‘kar’ olarak etiketlenmiş yazılar

Babamın Bavulu…

Perşembe, 25 Eylül 2008

Arkadaşlar tek ricam lütfen bu yazıyı ön yargılarınızı ve kişisel düşüncelerinizi bir kenara bırakıp okuyun…
Orhan Pamuk’un Nobel konuşması…

Ölümünden iki yıl önce babam kendi yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdi bana. Her zamanki şakacı, alaycı havasını takınarak, kendisinden sonra, yani ölümünden sonra onları okumamı istediğini söyleyiverdi.

“Bir bak bakalım,” dedi hafifçe utanarak, “işe yarar bir şey var mı içlerinde. Belki benden sonra seçer, yayımlarsın.”

Benim yazıhanemde, kitaplar arasındaydık. Babam acı verici çok özel bir yükten kurtulmak isteyen biri gibi, bavulunu nereye koyacağını bilemeden yazıhanemde bakınarak dolandı. Sonra elindeki şeyi dikkat çekmeyen bir köşeye usulca bıraktı. İkimizi de utandıran bu unutulmaz an biter bitmez ikimiz de her zamanki rollerimize, hayatı daha hafiften alan, şakacı, alaycı kimliklerimize geri dönerek rahatladık. Her zamanki gibi havadan sudan, hayattan, Türkiye’nin bitip tükenmez siyasi dertlerinden ve babamın çoğu başarısızlıkla sonuçlanan işlerinden, çok da fazla kederlenmeden, söz ettik.

(more…)

Doğal Afet Dolunayda

Çarşamba, 03 Eylül 2008

Kanayan kaç yaramız var şimdi. En son nelere küsüp sırt çevirdik. En son ne zaman bi çok şeyi geri plana ittik. En son ne zaman düştük, kanattık yüreğimizi, içimizi, Ne zaman az isteyip çoğu bulduk. Hiç bir zaman değil mi. Okadar temiz görünüyor ki şöyle bir yüzlere bakınca. Etraf o kadar kirliki, çarpık kentleşmede çarpışan otalar gibiyiz değil mi. Sürekli bulanık hayat, hepimize şöyle iyisimi beş numara gözlük gerek.Ne için mi hayatın gerçeklerini en temizinden göremk için. Şu zamanlarda o kadar garip haldeyiz ki, herşeyi göze aldım şu sıralar. İçimde okadar oflu üflü cümleler var ki. Tüm iyliklerimi sollayan o kadar cümle var ki, Ama yine hep aynı değil mi. Silbaştan yazıp yazıp silmek hiç ummadığın anda güvendiğin anda dağal afet dolunayda. Tüm kötülükler karşında yada sen o kadar duvara çarptığın içindir. Bağışıklık kazandık belkide. O da kötü ama sonra alay etmeye başlıyosun olanlarla hayatla. Halbu ki en komik sen görünüyorsun değil mi.Aynalar ah aynalar bi zaman sonra onlara yaşlanacaklar. Şunu belirtmek isterim bu dönem bu sene için bu son yazdımdır, ne olur ilerde bilemem. Bende çok çarpıtmış olan bir sistem yüzünden sahalardan çekiliyorum. öss canavarı karşımda şimdi, herşeyi baştan başladım ben bu sene herkese hayırlı olsun. Hiç bi zaman yılmayın, iyi sizi bulur unutmayın…

Çocuk Olasım Var

Salı, 02 Eylül 2008

Saatlerce uyumamak.Hem de sabaha kadar. Güzel bir duygu. Ötesinde biraz da yorucu. Şimdi saain 07:00 olmasını bekle sonra dışarı çık,gazete al ve haberler… Kim bilir yine nerl var gündem de.. Sonra sabah 10:00 gibi uyu.Akşam kalk işinin başına geç. Sonra sabahla ve yine gazete ve gündem. Günler devamlı böyle geçer mi bilmem ama dur deme vakti belki de geldi. Aslında memnun olmasına memnunum da bunların tek müsebbibi yine benim. İnsan bir şeylerin peşinde hayat boyu. Son günlerde bunu daha iyi gözlemliyebiliyorum. Bugün ilk defa İzmirime yağmur yağdı. Özlenilen duygulardan da bir tanesiydi tabii. Bir çok malzeme çıkar ya uağmurdan, bende çıkardım ve meyvesini de aldım. Saat kaç oldu hala şimşekler çakıyor gökyüzünde. Kimileri gelip,gök gürültüsünden korkuyorum.Uyuyamadım dese de hak vereceksin. Erkek değil hiçbiri. Narin, ince, kırılgan, kaprisli ve çocuk… (more…)

30 Ağustos Zafer Bayramı

Cumartesi, 30 Ağustos 2008

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu. TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. (more…)

Ne Desem..?

