‘mutlu’ olarak etiketlenmiş yazılar

Kuracak Yeni Bir Hikayem Yok

Cumartesi, 08 Kasım 2008

İzinsiz çalıştığım kaçıncı gün, hatırlamıyorum. Şimdiden kuru, boş bir kabuk gibiyim lakin mütemadiyen çalışıyor olmam bunun sebebi değil; aksine belki de durumu katlanılır kılıyor. Elde edemeyeceğim şeyleri istediğim zaman diğerlerine benzediğimi farkettim. hayatta tutunacak daha çok şeyim oluyor. gözlerini uzağa dikmek ve sahip olmayı istemek yani. Öteki türlüsü, sahip olduklarından memnun, belli bir rotada, sessiz sedasız akmak. o de beni mutsuz ediyordu yalan yok. Sana burada metafor mecaz cart curt kullanamayacağım. Az önce uyandım ve birazdan giyinip işe gidicem geç kalıyorum netekim. Metafora zaman yok yani… Elde edemeyeceğim demek kabalık oldu hem kendime, hem diğerlerine. Kendimi daha az zavallı hissediyorum bir süredir. Çünkü bağımlılıklarımdan kurtulmuş gibiyim. Sıkılmadan içine dahil olabildiğim, özünde çok sıkıcı; ama bir şekilde bu öldürücü sıkıcılık duvarını aşmış bulunduğum şeyler, beni bir şekilde “yaşayabilir” hale getirdi, bunun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlatsam anlatamam cörnıl, anlayamaz inan çoğusu. Sıkıcı sıkıcı herşey sıkıcı ve sonunda sıkıcı olmayan bir şey bulduğunda onun özünü sömürene kadar kendinin yapmak istersin ama bir özlü sözümde de dediğim gibi insana “sahip olmak” bahşedilmemiş. Dolayısıyla olamazsın, sahip olamazsın, kalırsın gariban, hissedersin garip, zavallı da biraz. Böyle hissetmek berbat birşeydir cörnıl. Hareketli günler geçiriyorum. Kıymetli deneyimler ediniyorum gerçekten. Tanıdığım insanlar hayatın belki benim hiç geçemeyeceğim köşelerinden geçerek bulunduğumuz noktaya gelmiş, onları tanımak, aynı şeye parçadaşlık etmek güzel lakin gün neye gebe olduysa olsun ve dahi doğurduysa doğurmuş olsun, gece eve gelindiğinde başka filmler dönüyor. Ben bu dünyadan tat alamadım günce. Ben buralarda bir mutlu olmayı, ait hissetmeyi, “hah, tamam” demeyi, akışına kaptırmayı beceremedim. Bulamadım, ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım hep bir kör nokta çıktı eve gelince. Huzursuzluk, öz-kindarlık, garibanlık bütün hasılatı, mahsülü aldı götürdü. geriye şimdiki gibi boş bir kabuk kaldı hep. Sonra bir hadis-i şerif okudum;
Allah bir kulu sevdi mi onu dünyadan korur, tıpkı hastanıza suyu yasakladığınız gibi.

Belki sahih, belki değil.

Böyle uyumaklara alıştım da böyle uyanmaktan hala nefret ediyorum cörnıl.

Biliyorum artık çok zor çok… Kuracak yeni bir hikayem yok :(

Teşekkürler

Ürkütmez Sevdan Duvarlarımı

Cuma, 07 Kasım 2008

İşte bir gece daha başladı,
Mutsuzluğumu perçinleyen bir gece daha…
Ardımda bıraktığım o yılların bütün olmamışlıkları bir anda süzüldü yanağımdan.
İsyan noktasına gelmiştim bile…
Gülüşün, bana bakışın herşey güzeldi de
İçinde benim olan bir şey yoktu ki
Sana içimi açmakta mı erken davrandım seni sevmekte mi ?
Bilemiyorum daha kaç zaman,
Daha ne kadar dayanırım bilemiyorum…
Beni kanatan sensizliğin ta kendisi,
Üstelik yanımdayken çekiyorum sensizliği…
Ve bu sessiz çığlıklarım bir dağ oluyor bedenimde,
Sırtımda taşıyorum bütün çıkmazlarımı.
Resmine baktıkça hatırlıyorum benliğimi
Kendimi her defasında kaptırıyorum senin nehrine… (more…)

