Koku : Bir Katilin Hikayesi
Pazar, 26 Ekim 2008Her gün okuldan çıktığımda yolum sinemadan geçerdi mutlaka. Sinemanın panosunda „Das Parfum“ posterine hep gözüm takılırdı ve film bizzat isminin kendi içinde zıtlık oluşturduğu için ilginç olduğunu düşünürdüm. Posterde güzel resmedilmiş bir kadın, gül yaprakları; yani koku hoşluğu temsil ederken, ardından bir katilin çıkması garip geliyordu bana. Filmi seyretmek ancak modası geçtikten sonra nasip oldu. Beğendim.. ben de herkes gibi çok etkilendim hikayeden. Hatta Barış’a söyledim ve izleyince o da ayni fikirdeydi. Böylece bu ortak yazıyı yazmaya karar verdik. Koku filminin aslı Alman yazar Patrick Süskind’in 80’lerde kaleme aldığı romana dayanıyor. Okumadığım için henüz bir kıyaslama yapamayacağım ama yaptığım araştırmalara göre hemen hemen herkes filmin, kitabı yanında çok basit düştüğünü yazmış. Daha önce denemelerde bulunulmuş olmasına rağmen filmi çekmek te 2006 yılında Tom Tykwer’e kısmet olmuş.
Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, 





