‘nda’ olarak etiketlenmiş yazılar

İnternet

Salı, 26 Ağustos 2008

Saat gene gecenin bir yarısı ve ben gene bilgisayarımın başındayım. En sevdiğim arkadaşım internetle birlikteyim.

İnternet üzerinde istediğiniz kimliğe bürünebilirsiniz. Çünkü kimse birbirini tanımadığından herkes yalan söyler, sizin yalanlarınızın onun yalanlarını yansıtmaların korktukları için anlasalar bile birşey demezler. Hergün forum, messenger, facebook gibi yozlaşmış ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Hepsini olmadığım birşey olduğuma ikna ediyorum. Benimle konuşuyorlar. Bende onlarla konuşuyorum. Yalan söylüyorum. Lisede okul müdürünün bir lafı aklıma geliyor, “Birkaç yıl sonra manyak gibi makinelerle konuşağız herhalde” iğrenç ve tiksindirici bir adam olsada haklılık payı var.

Ama o insanların tanıdıkları kişi ben değilim. Onları koskoca bir yalana inandırıyorum. Bu o kadar sık oluyor ki benliğimi kaybetmeye başladığımı hissediyorum… Ama sanırım bu tam bir yazı değil… Bu büyük ihtimal şu imdat çağrılarından biri olsa gerek. Belki de bir itiraf… (more…)

Ne Desem..?

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Birden haşin bir yel eser,
Hatırlatır uzakta olanlarımı,
Ve bir kısım unuttuklarımı.
Sonra kaparım gözümü,
Süzülür tenimde bu incelik,
Karıştırırım sözümü,
Cellat mı desem?
Melek mi desem?
Yoksa yar mı desem?
Yıkanırken rüzgarla
Anlarım aslında hatıralarımla
Yarin yarısı cellat yarısı melek..

(more…)

Hükümsüz Bir Karanlık ve…

Cumartesi, 23 Ağustos 2008

Bak sevgilim! Saat 12’ye geliyor!Yine bir gün bitiyor ve yine bir gece başlıyor.Bizim zamanımız.. Aslında benim zamanım. Kararır hava,gece başlar ve ben bütün anılarımı mumlarla aynı bavula koyar düşerim yollara. Bomboş, kapkaranlık sokakta bir sığınak ararım adeta. Kuru yapraklar düşer tek tek önüme. Üşürüm ve hayalin sarılır bana.Elimdeki bavulu alır, gidip bin parçaya böler ve zifiri karanlığın en ücra köşesinde bin bir yere fırlatır.Ben bir köşede yaralarımla uğraşırken hayalin gelir sarılır bana. Titrer o an içim,titrer yüreğim.. Bak canım!Bir sarılışın titretirken ufacık yüreğimi benden bir adım uzaklaşman nasıl yakar canımı. Biri bana sarılmış ve elimdeki bavulu alıp gitti zannederken ben, bir bakarım düşüp kalmışım bir kaldırım kenarına.. Uyanınca anlarım; ‘Düşlerim raks eder gerçekle.. Öpüşlerin dolanır vücudumun en kuytu köşelerinde tenimi yakarak,
Ve ben her öpüşte iliklerimin en kuytu köşelerinde hissederim kesik soluklarını..’

Babazula Röportajı

Cuma, 22 Ağustos 2008

”Artık üç kişi sahnede çalabiliyoruz ve epey sertleştik.
Bana göre; globalizmin amacı bize kökleri unutturmak.
Bizimse tam tersi!”

”Çok ama çok üzgünüz.
Canım memleketimde turne yapamıyoruz!”

Baba Zula’dan yeni albüm, ”Kökler”
(more…)

Her Dilde Aşk

Perşembe, 21 Ağustos 2008

dünyanın bütün dillerinde sev beni
ama
Lazca sevişelim
horon tepsin dilimin dalgaları
kuzey kayalıklarında gövdenin

(more…)

Düştüğünde Dizini Kanatan

Çarşamba, 20 Ağustos 2008

Gitmeler dönmektir, yola çıkma vakti şimdi demiş ve bir beklemeyi koşup gitmiştin erguvan teğetlerine, zaman-sız gidiş vaktin, yaşamımın koşarcasına soğuran bir anındaydı. Ben an-sız kaldım senden sonra, sen ise anı olmaya an kaldın bende…senden habersiz bir ´biz´ yarattım ve sen içerimde yaşamaya başladın. Yoksun ama biz varız içerimde… Yokluğunda geceleri uykumu uyuyorluğumdan uyanıp aniden hala orada mısın acaba diye içimde yoklar oldum seni.. ah ne iyi, baktığım her kare yer yüreğimde hiç gitmeyecek bir beklemeyi duruyor oluyorsun; sussuzca….seni soluk alıyor, sana duruyorum. Ama sesin dolanıyor hep ayaklarıma ve düşüyorum yolunda. Suretin geliveriyor o an göz bebeklerimin önüne.. o an’ım, bir an sana bakar durakalıyor, sen de duruyorsun bir an.. yeni bir an’ı daha olmadan evvel bir an..duruyorsun; suspusuluğunda minik bir kara çocuğum ben, unutuyorum hemen düşüşlerimi, düştüğümde kanayan dizlerimi ve gidişlerini!.. Geleceğine dair kocalttığım umutlarımın yüzü-suyu hürmetine unutuyorum acıtanlığını…her gece  Mirzagül kokuna yaslanıp, uykuma giden ılıklığınla kapatıyorum göz kapaklarımı. (more…)