Özledim de Söyleyemedim

Cuma, 24 Ekim 2008

Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz’ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.
(more…)

Eguso Bir Gariptir Gözlerin Bu Akşam

Pazar, 19 Ekim 2008

Bu akşam bir başka duydum bu ismi nedensiz. Daha önceleri benim kadar duygu yüklü bir aşk görmemenin şaşkınlığı içinde diniyordum arkadaşımı. Bir de baktım gözleri parlıyordu EGUSO derken. Sanki o eski türk filmlerindeki aşklar vardı ya hani sonu hep mutlu biten. Ama yok. Hayır. Ne yazıktır ki mutlu bitmemişti bu sevdanın sonu. Bir insan sevdiğini bu kadar güzel söyleyemezdi. Bu kadar sıcak anlatamazdı aslında ama. Bu kadar duygusallık belki fazla olsada bu akşam yinede güzel bir akşamın yeşil kokan mısralarında tanıdım EGUSO’yu. Bu aşkta buldum kendimi. Sanki kendimi anlatıyordu. O eski beni. O imkansızlık akşamlarımın çaresine uzanamamanın kahır dolu saatlerini tekrar yaşamıştım arkadaşımın gözlerinde. Biramdan bir yudum daha aldım, sigaramdan bir nefes daha…  Kader birleştirmişti bile yollarımızı. Biz farkında olmasakta. Herşeye inat daha bir sıcak yaşamıştım ayrılığın acısını. Arkadaşımın ve benim sevdalarımızın çaresizliği yakmıştı omuzlarımızı. Soğutmaya çalışsakta içimizdeki küllerin sıcaklığını herşey boşa kürek sallamaktı. Çünkü gayet açıktı gözlerimizden adlarınız.
19.10.2008 01.39

Söyleyebildiklerim

Salı, 29 Temmuz 2008

Susuz şehrimde canıma su katana ithafla…

Aylardan temmuzdu yirmi dokuzunu gösteriyordu takvimler. Saat sabahın dördü olmuş. Uykusuzluktan şişen gözlerimi açan bir kelimeydi sadece. O sihirli bir kelime. “EVET…” Sonunda tüm düşlerim gerçekleşmişti sanki. Ayaklarım artık basmıyordu yere. Söyleyemediğim ne varsa içimdeki bir bir aktı dudaklarımdan kalbine doğru. Prensesim olmuştun artık ve bana prensim diyordu hayranlıkla baktığım dudakların. Artık bir başka ben vardı bedenimin içinde yaşayan. Gözlerim artık daha başka bakıyordu dünyaya. Sen gelmiştin artık hayatımın orta yerine. Hoş geldin prenses. Kaderim değişmeye başlamıştı artık. İçimi öyle bir heyecan kaplıyor, ellerim titriyor, aklım birbirine karışıyor. Rüyada olmadığıma inanamıyorum hala. Gördüklerime duyduklarıma inanamıyorum.
Hoş geldin prenses. Merhaba hayat… Yeniden… (more…)

Cansuyum

Salı, 08 Temmuz 2008

Öyle anlar olur ki serde, öyle güzellikler vardır ki yaşam denizinde uzanmak isterisin, onu yakalamak istersin ama çabaların boşadır… Sevdanı içinde yaşarsın, derdini içinde… Can suyundur içinde büyütüp yeşerttiğin. Beladır aynı zamanda. Ama bakmazsın ucuna bucağına. Seversin her şeye rağmen her düğüme, her engele rağmen. İçini kemirir belki, belki nefes aldırmaz, belki, belki bir boşluktur, ama yinede seversin hiç bir şey düşünmeden üstelik. İçten içe alır götürür seni uzak denizlerin gölgelerine. Hissedemediğin nedir, seni alıp götüren nedir diye düşünürken hayat yolunda bi bakmışsın gelmişsin bile hayatın dolambaçlı yollarına. Doğan güneşe inat yeniden doğacak umutların. Her saza ayrı bir nota olacak gülüşündeki ince ve derin Hazal. Yârin çıplak ayağında üşüdü şair, ekmeği tuza banar gibi sevdi bi başka şair her şey iyi hoştu ama eksik bir şeyler vardı hala… Huzur veren gözler artık bir başkasına aitti. Gülüşüne bir başkası âşıktı. Sen bir başkasının gözlerine bakar olmuştun. İçime işleyen her halin bir başka vücutta kedere elem olmuştu bile… Artık yapacak hiçbir şeyin olmadığı yerdeyiz. Yani sözün bittiği yerdeyiz… Can suyu, cana can katan su… Bir bebeğin ilk adımları ilk baba deyişi gibi, mutluluğun anahtarı gibi… Her daim…