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Birden haşin bir yel eser,
Hatırlatır uzakta olanlarımı,
Ve bir kısım unuttuklarımı.
Sonra kaparım gözümü,
Süzülür tenimde bu incelik,
Karıştırırım sözümü,
Cellat mı desem?
Melek mi desem?
Yoksa yar mı desem?
Yıkanırken rüzgarla
Anlarım aslında hatıralarımla
Yarin yarısı cellat yarısı melek..

(more…)

Televizyon

Cumartesi, 23 Ağustos 2008

İskoçyalı mühendis John Logie Baird tarafından 26 Ocak 1926 yılında icat edilen televizyon günümüzün en yaygın kullanılan haberleşme organıdır. Bu organın kurulması, tüm dünya tarafından bilinir hale gelmesi, faydalarının neler olduğu ve aygıtının kullanım sınırlarının ne olduğu tabi ki o dönemde tam olarak kavranamamıştır belli bir süreç sonucunda taşlar yerine oturmuştur. Özellikle ülkemizde bu süreç çok daha uzundur.Ülkemizde televizyonla ilgili ilk çalışmalar 1965 yılında bir deneme istasyonun kurulması ile başlar.Bunu 1968’de yapılan siyah-beyaz test yayını izler.Doksanlı yıllara gelindiğinde birbiri ardınca kurulan özel kanallarla bu uzun süreç olgunluğa kavuşmuş ve Türk televizyonculuğu artık şekillenmeye başlamıştır.Ve günümüze gelindiğinde artık televizyonsuz bir tek ev bile kalmamış,küçük beldeler, ilçeler bile kendi yayın organlarını kurar hale gelmiştir. (more…)

Babazula Röportajı

Cuma, 22 Ağustos 2008

”Artık üç kişi sahnede çalabiliyoruz ve epey sertleştik.
Bana göre; globalizmin amacı bize kökleri unutturmak.
Bizimse tam tersi!”

”Çok ama çok üzgünüz.
Canım memleketimde turne yapamıyoruz!”

Baba Zula’dan yeni albüm, ”Kökler”
(more…)

Şu Sivas’ın Yollarına…

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Uyandım !.. içimde tarifi mümkün olmayan bir telaş ve sevgi var, bağırmak geliyor içimden “Bugün Son Gün” şuursuzca can ve ten yakmaya alışkın güneş beynimi kemirirken adımlıyorum hayatı hayatıma ulaşmak için… Zaman deli gibi akmıyor işte, hep böyle olmadı mı zaten..? Herşey üst üste geldi, tüm aksilikler…neyseki izmir otogardayım (ohh) Sivas yolcusu kalmasın !.. Yasaklarına mahkum bir hayatın çöküntüsünü üzerinde taşıdığı belli olan bir ses, elindeki “Cumhuriyet” gazetesini kıvırmış bağırıyor! Sivas Yolcusu Kalmasın !.. Otobüsteyim ve kalkmasına artık ramak kaldı ve kalbim ve ellerim ve benliğim karıncalanıyor, Geliyorum yanına bekle beni dedim içimden… Nefes almak çok zor bu an’larda, sevdiğin anadoluda ve sen koşar adımlarla gitmek istiyorken o’na otobüs kalkmadı hala, Neyseki önümde oturan beyaz şapkalı ve en az iki çocuk büyütmek için çalıştığı belli olan nasırlı ellerinden birini kaldırdı ve nasırlanmış sesi ile “Hele hemşerim bir kolanya verde ferahlayalım” … Dedim açıl sivas ben geliyorum. Acı, öfke, hüzün, keder yada herneyse sizi sıkıntıya bulayan o an unutulur ve düşersiniz zamanın içine, Hareket ediyor otobüs itiş-kakış insan selini yarıyor yavaş yavaş…

(more…)

Canım Uzakları Çekti

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Bugünlerde içimdeki kendini bilmezlik karşı konulamaz derecede artıyor. Kalbimin hızlı atmasına engel olamıyor ve gitgide artan mide ağrısına bide karın ağrısı eşlik ediyor. Hasta falan da değilim hani. Çok şeyden kırılmaya meyilli olan sancılı bir kalp artık kırmaya da başladı birilerini farkında olmadan. Büyüyordum, kırgınlıklarıma yenileri ekleniyorken hayat da altta kalmıyordu hani.Ben kırıldıkça başka bir sancı saplıyordu bedenime. Bedenim büyüdükçe içimde sol tarafta sıkışmış ve haddini bilmez bir şekilde hızlı hızlı atan kalbim göğüs kafesime yaklaşıyor ve artık sözde dinlemiyor.Bendeki kendini bilmezlik ondaki vurdumduymazlık, yok yok bu böyle olmuyor.

Bir beden muhasebesini en iyi Ajda nın sözleri özetliyor;

“Kimler geldi hayatımdan kimler geçti
Hiçbirisi hasretini gidermedi
En güzeli senin kadar sevilmedi
Kimler geldi kimler geçti “

(more…)


40 sorgu. 0.821 Saniyede Olustu.