‘gecenin’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Acıya Acıda Buldum İlacı

Salı, 11 Kasım 2008

Sabahtı. Kaldırımlar alev alev yanıyordu sanki. Etrafta kuÅŸ uçmuyordu. Dört bir tarafta bir ölüm sessizliÄŸi, sinsi sinsi soluyordu. Sokak lambaları hala yanıyordu. Işıl ışıl bir yoksunluk saçıyordu etrafa. Işıl ışıl bir korku sızıyordu bakışlarından. Kaldırımlar ıslaktı. Geceden kalma gözyaÅŸlarını taşımıştı sabahın rıhtımına. Kaldırımlar yorgundu. Yalnızlığın koynunda sabahlamış bir gecenin vebalini yüklenmiÅŸti. Uykusuzdu… Bin yıllık bir gecenin bestesini mırıldanıyordu taÅŸ kesmiÅŸ dudakları. Geceden kalma bir hüzün dolaşıyordu dört bir yanda. Kınında kurumuÅŸ bir aÅŸkın yüzükoyun yatışı kalmıştı. Solgun bir feryat kalmıştı sokak başında. Ve yarına atfedilen birkaç parça umut… Birkaç parça düş kırıntısı çapaklı gözlerinde… Bakışlarında sımsıkı sakladığı bir hayal vardı. İşaret parmağında yere serpilen zafer çığlığı… Ve namlusunda, çaresizliÄŸini tetiklediÄŸi bir kalem… Hemen yanı başında, rüzgârın kollarında titremeÄŸi unutanlar gibi… ıslak bir kâğıt… Zaman, dilsiz… Zaman kimsesiz… Bekleyeni olmayan bir liman ÅŸehri… Rıhtımında unutulmuÅŸ durgun bir deniz… Zaman önemsiz ÅŸimdi… Ardında hiçbir iz bırakmadan gidenler gibi… Gidip de dönmeÄŸi unutanlar gibi… Oysa ne kadar sakin bu sokaklar. Bu ÅŸehir ne kadar masum görünüyor bana ÅŸimdi. Zaman ne de çabuk emmiÅŸ yüreÄŸimden hasreti! Yıllar ne de çabuk sindirmiÅŸ seni! Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara. Hazan yapraklarının kıpırtısına eÅŸlik ediyor ÅŸimdi rüzgâr. (daha fazla…)

SensizliÄŸin Sen Hali

Pazar, 09 Kasım 2008

YokluÄŸun, bıçak gibi ikiye bölüyor yaÅŸama dair bütün olasılıkları. Gül dermeÄŸi kurarken düşlerim ÅŸafağına, takılıp kaldı yüreÄŸim dikenlerin oltasında. Kelimeler tükendi dilimde. Cümleler, kurgusuz, kuralsız ve darmadağınık. Hükmü yok… Anlamı yok beklemenin. Çaresiz bekleyiÅŸlerin tavında demini aldı hasret ve alışmaya çabaladıkça alıştım. Alışmak hala acı çekmekse, alıştım yokluÄŸuna. Åžimdi sensizim. Acılarına alışmışlığım, yokluÄŸuna katlanmışlığımdır artık tek dayanağım. Sevdaya dair ne varsa, keÅŸkelerin kaygısıyla piÅŸmanlığı kusmakta ve yüreÄŸim hala sana gitme diyememenin kesiÄŸini kanamakta… Uyaksız duyguların, serbest hecelerinde mahkûm duygular müebbedindeyim. Kimliksiz bir haletin, ruh gurbetine sürüklediÄŸi zavallı bir benliÄŸim. Mahkûm benim. Gardiyan yine ben… Suçum sen, cezam ise sadece kendimim. Katlanamıyorum artık kendime. Kaprislerime dayanamıyorum artık… Kırık dökük bir kalbi hüküm giymiÅŸ, bıçak ağızlı bir yalnızlığa hapsolmuÅŸum sanki. Kıpırdayacak olsam, içimde bir yerler kesik yiyor ve küfürbaz isyanlar ayaklanıyor kurduÄŸum cümlelerde. Sonra gecenin koynuna başımı yaslayıp, duruyorum sessizliÄŸe kulak kesmiÅŸ bir bekleyiÅŸin yollarına. Bekledikçe sabrım daralıyor… Yollar uzuyor inadına. Ama ben, karanlığı didikliyorum fersiz gözlerimle. (daha fazla…)