Rus Ruleti

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Her aşkın katili aşkın ta kendisiydi. Silahında tek kurşun… Kurşunu yalnızlık. Rus ruleti.
Çanakkale türküsü gibi ölmeden mezara gömdüler beni…
Tek kurşun…
Kansız…
Ve kefensiz ölüm…
Dünyanın tozpembe göründüğü zamanlardı. Seni seviyorumla başlamıştı her şey. Yalan doğmamış, kana ihanet karışmamıştı.
Aşkın bakire olduğu zamanlardı. Aşklar bir hiç uğruna kirletilmemişti. Verilen sözler sözdü ve mertlik namertliğe teslim etmemişti kendini.
Gözlerin yalan söylemediği zamanlardı. Gözler kalbin aynasıydı ve aynada görünün kalp henüz tozlanmamış, akşamlar akşamlığını, gündüzler gündüzlüğünü kaybetmemişti. (more…)

Suri ve İseyra

Perşembe, 03 Temmuz 2008

Yine yağmur kahretsin.. Yetmiyor sanki gözlerimin ıslanması dünyaya. Bedenimi istiyor avucunda boğmak için… Daha fazla tıkılıp kalamam dört duvar arasında… Çıkmalıyım, yağmurla yüzleşmeli hayatla dalaşmalı… Çünkü biliyorum bir yerlerde bekliyor olmalı. Beklesem mi acaba birkaç yüzyıl daha, ya da bilmem ki bir şahinin gözlerini kiralayıp birkaç asırlığına izlesem mi? ve o arasa benim yerime beni… Bulutların üstünde ıslanmadan da birkaç asır geçirebilir ve saklanılabilirim senden…Yine saçmalıyorum.. Bu yağmur benim asabımı bozuyor düşünemiyorum Şuralar da bir yağmurluğum olacaktı ama? Ah.. Şimdi aklıma geldi, umutsuzca döndüğüm son yağmur da ıslatmıştım onu ve bahçede kuruması için bir dala bırakmıştım. Pencereden görebiliyorum. (more…)

Son Beş Dakika (Bu Kez Anladım)

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Gecenin zifiri karanlığınd hiçbirşey bulamıyorum. Gündüzün göz alıcı aydınlığındada hiçbirşey bulamıyorum Zevk alacak şey yok artık. Eskiden bayılarak bikaçkere dinlediğim şarkıyı şimdi hiç dinlemez oldum. Eskiden beğendiğim siyah tşörtümü giymez hatta elime almaz oldum. Eskiden konuşmaktan zevk aldığım insanlar artık benle konuşmuyor bende onlarla. Eski dostlarım yok artık. Eskiden sabahın en erken saatlerinde gittiğim bir okulum ve şakalaşacağım bir okulum yok. Sıkılacağım bir ders kalmadı son 5 dk diye hocaları kandıramıyacağım artık. Eskiden koşarak gittiğim o yollar yok artık. Eskiden oynadığım lastik top; eskiden eskiden eskiden. Eskiden bir ben kaldım bir benim eski düşüncelerim. Aslında benden de bir şey kalamadı çünkü büyük bir enkaz altındayım bende altından kurtularak zor çıkmıştı düşüncelerim. Bu kez anladım kuru dallardan yapma bir köprüden geçiyorum. (more…)

40 sorgu. 2.663 Saniyede Olustu.