrar önümüze dikilebilmektedir, çaresizlik misali… Birinci tenefüs arasında hafif şeyler yemeliyiz. Bir dilim paranın üstüne sürülmüş, az bir maddiyatla açlığımızı yatıştırmalıyız.