Düştüğünde Dizini Kanatan
Çarşamba, 20 Ağustos 2008Gitmeler dönmektir, yola çıkma vakti şimdi demiş ve bir beklemeyi koşup gitmiştin erguvan teğetlerine, zaman-sız gidiş vaktin, yaşamımın koşarcasına soğuran bir anındaydı. Ben an-sız kaldım senden sonra, sen ise anı olmaya an kaldın bende…senden habersiz bir ´biz´ yarattım ve sen içerimde yaşamaya başladın. Yoksun ama biz varız içerimde… Yokluğunda geceleri uykumu uyuyorluğumdan uyanıp aniden hala orada mısın acaba diye içimde yoklar oldum seni.. ah ne iyi, baktığım her kare yer yüreğimde hiç gitmeyecek bir beklemeyi duruyor oluyorsun; sussuzca….seni soluk alıyor, sana duruyorum. Ama sesin dolanıyor hep ayaklarıma ve düşüyorum yolunda. Suretin geliveriyor o an göz bebeklerimin önüne.. o an’ım, bir an sana bakar durakalıyor, sen de duruyorsun bir an.. yeni bir an’ı daha olmadan evvel bir an..duruyorsun; suspusuluğunda minik bir kara çocuğum ben, unutuyorum hemen düşüşlerimi, düştüğümde kanayan dizlerimi ve gidişlerini!.. Geleceğine dair kocalttığım umutlarımın yüzü-suyu hürmetine unutuyorum acıtanlığını…her gece Mirzagül kokuna yaslanıp, uykuma giden ılıklığınla kapatıyorum göz kapaklarımı. (more…)

Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin. Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin. Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam,