‘inde’ olarak etiketlenmiş yazılar

Televizyon

Cumartesi, 23 Ağustos 2008

İskoçyalı mühendis John Logie Baird tarafından 26 Ocak 1926 yılında icat edilen televizyon günümüzün en yaygın kullanılan haberleşme organıdır. Bu organın kurulması, tüm dünya tarafından bilinir hale gelmesi, faydalarının neler olduğu ve aygıtının kullanım sınırlarının ne olduğu tabi ki o dönemde tam olarak kavranamamıştır belli bir süreç sonucunda taşlar yerine oturmuştur. Özellikle ülkemizde bu süreç çok daha uzundur.Ülkemizde televizyonla ilgili ilk çalışmalar 1965 yılında bir deneme istasyonun kurulması ile başlar.Bunu 1968’de yapılan siyah-beyaz test yayını izler.Doksanlı yıllara gelindiğinde birbiri ardınca kurulan özel kanallarla bu uzun süreç olgunluğa kavuşmuş ve Türk televizyonculuğu artık şekillenmeye başlamıştır.Ve günümüze gelindiğinde artık televizyonsuz bir tek ev bile kalmamış,küçük beldeler, ilçeler bile kendi yayın organlarını kurar hale gelmiştir. (more…)

Aşk-ı Bade

Perşembe, 31 Temmuz 2008

Belleğinde silinmiş hatıraları yaşıyorum,sen bilmezsin.
Bir aşkın ardından kalan kırıntıları veriyorum içimdeki güvercinlere.Hepsinin adını umut koydum.

Umut güvercinlerini salıyorum gökyüzüne.Kimisi uçmak istemezken,kimisi de bana inat yanına havalanıyorlar.Hepsini sana göndericem yakında.Öncesinde sensizliği ezberletiyorum onlara.

Artık sabahları da erken uyanmıyorum.Sanırım yok oluyorum yavaş yavaş.Kimsenin farkında değilim.İçtiğim aynı sigara aynı tadı vermiyor sende sonra.Daha da acı geliyor.Ve aynı şehir.Anlamı yok oluyor.Sen yoksan hiçbir şeyin tadı olmuyor.Ne film izlemenin ne de yemek hazırlamanın.
(more…)

Rüya

Çarşamba, 30 Temmuz 2008

Koca şehrin tek durağıydı geldiğin.
Koca şehrin tek bir “zindanı” vardı sana hapsedildiğim…
Kaç kaldırım taşı saydım bir ay iki günde.
Kaç kez arşınladım yolları;
sensiz tutsaklığımdan senli zindanıma varan seferde.

Çıkar iki günden bir ayı
Kaldın işte elimde…
(more…)

Özlemlerim, Kavgalarım

Pazar, 27 Temmuz 2008

Uykusuz geçen bir gecenin sabahındayım yine.
Gözlerimi apansız bir karanlığa açtım ne gam.
Soğuk biramdan bir yudum daha çektim sensizliğin sessizliğinde.
Sigaramdan bir nefes daha üfledim ciğerine gerçeklerin.
Yoksunluğun öyle kavurdu ki içimi, yangınlardayım yar…
Kahır dolu günlerin geçen saatleri bir mavzer gibi dağlıyor yüreğimi.
Ve bir gün daha bitti akşam oldu yine
Vakit tamam
Amansız gecelere bıraktım kendimi (more…)

Yağmurlar Islak, Yangınlar Ateş

Perşembe, 24 Temmuz 2008

Neden biter ki herşey en sevilen yerinde…
Daha tamamlanmayan bi aşkın izleri var her yürekte…
Yarım kalan aşkların ,
yarım bırakanların
ve yarım bırakılanların kalpleri var
paramparça,ıslak ve titreyen…
Neden hatırlanır ki her yağmur yağdığında en sevilen…
“Yağmur Islak Mazeretler Yükledi Büyüyen Yangınıma”der şarkı sözleri…
“Ben Sana Yanarken Şimdi Sen Kimbilir Nerelerde üşüyorsun”
diye eşlik eder şairin dizeleri
Neden üşür ki insan ayrıldığında sevdiğinden (more…)

Başlıksız…

Salı, 15 Temmuz 2008

Bilinmeyeneydi yolculuğum. Çaresiz sürgünlerin girdabında. Amansız çığlıkların sessizliğinde… Ölümün bile sebep olamayacağı üzüntüler silsilesinde tanımıştım gözlerini. Hiç bitiremediğim yazımdın sen kırık aynamda yüzüme bakıp hala gözlerini gördüğüm tarifsiz sancılarımda. Senin için biriktirdiğim tüm satırlarım dile geldi sonunda amansız girdaplarda. Yok oluşumuydu bu yoksa çığlıklarımıydı sevdamın bilemiyorum. Bir cigara daha yaktım sensizliğin üstüne ve üfledim dumanını sessizliğin ciğerine ciğerine. Cızırtılı plağımda çalan bizim şarkımızı duyunca… Usulca süzülüvermiş yanağımdan sensiz geçen günlerimin acısı. Başka başka dünyalara akıvermiş yüreğim. Artık korkuyorum karanlıktan. Islak yollarda çaresiz yürüyorum amaçsız sabahlara doğru. Umuda olan inancıma bir darbe daha vuruyorum her geçen gün. Birer birer artırıyorum içtiğim biranın sayısını akşamları. Resmine her baktığımda bir avuç kan daha kaybediyorum yaşanmışlıklardan. Bu şehir her geçen gün daha çekilmez oluyor, beraber gezdiğimiz sokaklar üstüme üstüme geliyor, (more…)

Serozdan Egusoya Mektup(lar) - Anlasana

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Gitti…
O gitti…
Canım gitti…
Gülüm gitti..
Bebiş gitti…
Ve hazan için vaktim geldi…
Güneş,güne küsmedi;gece hükmetmeye başlamadı,gidenler ve kalanlar için.
Seni hatırlamak adına gece nöbetlerim başlamadı daha.
Eguso…
Hala dinler misin türkülerini?
Hadi aç beraber dinleyelim. (more…)

Hayatın Yüz Rengi

Pazar, 29 Haziran 2008

Hayatın neresinden baksak boş değil mi sürekli bardağın neresiniden bakıyoruz diye düşünüyorum hayat bu kadar boş mu yoksa biz yanlış taraftan mı bakıyoruz anlamıyorum çünkü eğer ömür o bardaktan ibaretse nerden baktığımız çok önemli hemde çok eğer altan bakıyorsak dolu sayılabilir ama eğer üsten bakıyorsak o zamanda kesinlikle boş denebilir . Ben bunun insanın umudu ve kendisiyle olduğunu düşünenlerdenim insan nasıl isterse öle olur . Büyük bi savaşın içindeyiz aslında kimin yeneceği kimin cephanesi kuvvetli bilemiyoruz kimin nasıl bi rol içinde olduğunu kimin kaç farklı yüzü olduğunu ve en önemlisi kimin savaşta ne renk boya süreceği yüzünü boyamadan da bayamış gibi yapanlar beyz sürüp yeşilin rolünü çalanlar ahh hayat ne dönemeçli bir yol nede boş inanın bu çok daha derin kuyu gibi çeker insanı bu yüzden yaşa ve unut en güzeli.

Öylesine Bir Mektup

Pazar, 29 Haziran 2008

Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de…Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mi asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ye, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine… Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım Yanlış yaptım. Sana ulasan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acili duvarları gibiyim. (more…)