Ben, Bedevi, AÅŸk - 1

Pazartesi, 03 Kasım 2008

Gecenin bilinmeze mahkum bir saatinde uyanıyorum ve fısıldıyorum adını. Nerdesin? KonuÅŸmayı unuttum, bir bilinmez dilden sayıklıyorum seni. Beton bloklar gibi devrilip kalmış üzerime umutsuzluk. Ağıtlar yansıyan türkülere seni ısmarlıyorum. Bazan, muhacir gülümsemeler konuk oluyor dudaklarıma, aÅŸkın kadar yalancı, aÅŸkın kadar kısa ömürlü. YaÅŸamım; yaptığım yanlışların toplamı ki, o yüzden iÅŸgal altında ÅŸimdi ömrüm. Ama, kıvrılıp giden ve yatağı hiç deÄŸiÅŸmiyor, neylersin? Gittin, büyümedi güneÅŸ yüzlü çocuklar, hep aynı yaÅŸta kaldı. Ben ÅŸairim sevgili. Derler ki yalandır sözleri ÅŸairlerin. Belki bu yüzden sözlerim bir karşılık bulamadı yüreÄŸinde. Oysa, yalanlarımla sadece yaÅŸamaya bahaneler uyduruyorum, yine de yenilmiÅŸ bir militanın sızıp duran kanı kadar acıtıyor beni aldığım her nefes. Gitmek duygusunun baÄŸbozumundayım ne zamandır. Bilmiyorum, gidersem kim sular sabaha karşı, solgun duran mutsuzluÄŸun çiçeklerini, yüreÄŸini kederle kim kanatır? Vazgeçtim seni özlemekten. Özlemek yetmiyor bir aÅŸkın ansızın orta yerinden bölünmüşlüğünü anlamaya. Ayrıntılar unutulup durdukça, az geliÅŸmiÅŸ ülke acılarıyla katılıp kaskatı kalmış bir çöle dönüyor seni özlemek. Ellerimden kayalara bulaÅŸan kanımın siyahlığında yitiriyorum her ÅŸeyi ve çaldığım ateÅŸ sönmek üzeridir. O yabani kartalın ciÄŸerlerimi didiklemesi bile acıtmıyor beni seni özlemek kadar. Titreyip duran bir serçe gibi alıyorum avuçlarıma geceyi. BiriktirdiÄŸim göz yaÅŸlarımı içiriyorum. Işığı inkar ediyorum, bilinmesin diye içimdeki sancının kirli, yeÅŸil suyu. Otistik bir çocuk oturuyor gözlerimde. Ne yana baksam onu görüyorum. Eski bir kapı çıngırağı elinde. Susuyor, hiç konuÅŸmuyor, çıngırağı gösteriyor yalnız. Kirli, küflü ve ölü bir çıngırak. (daha fazla…)

İnternet

Salı, 26 Ağustos 2008

Saat gene gecenin bir yarısı ve ben gene bilgisayarımın başındayım. En sevdiğim arkadaşım internetle birlikteyim.

İnternet üzerinde istediÄŸiniz kimliÄŸe bürünebilirsiniz. Çünkü kimse birbirini tanımadığından herkes yalan söyler, sizin yalanlarınızın onun yalanlarını yansıtmaların korktukları için anlasalar bile birÅŸey demezler. Hergün forum, messenger, facebook gibi yozlaÅŸmış ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Hepsini olmadığım birÅŸey olduÄŸuma ikna ediyorum. Benimle konuÅŸuyorlar. Bende onlarla konuÅŸuyorum. Yalan söylüyorum. Lisede okul müdürünün bir lafı aklıma geliyor, “Birkaç yıl sonra manyak gibi makinelerle konuÅŸağız herhalde” iÄŸrenç ve tiksindirici bir adam olsada haklılık payı var.

Ama o insanların tanıdıkları kiÅŸi ben deÄŸilim. Onları koskoca bir yalana inandırıyorum. Bu o kadar sık oluyor ki benliÄŸimi kaybetmeye baÅŸladığımı hissediyorum… Ama sanırım bu tam bir yazı deÄŸil… Bu büyük ihtimal ÅŸu imdat çaÄŸrılarından biri olsa gerek. Belki de bir itiraf… (daha fazla…)

