Koşar adımlarla eve doğru ilerliyordu, bende arkasından. Hülya bir elinde küçük siyah çantası diğer elinde anahtar. benim bir metre kadar önümden hızla ilerliyordu. Hülya o an dikkatini çeken her şeye küfürler savuruyordu. Korna çalan arabalara, ayaklarına takılan taşlara, çantasının sallanan zincirine, saçlarını durmadan gözüne sokan rüzgâra, tokasının yanında olmayışına, kendisine, her şeye, herkese. Bahçe kapısını gürültüyle açıp daha doğrusu çarpıp binadan içeriye girdi. Girdiği bina dört katlı eski, duvarları rutubetten kabarıp dökülmüş, hafif loş ve daha kapıda burnu yakan bir küf kokusu karşılıyordu insanı. Hülya bir dakika sonra üçüncü kattaydı. Kapıyı açtı, elindeki çantayı da, anahtarı da duvara çarptı. yaklaşık iki dakika sonra elindemki izmariti kapının girişine atıp içeri girdim, kapıyı çarpmamla müthiç bir gürültü tüm evde yankılandı. Hülya ağlıyor eline ne geçerse fırlatıp kırıyordu.. (more…)