‘onun’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bir Kaç Küçük Yeşil Yaprak

Pazartesi, 01 Eylül 2008

Orta boylu, tıknazca,saçı seyrelmiş biriydi ihsan hoca.Onu ilk gördüğümüz günü hatırlıyorum da… Gülüyorum… Okulun bahçesinde arkadaşlarla şakalaşıyorduk..Nöbetçi öğrenci yanında, pek dikkat çekmeyen, tamirat yapmak için okula gelen, işçilerden biri zannettiğimiz bir adamla, yanımızdan geçtiğin de, onun ilerde hayatımızda önemli bir yer tutacak olan, İhsan hoca olacağını bilemezdik. Evet silik bir tipti hani konuşmasa bulunduğunuz mekana ait bir dekor parçası sanabilirdiniz,. nerden bilebilirdik ki İhsan hocanın içinde bir volkanın saklı olduğunu. Müdür bey sınıfımıza gelip de, artık sosyoloji dersleriniz boş geçmeyecek, aslen Fransızca öğretmeni olan İhsan bey bu konuda size yardımcı olacak diyerek ihsan beyi bize tanıtınca onu daha önce gördüğümüzü hatırladım. Müdür bey konuşmasına devam ediyordu.bunlar da İhsan hocam diyordu, Mardin Kız Öğretmen Lisesinin haylaz Edebiyat öğrencileri .Kız olduklarına bakma hepsi canavar,hadi kolay gelsin. İhsan hoca Müdür bey konuşurken ne düşünüyordu bilmiyorum..Ama dudağının kenarında sevimli, alaycı bir gülümseme gördüğüme yemin edebilirim. O ilk derste uzun uzun bizi inceledi..Biz de onu, çıt çıkmıyordu koca sınıfta, biz alışmıştık lise 2 öğrencisi olarak , çok konuşan,kendini bize farklı şekillerde tanıtıp, (more…)

İnternet

Salı, 26 Ağustos 2008

Saat gene gecenin bir yarısı ve ben gene bilgisayarımın başındayım. En sevdiğim arkadaşım internetle birlikteyim.

İnternet üzerinde istediğiniz kimliğe bürünebilirsiniz. Çünkü kimse birbirini tanımadığından herkes yalan söyler, sizin yalanlarınızın onun yalanlarını yansıtmaların korktukları için anlasalar bile birşey demezler. Hergün forum, messenger, facebook gibi yozlaşmış ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Hepsini olmadığım birşey olduğuma ikna ediyorum. Benimle konuşuyorlar. Bende onlarla konuşuyorum. Yalan söylüyorum. Lisede okul müdürünün bir lafı aklıma geliyor, “Birkaç yıl sonra manyak gibi makinelerle konuşağız herhalde” iğrenç ve tiksindirici bir adam olsada haklılık payı var.

Ama o insanların tanıdıkları kişi ben değilim. Onları koskoca bir yalana inandırıyorum. Bu o kadar sık oluyor ki benliğimi kaybetmeye başladığımı hissediyorum… Ama sanırım bu tam bir yazı değil… Bu büyük ihtimal şu imdat çağrılarından biri olsa gerek. Belki de bir itiraf… (more…)

Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım

Pazartesi, 21 Temmuz 2008

Ayrılık ne biliyormusun..? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne tren bileti ceplerimizde, nede turna katarı gökyüzünde… Ayrılık; Sadece unutulmaktır !..

Kötü İnsan, karanlık insan… Dünya; Çıkardığı basit bir ses kaba bir hece bile hakim ve güçlü olmaktır onun için. Bu duygularla bir derinlik kazandığını sanar. Bu yüzden düşünmek bulutlardan haz almak kadar uzak, gereksiz ve boştur. Büyük babalarından ona kalan miras sadece tükenmektir. Her hareketine hikmetler kazandıran budala aynalar karşısında küçümsemenin bencilliği ile bakar kendisine… Onların inandığı tek şey yalandır. Onlar ancak yüksekte olunca yaşadıklarını anlarlar. Yalnızlık derin uykularına gelen ve hiç göremediği bir duygu olmuştur her zaman. Bİr ütopyası yoktur zaten ne olduğunuda bilemez. Kullandığı eşyalar bile ondan daha uzun ömürlüdür. (more…)

İsimle Ateş Arasında

Cumartesi, 12 Temmuz 2008

Adı koyulmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olamayan bir kalbin sahibiydim ben. Hayata kelimelerle hükmeden biriydim ben.Var olanla yok olan arasında fark bir isim. Onunla başlayan hayatımı, onun ismini bilmekle başlamak istedim.