Kanlı Hürriyet!

Salı, 19 Ağustos 2008

Bitik düşünceler dolaşıyordu kafasının içersinde. Arzular daha fazla yer kaplıyor artık. Büyüyorlar her geçen saniye. Düşünme kabiliyeti donuklaşıyor ve özelliğini yitiriyor kafasındaki et yığını. “kendini zevke ver, soyutlan fikirlerden” diyor et parçasından arta kalan. Kaybediyor koca bir bedenin kontrolünü. Tek mutlak güç geçiyor yönetime, Zevk!… Ancak onun için doluyor hava ciğerlerine. Haz duygusu eksiksiz geçiyor zamandan. Damarlarına enjekte olan her damlayla uyuşan bedeni uçma zevkini daha yükseklere çıkmak arzusunu yaşıyor. “Daha fazlasını istiyorum!” haykırışları dolandırıyor onu göklerde. Dorukta artık. Uyuşmuş bedeni tüy kadar hafif fakat zift kadar kara! Bedeni gökyüzünü karaya buluyor. Dokunduğu her bulut karanlıkta çürüyor. Geceye dönmüş gökyüzü emiyor bedenini. (more…)

Şu Sivas’ın Yollarına…

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Uyandım !.. içimde tarifi mümkün olmayan bir telaş ve sevgi var, bağırmak geliyor içimden “Bugün Son Gün” şuursuzca can ve ten yakmaya alışkın güneş beynimi kemirirken adımlıyorum hayatı hayatıma ulaşmak için… Zaman deli gibi akmıyor işte, hep böyle olmadı mı zaten..? Herşey üst üste geldi, tüm aksilikler…neyseki izmir otogardayım (ohh) Sivas yolcusu kalmasın !.. Yasaklarına mahkum bir hayatın çöküntüsünü üzerinde taşıdığı belli olan bir ses, elindeki “Cumhuriyet” gazetesini kıvırmış bağırıyor! Sivas Yolcusu Kalmasın !.. Otobüsteyim ve kalkmasına artık ramak kaldı ve kalbim ve ellerim ve benliğim karıncalanıyor, Geliyorum yanına bekle beni dedim içimden… Nefes almak çok zor bu an’larda, sevdiğin anadoluda ve sen koşar adımlarla gitmek istiyorken o’na otobüs kalkmadı hala, Neyseki önümde oturan beyaz şapkalı ve en az iki çocuk büyütmek için çalıştığı belli olan nasırlı ellerinden birini kaldırdı ve nasırlanmış sesi ile “Hele hemşerim bir kolanya verde ferahlayalım” … Dedim açıl sivas ben geliyorum. Acı, öfke, hüzün, keder yada herneyse sizi sıkıntıya bulayan o an unutulur ve düşersiniz zamanın içine, Hareket ediyor otobüs itiş-kakış insan selini yarıyor yavaş yavaş…

(more…)

Canım Uzakları Çekti

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Bugünlerde içimdeki kendini bilmezlik karşı konulamaz derecede artıyor. Kalbimin hızlı atmasına engel olamıyor ve gitgide artan mide ağrısına bide karın ağrısı eşlik ediyor. Hasta falan da değilim hani. Çok şeyden kırılmaya meyilli olan sancılı bir kalp artık kırmaya da başladı birilerini farkında olmadan. Büyüyordum, kırgınlıklarıma yenileri ekleniyorken hayat da altta kalmıyordu hani.Ben kırıldıkça başka bir sancı saplıyordu bedenime. Bedenim büyüdükçe içimde sol tarafta sıkışmış ve haddini bilmez bir şekilde hızlı hızlı atan kalbim göğüs kafesime yaklaşıyor ve artık sözde dinlemiyor.Bendeki kendini bilmezlik ondaki vurdumduymazlık, yok yok bu böyle olmuyor.

Bir beden muhasebesini en iyi Ajda nın sözleri özetliyor;

“Kimler geldi hayatımdan kimler geçti
Hiçbirisi hasretini gidermedi
En güzeli senin kadar sevilmedi
Kimler geldi kimler geçti “

(more…)