Hayatın Ucundan Tutarsan Bırakma
Salı, 17 Haziran 2008Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evliydiler,
iki yaşındaki küçük Ceren leri ile mutluydular… Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. YaÅŸadığı hayat onu boÄŸuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı , bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir iÅŸi olamamıştı. Mimardı ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde geçen her boÅŸ gününü hayatından koparılmış boÅŸ bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir ÅŸey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediÄŸini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceÄŸi her ÅŸey onunken, mutlu olması için gerekli her ÅŸeye sahipken o mutsuzdu.. (daha fazla…)

Acılardan bir beslenme çantası olmalı insanın… Beslendikçe yazabilmeli, yazdıkça beslenebilmeli… Lakin hiçbir zaman annesi acı doldurmamalı o çantaya… Hayat olmalı, aÅŸk olmalı, sevgi olmalı bu acılar… ÇocukluÄŸumuzdan kalma alışkanlılarımızla, hayata beslenme çantamızla çıkabilmeliyiz. Öğretmenimiz acılar olmamalı. Derslere tam vaktinde gitmeliyiz. Ve en ön sırada, can kulağıyla dinlemeliyiz. Anlamadığımız noktalarda, tekrar tekrar sormalıyız çünkü bilmeliyiz ki anlaşılmıyorsa eÄŸer bir acı, tecrübe olarak kafamızın bir kenarında mevzilenmeyeceÄŸi için, tekrar önümüze dikilebilmektedir, çaresizlik misali… Birinci tenefüs arasında hafif ÅŸeyler yemeliyiz. Bir dilim paranın üstüne sürülmüş, az bir maddiyatla açlığımızı yatıştırmalıyız. 



