‘Mutlulu’ olarak etiketlenmiş yazılar

Kasım Her Yüzde

Cumartesi, 08 Kasım 2008

Sevilenler karsında hücuma geçmiş durumdayım…
son söylediğin kelimeyle silah niyetine hücum ediyorum karsındaki acizlere..
“sevdim, sevdik” diye tearuz ediyorlar bana..
“gitti” diye cevap veriyorum karsımdaki düşmanlarıma…

Onların sığınakların da düşlerinde ki “hayaller”,benim sığınağımda koca bir “yalnızlık”…
Onların ellerinde “anlık mutluluklar” ,benim de arkamda son bir çığlık,son bir “feryat” …

Mutluluğa yenik duruma düşerken tek tek saf değiştiriyorlar,ellerinde ki büyük bir cephaneyle…koskoca Bir “hayal kırıklığını” cephane olarak bana getiriyorlar…

Sığınıkları başlarına yıkılıyor,anlık mutluluklar sonsuz acılarla yer değiştiriyor.
Mutluluğun piyonları,tek tek vazgeçiyor kalelerini korumaktan…

Savaşı gene sensizlikler kazanıyor.
Ve gitgide sensizlik koca bir imparatorluğa dönüşüyor…
Yazar : Uğur Albayrak

Koku : Bir Katilin Hikayesi

Pazar, 26 Ekim 2008

Her gün okuldan çıktığımda yolum sinemadan geçerdi mutlaka. Sinemanın panosunda „Das Parfum“ posterine hep gözüm takılırdı ve film bizzat isminin kendi içinde zıtlık oluşturduğu için ilginç olduğunu düşünürdüm. Posterde güzel resmedilmiş bir kadın, gül yaprakları; yani koku hoşluğu temsil ederken, ardından bir katilin çıkması garip geliyordu bana. Filmi seyretmek ancak modası geçtikten sonra nasip oldu. Beğendim.. ben de herkes gibi çok etkilendim hikayeden. Hatta Barış’a söyledim ve izleyince o da ayni fikirdeydi. Böylece bu ortak yazıyı yazmaya karar verdik. Koku filminin aslı Alman yazar Patrick Süskind’in 80’lerde kaleme aldığı romana dayanıyor. Okumadığım için henüz bir kıyaslama yapamayacağım ama yaptığım araştırmalara göre hemen hemen herkes filmin, kitabı yanında çok basit düştüğünü yazmış. Daha önce denemelerde bulunulmuş olmasına rağmen filmi çekmek te 2006 yılında Tom Tykwer’e kısmet olmuş.

(more…)

Cansuyum

Salı, 08 Temmuz 2008

Öyle anlar olur ki serde, öyle güzellikler vardır ki yaşam denizinde uzanmak isterisin, onu yakalamak istersin ama çabaların boşadır… Sevdanı içinde yaşarsın, derdini içinde… Can suyundur içinde büyütüp yeşerttiğin. Beladır aynı zamanda. Ama bakmazsın ucuna bucağına. Seversin her şeye rağmen her düğüme, her engele rağmen. İçini kemirir belki, belki nefes aldırmaz, belki, belki bir boşluktur, ama yinede seversin hiç bir şey düşünmeden üstelik. İçten içe alır götürür seni uzak denizlerin gölgelerine. Hissedemediğin nedir, seni alıp götüren nedir diye düşünürken hayat yolunda bi bakmışsın gelmişsin bile hayatın dolambaçlı yollarına. Doğan güneşe inat yeniden doğacak umutların. Her saza ayrı bir nota olacak gülüşündeki ince ve derin Hazal. Yârin çıplak ayağında üşüdü şair, ekmeği tuza banar gibi sevdi bi başka şair her şey iyi hoştu ama eksik bir şeyler vardı hala… Huzur veren gözler artık bir başkasına aitti. Gülüşüne bir başkası âşıktı. Sen bir başkasının gözlerine bakar olmuştun. İçime işleyen her halin bir başka vücutta kedere elem olmuştu bile… Artık yapacak hiçbir şeyin olmadığı yerdeyiz. Yani sözün bittiği yerdeyiz… Can suyu, cana can katan su… Bir bebeğin ilk adımları ilk baba deyişi gibi, mutluluğun anahtarı gibi… Her daim…

Dokun Bana Serserim

Çarşamba, 18 Haziran 2008

“Şimdi söyleyeceklerimi yuttum ,
Yüreğim konuşsun harf harf…”

Ey dudaklarına sirayet etmiş son(ları)baharı silemediğim, Sen beni yüreğimin cümlelerini sıvamış dudaklarımı “ suskunluğa” teyemmüm etmekle suçlamaktasın ? Yoksa gözlerindeki hayat rengini yüreğimdeki ölümle süslenmekle mi itham etmektesin ? Belki de beni çoktan gitti bilmektesin belki de başka yüreğin terini silmekte görmektesin. Beni nerde kimin huzurunda el pençe divan durmuş düşünsen de ben aynı yerdeyim. Suskunum ya, içindekileri okur gibiyim… (more…)

Hayatın Ucundan Tutarsan Bırakma

Salı, 17 Haziran 2008

Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evliydiler,
iki yaşındaki küçük Ceren leri ile mutluydular… Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı , bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı.  Mimardı ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde geçen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu.. (more…)

Dört Duvar, İki Gün ve Sen

Pazartesi, 16 Haziran 2008

Sabah seni yine rüyamda görmüş olmanın sevinciyle uyandım.Rüyamın etkisiyle evin içinde dolaştım bir süre; ne yapacağını bilmeyen bir serçe misali. Her zamanki gibi detayları hatırlamak için uğraştım saatlerce. Ne olmuştu o asır gibi gelen ama bilimsel açıklamasında 5-6 saniye olduğu söylenen rüyada. Bir bulmacanın bir yapbozun parçalarını birleştirircesine ayrıntıları inceledim. Ortaya yine binbir çeşit anlama gelecek şeyler çıkmıştı. Korku, endişe, sevinç, mutluluk tam bir kozmopolitik yapı ama ayrıntılardan ziyade senin o rüyada olman yetiyordu bana. (more…)

Acımın Soyadı

Pazar, 15 Haziran 2008

Acımın soyadını aradım durdum bunca zaman. Kimliğim eksik, Varoluşum yarım, Mutluluğum öksüz, Cinayetlerimse meçhul kaldı esaretimde. Parmak izimi gömdüm surlarına sevdanın, Ki çözülmeye inat yine ben örmüştüm duvarları. Savunmasızlığıma düşmemeliydi arsız duygularım. Kaçışlarımda kendimle yüzleştim gerçeklerin aynasında. Özgürlüğüm memleketim sınırlarınca gezindi zihnimde. Bu kentte kayboldum kimi zaman, kimi zamansa ufuktan ötesinde Uçuşan kuşları aradım, sürgündüm. Ne bir bayrağın hükmü geçerdi serseri adımlarıma, ne de dalga dalga hüznümü okşayan rüzgara hüküm geçirebilirdim. Paslı bir giyotin beceriksizliğinde düşledim ruhumun azadını. Korkak bir yaşamın yalnızlığında üşüyordum. Kalabalıklar arttırıyordu oysa yalnızlığımı. Türkülere tutundu gecelerim sonra…
(more…)

39 sorgu. 3.384 Saniyede Olustu.