Her Bahar

Cuma, 22 AÄŸustos 2008

Pas tutmuÅŸ merdiven demirleri, gecenin karanlığında kendini hissettirmek adına ellerimizi kirlenmiÅŸ bir sarıya boyuyor,gelecekte de varlığını sürdürecekmiÅŸ izlenimiyle aydınlığa kavuÅŸmayı beklercesine, tenimize iÅŸliyordu .Yarım kalmış basamakları çıktıkça, eski harabe evlerdeki gibi , kırılmaya hazır merdiven tahtalarının, adımlarla buluÅŸtuÄŸu an, çıkan ses,etin bıçakla kesilmesi anında iÅŸitilen gıcırdamalara benzer bir üslupla geliyordu kulağıma.Ve bir köşeye çekilip, usulca aÄŸlayan bir kız çocuÄŸunun sesi gibi , koridorun boÅŸluÄŸuna sesleniyordu sessizlik ÅŸarkısı. Uzun bir soluÄŸu andırıyordu rüzgârın çıkardığı ufak esintilerin birleÅŸmesi. Hüzün ile aÄŸlamayı kucaklaÅŸtıran çıtırtılar ve rüzgârın seviÅŸmesi hiç bu kadar göz önünde yaÅŸanmamıştı. İzledikçe acı çeken ruhlarımız, bedenden çıkmak için çığlıklar atıyor ve bir daha yaÅŸanmaması için bu acıyı karanlığa sürüklüyordu, çıldırmış bir gövdenin acımsı haliyle. (daha fazla…)

Gitmek Gelmiyor İçimden

Pazar, 03 AÄŸustos 2008

Yapayalnız bir ÅŸehrin sessiz sokaklarında yürüyorum. Topuklarım yere temas ettikçe çıkan sesten baÅŸka ses yankılanmıyor kulağıma. Evet… Yalnızım… Yalnız bir başıma yürüyorum gecenin karanlığına. İçimde bir sıkıntı var nedenini bilmediÄŸim. Kendimi seni düşünürken buluyorum yine. Ve yine süzülüyor yanağımdan bir damla hüzün. Nedeni neydi bilmediÄŸim çıkmazlardayım yine. Yine yalnız… Yine bir başına… Aklıma gelmiÅŸken. Hatırlıyormusun o ilk gecemizi. Deniz kenarında, ıssız bir sahildeydik hani. Nasılda utanmıştı gözlerimiz birbirine bakarken usulca ve kaçamak. Yanaklarımızdaki kızarıklığa güneÅŸi sebep göstermiÅŸtik hani. Aslında titrek birer güvercin kalbiydik ikimizde. Ayaklarımız yere basmıyordu hani. Heyecandan konuÅŸamamıştık bile. Sadece ben elini tutmuÅŸtum sen denize dikmiÅŸ gözlerini, başını omzuma yaslamıştın. Åžimdi arıyorum o günlerimizi. O heyecanlarımızı, sevinçlerimizi, kalbimizi… (daha fazla…)

Özlemlerim, Kavgalarım

Pazar, 27 Temmuz 2008

Uykusuz geçen bir gecenin sabahındayım yine.
Gözlerimi apansız bir karanlığa açtım ne gam.
Soğuk biramdan bir yudum daha çektim sensizliğin sessizliğinde.
Sigaramdan bir nefes daha üfledim ciğerine gerçeklerin.
Yoksunluğun öyle kavurdu ki içimi, yangınlardayım yar…
Kahır dolu günlerin geçen saatleri bir mavzer gibi dağlıyor yüreğimi.
Ve bir gün daha bitti akşam oldu yine
Vakit tamam
Amansız gecelere bıraktım kendimi (daha fazla…)

Devrik Cümle

Salı, 08 Temmuz 2008

Adı konamayan suskunluların sevinç bozma sahnesine dönmesiydi yalnızlık, hiçbir şey bilmediğini bilmek, bilmediğine fütursuzca yürümek bilge susmuydu, arkası revan günlerin kanrevan boşluğunda boğazıma doladım kinimi… Aşk yalnız yaratılmamıştı cana, karaya çalan düşlerin hüzün sıtması onda hep vardı… Zihnime ilişen biçarelikten sıyrılamadım İleyha, kapımı kapadığım acının, boşluğunda içime ve sahipliği yapacağını hesaba katamadım…

Aklıma sus, dilime pas, kaleme yas… Terk etmek yiğitliği korkaklığa salmaktı, şimdi hangimiz en cesurun en korkağıyız İleyha…

(daha fazla…)

Bir Yanım İstanbul

Çarşamba, 25 Haziran 2008

Şu an İstanbul’a herhangi bir sahilinden bakmak için,
Kapatıyorum gözlerimi seninle birlikte.
Her yanım İstanbul…

Düşüyoruz bir gecenin sessiz mekanına.
Sahipsiz bir mekanda geceye.
Mekansızlığımızın en derin arklarından geçip kendi yolumumuzu buluyoruz.
Ve taşıyoruz içimizde koca bir kentin bıraktığı izleri,
Kaldırımların arasından bir mazgala düşerek denize sürükleniyoruz yanızmdaki çöllerimizle.
Uzak kilometrelerin arasından alıyorum biliyormusun..? Senin kokunu.
En tenha yerinden sayıklıyorum seni. Bak sevdiğim İstanbul yanımda…

(daha fazla…)

37 sorgu. 0.600 Saniyede Olustu.