‘gözya’ olarak etiketlenmiş yazılar

Ben, Bedevi, Aşk - 2

Perşembe, 06 Kasım 2008

İçimde derin derin, ve sızım sızım bir volkan patlıyor…

Geçmişime, oluşuma, doğuşuma ait içimdeki bütün sıcaklık, magmalaşıyor…

Nefes almakta zorlanıyorum, bir sıcak beni kendine çekiyor, terliyorum…

Gözlerimden akan yaşlar, ter misali çatlaklarımdan sızarken vücuduma, kalbimi çatlatıyorum sana dair bir şeyler sızabilsin içime diye…

İliklerime kadar ıslaklığını hissettiğim gözyaşlarım, yakabilsin içimi diye, iliklerimi çözüyorum birer birer. Her düğmede düğümlenmiş sana dair bir anı elime batıyor, aldırmıyorum…

Bir kalede demliyorum acılarımı artık…

Demini çok koyuyorum hayatın ve şekerini az katıyorum.
(daha fazla…)

Rüzgar ve Yağmur

Çarşamba, 22 Ekim 2008

Kıyıya vardıklarında saydam bir kayık onları bekliyordu. Deniz her zamankinden durgundu. İskele tahtalarına vuran küçük dalgalar Yağmur’un ayaklarını ıslatıyor, bedenine tatlı bir ürperti veriyordu. Rüzgâr ise hiç konuşmuyordu. Gidişi onu çok üzecekti. Hala kızgındı kendine. Onu göndermeyebilirdi istese, ya da onunla birlikte gidebilirdi. Ama kayık tek kişilikti ve yalnızca yağmuru taşıyabilirdi.

Yağmurun o gün üzerine giydiği siyah uzun elbiseyi ona rüzgâr almıştı. Saydam vücudunu ortaya çıkaran, daracık bir elbise… Kaçıncı olduğunu unuttukları bir doğum gününde bir anda giydirivermişti ona yeni elbisesini. Yağmur utanmıştı o an rüzgârdan. Çekingen bir tavırla: “Neden siyah bir elbise aldın” diye sordu. Huzursuzdu bu elbise ile görünmekten.

- Biliyorum, bir gün gelecek ve sen gideceksin. Bu elbiseyi o gün için aldım.
- Gitmek mi? Bu da nereden çıktı?
- Kendini kandırma. Rüzgârım ben, hayatın hangi yönde estiğini bir ben bilirim. Gün gelecek ve sen benden kopacaksın. Uzak diyarlara yelken açacak, bensiz yağıp ağlayacaksın.
- Lütfen böyle sözler söyleme, ben senden asla ayrılmayacağım!
- Ve ben seni özlüyor olacağım. O gün üzerinde bu elbise olsun istedim. Aklımda son kez bu elbise ile kal. Onu benden uzak diyarlarda yaşarken giydiğini bileyim. Bu bana yeter…
- Rüzgâr… (daha fazla…)

Ben Tiyatro Yapamam, Sahne Eğitimim Yok

Cumartesi, 06 Eylül 2008

Ne kadar yorgun düşmüşüm. Ne kadar dışarda dolaştım, kimleri gördüm, ne kadar gözyaşı döktümde hangü yollarda durup durup geldim hiç hatırlamıyorum. Şuan gözümü açtım ve sanırım büyüm bir uyku sonrası gözümü yeni yeni açıyorum. Kendime yeni geldiğim çok açıkta…. gerisini bilmiyorum. Geçmişi unuttum sanırım. Bittimi şimdi tüm acılarım acaba. Kendi kendimi mi avutuyorum. Yoksa isteklerim beynimi elle geçirebilirmi acaba. Okadar çok yoruldum ki bu rüzgarlarda tüm afetlerde sarsılıp toz duman olmaya. Okadar çok yıkandım ki tüm dünyanın pislikleriyle.Şimdi bu susuz dünyada yıkanacak, kendimi bulacak suum yok. Derseniz siz çiçekmisiniz…. yok hayır ama bir farkım var mı?acaba diye az düşünmedim. Onlarda yaşayıp gidiyor bende ama kim neyi yaşıyor hiç anlamadım ben. Bana birçok görev verildi değil mi? Birçok insanla baş etmem söylendi… herkese ayak uydurmam geretiğini, büyük bir tiyatrocu olmam gerektiği, bazen ufak yalan atmayı becerebilmeyi, bazen arkamı dönüp gitmeyi becerebilmeyi, bazen yakınlarımı bir seferde çıkarlarım için silebilmeyi, bunların nicesini… efendisini istediler beden. (daha fazla…)

Ne Zor

Perşembe, 26 Haziran 2008

Sana beni anlatmak ne zor ey yar!
Sana seni anlatmak ve anlamak en zor olanı, ne zor ey yar;
Reddedilmiş umutlarımda, hani şu biriktirilen düşlerimde…

Şu yaşananların birine sabır, ikincisine sabır.
Birleşirlerse dahaların en dahası sabır.
Dayanmak ne zor Rabbim!
Sana gelememek bu inancımın içinde.
Elimin tersiyle itememek şu soluduğum havayı,
Her şeye rağmen diyebilmek yaşama, (daha fazla…)

Dokun Bana Serserim

Çarşamba, 18 Haziran 2008

“Şimdi söyleyeceklerimi yuttum ,
Yüreğim konuşsun harf harf…”

Ey dudaklarına sirayet etmiş son(ları)baharı silemediğim, Sen beni yüreğimin cümlelerini sıvamış dudaklarımı “ suskunluğa” teyemmüm etmekle suçlamaktasın ? Yoksa gözlerindeki hayat rengini yüreğimdeki ölümle süslenmekle mi itham etmektesin ? Belki de beni çoktan gitti bilmektesin belki de başka yüreğin terini silmekte görmektesin. Beni nerde kimin huzurunda el pençe divan durmuş düşünsen de ben aynı yerdeyim. Suskunum ya, içindekileri okur gibiyim… (daha fazla…)

Bir Şubat

Salı, 17 Haziran 2008

Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, (daha fazla…)

39 sorgu. 0.911 Saniyede Olustu.