‘sonra’ olarak etiketlenmiş yazılar

Sıkı Mutualizm

Cumartesi, 22 Kasım 2008

Gece çökmüş yine,bir ay ışığı sızar çökük masam. Tahtadan yapılmış gıcırdar üstünde uzun süredir oturuyorum. Elimde kalemim, dökülür düşlerim…. Ufak bir ışık benimler saatlere ilerler,aydınlatır yüzümü…. Penceremden gelen soğuk rüzgar,uçuşan kağıtlarım var. O kadar dağılmış ki etraf, yinede düzen dolu içerisi… Arka fonda gecenin siyahlığı. Herkes çoktan susmuş,lambalar sönmüş, gündüzde olduğu gibi yorganlar üstüne çekilmiş insanlar dolu şu ilerleyen saatlerde.Uyuyorlar gündüzdeki gibi… Tek fark karanlıkta ve bu biraz daha masumane.Gündüz herkes cicilerini giyer.Büyük bir mutualizm içinde,kimi gevşek kimi sıkı… Ama genelde gevşek bir mutualizm var.Birbirimizden aldığımızı alırız, bazen de veririz ayıp olmasın diye,sonra el sallarız herkese, her şeye… Kimi bulursak devam ederiz yolumuza.Aldığımızı alırız ya gerisi yalan dünyanın oyunu.Birde bu oyunda kendimizi en uyanık olan sanıyoruz kendimizi. Herkes gibi. Ama bir gün kafamıza kadar çektiğimiz yorganı indirince, herkesin silahını bize çevirdiğini görürüz. Etraf böyle oyunlarla dolu. Bazen de sıkı bir mutualizm içindeyiz.Yine birbirimizden karşılıklı yararlanırız.Zaten bunu olmaması imkansız gibi bir şey insanın olduğu her yerde bir çıkarcılık, bir kullanılma,bir yok etme oyunu aslında her türlü oyun vardır.Ama bu biraz daha acımasız…. Çünkü yararlandığından ayrı yaşayamıyorsun.O kadar bağlanıyorsun ki kopamıyorsun, kopunca ölüyorsun.ne kadar korkutucu değil mi?Kopmak istediğinde ise kendini sonsuzluğa itiyorsun.Sadece kendini değil,karşılıklı.Ne güzel geliyor değil mi? (more…)

Yağmurlar Yağıyor Sen Kokan Sokaklarıma

Salı, 18 Kasım 2008

Zaman hızla akıp geçiyor avuçlarımdan. Beni ben yapan herşeyi alıyor hayat birer birer. Boğuluyorum sanıyorum bi zaman. Sonra kendime geliyorum, yine yoksunluğun… Sessiz yığılıyor korkularımla bedenim soğuk parke taşlarına. Çaresiz boyun eğiyorum kaderime, sensizliğime… Ben kendimi çoktan unuttum. Kan oluyor akıyor gecelerim bakışlarında. Eriyorum hergün biraz daha. Seni daha çok özlüyorum her geçen gün, her geçen dakika… Yağmur yağıyor bu akşam, yağmur yağıyor sen kokan sokaklarıma. Kendimi amansız bir kavgada buluyorum. Seninle ve içimdekilerle yaptığım o kazananı olmayan kavgada. Şarkılar yazıyorum içinde ismini andığım, şiirler yazıyorum. Her cümlemde, her mısramda seni anlatıyorum boş duvarlara. Gözlerimi tavana dikip öylece kalıyorum sonra bir süre. Bir sigara daha yakıyorum tüm yaşanılanların üstüne. Buğulanan pencereme baş harflarini çiziyorum isimlerimizin. Ortasında küçük bir kalp figürü ile. Yalnızlığımı kanatıyordum sonra küçücük odamda. Kalbimde ince bir sızı adını koyamadığım. Bir türlü vazgeçememe korkusu ve endişesi… Her yudumda biraz daha sen olma kaygısı sonra. Ekmeğime biraz daha sen katmak ve sarhoş olmak sonra yokluğunun çıkmaz sokaklarında. Umut dolu gözlerim artık gülmez oldu yarınlara. Kendimi alıp gitmek istiyorum bazen bu şehirden çok uzaklara. Ama biliyorum ki uzaklarında senden eksik kalacak bir yeri yok. Yüreğimle beraber götüreceğim seni yanımda. Her nereye gidersem gideyim kokun hep olacak yanımda. Kendimle değil kavgam, yüreğimle. Yağmurlar yağıyor ıssız çöllerime. Sevginden yoksun çaresiz akşamlarıma… Islak sokaklarımda soğuk ve sessiz resimler çiziyorum şafaklarıma. İçine sevgimi koyduğum, renklerini sevdamdan alan, fırçası yüreğim olan binbir türlü resimler. Ve o resimlere her baktığımda biraz daha eriyor içim. (more…)