Varlığına dair, nefti gölgeli bir tütsü-buhur dükkanında, bana gösterdiklerinin dışında, hiçbir bilgiye sahip değilken sevmiştim onu. Başka bir şeyi değil, ateşe düşeceği ana kadar hiçbir şeyi merak etmeyerek sevmeyi bilen kalbimin bütün sükûnetiyle sadece onun ismini merak ettim ben.

Gülün önce ilahi muhayyilede adının koyulduğunu, manasının sonradan yaratıldığını, bu dünyadaki suretinin ise en sonra geldiğini kavradığında imanı tamamlanan biriydim ben. Bunun başka yolunun olmadığını aklıma ancak böyle kabul ettirebilmiştim ben .Kolay olmamıştı ama yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben. (more…)

Cam Şato

Salı, 08 Temmuz 2008

İlişkiler, camdan yapılmış şato gibidirler. Tamamlandığında alabildiğine ihtişamlı, tek darbeyle tuzla buz edilebilecek kadar hassas, yıkıldığında kırıklarını mesafelerce öteye fırlatabilecek kadar kuvvetli, dokunanı kanatacak kadar keskin ve tehlikelidir.

İnşa etmek sabırlı ustaların narin ellerinin işidir.

Dahası… her parçayı bulup yapıştırsan bile bir daha eskisi gibi gösterişli, saydam ve sağlam olmayacaktır.

Onun için şatonun içinde hareket ederken dikkatli olmalı!
Onun için sevgiliyi dış darbelere karşı zamanında korumalı!

İlişkiler biraz da mal-mülk sevdası gibidir. Herkes kendi şatosunun bakımıyla ilgilense ve yetinse ne kavgalara gerek var, ne yıkımlara..

Hayat Kötü Bir Şaka (İsterseniz Buradan Buyrun)

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Büyük yolun sonunda ne var? Gerçekler mi; yalanlar mı hayal kırıklığı mı; ne oluyor oralarda yolun bitim noktasında… Yol ayrımında hangi yöne gitmelim, sağım mı daha güvenilir yok yok sol tarafım hangi tarafa gitmeli… Hangi yol doğru yol, bunu hiçkimse neden bilemiyor.? Düşe düşe gidiyoruz o yollarda. Aniden yanımızdan kimin geçeceğinin bile kestiremiyoruz. Halbuki herkesle aynı anda yola çıkmıştık. Bizmi yolu bilemedik yoksa onlar mı kestirmeyi seçti. Şimdi ne desek o kadar maanasız ki hayat aslında tozlu mu tozlu taşlı mı taşlı iknceli mi işkenceli bir yol. Kimi en küçük taşta yere düşerken kimi neden hemen toparlanır bilmiyorum. Hayat bir de öyle acımasız ki hiç birşeyi aldırmıyor. Bazen yere düşersiniz heryeriniz kanrevan içinde ama en yakınınız bile yanınızdan tozu dumana katarak geçer; hiçbir yaranıza acınıza bakmadan. Aslında hep derler ya sağ gözün sol göze faydası yok işte bunuda anlıyoruz. Nekadar acıyor şimdi yaralarınız değil mi? Üstelik kimsede yok buralarda oralarda hayat kötü bir şaka belki de her an biri gelip ensenizden çıkarabilir. HİÇBİR GÖZYAŞIDA PARA ETMEZ ORALARDA BİKERE YAŞANIR HAYAT BU YÜZDEN NASIL YAŞAMALI VE HANGİ YOLU SEÇMELİSİZ. İsterseniz Buradan Buyurun

Elindekilerle Yetinmek

Cuma, 20 Haziran 2008

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.
(more…)

Hayatın Ucundan Tutarsan Bırakma

Salı, 17 Haziran 2008

Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evliydiler,
iki yaşındaki küçük Ceren leri ile mutluydular… Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı , bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı.  Mimardı ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde geçen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu.. (more…)

Hayal-et

Pazartesi, 16 Haziran 2008

Yaralarım var!
Benliğimde açılmış, kanayan yaralar..
Gönlümde kırıklıklar..
Öyle ki adim atmaya çekiniyor insan, olur da kırıklardan birisi beni de keser diye.
Bedenim bitkin.
Ruhum yorgun..
Aklim bin bir düşüncenin kendi kösesinden avazı çıktığı kadar bağırdığı bir pazar yeri sanki.
Öyle çaresizim ki!
Derdime takacak bir ad bile bulamıyorum. (more…)


38 sorgu. 0.437 Saniyede Olustu.