Sen Beni Çoktan Aştın

Perşembe, 13 Kasım 2008

Gözlerinin ebruli akşamında kaldı gözlerim. Gönül coğrafyamın ateşli bir ikliminde uyandı aşk. Sesinin aksiyle aydınlandı gönül yurdum ve ben, gözlerinin yorgun istasyonunda gelip durdum. Eski aşklarımı, acıtan yanlarımı ve senden önce ne varsa, bütün ayrıntılarımı bilinmez çıkmazlara gizledim sonra. Rüzgârlara açık bütün kapılarını kapadım kalbimin ve senden habersiz, senin üzerine yepyeni bir hayat kurdum kendimce. Senden öncesini yırtıp attım hayatımın. Sen, yaşadığım an oldun. An be an seni yaşadım ve yaşadıkça korkularım arttı. Yarına bırakmaya korktum. Korktum dün denen zehirli akrebin kıskacında unutulmaktan. İlk kez yazarken ellerim titredi. İlk kez unutulmasından korktum yazdıklarımın. Pervasız cümleler kurdum sana dair ve tozlu satırlardan kaldırdım yorgun harfleri tek tek. Özenle seçilmiş cümlelere saklamaya çalıştıkça, büyüdü içimdeki aşk denen alev. Yandıkça alevler yükseldi başımdan ve yazdıkça kifayetsiz kaldı sözler seni anlatmakta. Adın, ilk harfi oldu hak kitabın. Huzur veren, sevgi nakışlı ve muzdarip bir yüreğin akışıyla, ezberine durdum elif elif gülüşünde satırların. Kifayetsiz de kalsa, seni anladım sevdadan. Aşk odunda yanmaktan kastım oldu ismin. Cismini, tarifsizliğin, benzersizliğin ve yaratılmış bütün güzelliklerin anlamında sakladım. Kâinattaki bütün benzersiz güzellikleri senin tarifsizliğinle anlamlandırdım ve anladım ki, sendeki gizemdir beni farklı kılan. Tadı yok, teni yok, sesi yok sensiz sözlerin. Sağır ve dilsiz cümlelerin bestesi, güftesi ve senfonisidir ismin. Sarhoş bir rüzgârın ürpertici ıslığında tökezleyip, şefkatli kollarına yıkıldığım güneşli bir sabahtır gözlerin. Kahredici bir sonbaharın, sıradan esintisi değil başımda esen yel. Goncaları güle dönmüş bir sevda, çiçeğe durmakta ayrı bahar dallarında. (more…)

Acıya Acıda Buldum İlacı

Salı, 11 Kasım 2008

Sabahtı. Kaldırımlar alev alev yanıyordu sanki. Etrafta kuş uçmuyordu. Dört bir tarafta bir ölüm sessizliği, sinsi sinsi soluyordu. Sokak lambaları hala yanıyordu. Işıl ışıl bir yoksunluk saçıyordu etrafa. Işıl ışıl bir korku sızıyordu bakışlarından. Kaldırımlar ıslaktı. Geceden kalma gözyaşlarını taşımıştı sabahın rıhtımına. Kaldırımlar yorgundu. Yalnızlığın koynunda sabahlamış bir gecenin vebalini yüklenmişti. Uykusuzdu… Bin yıllık bir gecenin bestesini mırıldanıyordu taş kesmiş dudakları. Geceden kalma bir hüzün dolaşıyordu dört bir yanda. Kınında kurumuş bir aşkın yüzükoyun yatışı kalmıştı. Solgun bir feryat kalmıştı sokak başında. Ve yarına atfedilen birkaç parça umut… Birkaç parça düş kırıntısı çapaklı gözlerinde… Bakışlarında sımsıkı sakladığı bir hayal vardı. İşaret parmağında yere serpilen zafer çığlığı… Ve namlusunda, çaresizliğini tetiklediği bir kalem… Hemen yanı başında, rüzgârın kollarında titremeği unutanlar gibi… ıslak bir kâğıt… Zaman, dilsiz… Zaman kimsesiz… Bekleyeni olmayan bir liman şehri… Rıhtımında unutulmuş durgun bir deniz… Zaman önemsiz şimdi… Ardında hiçbir iz bırakmadan gidenler gibi… Gidip de dönmeği unutanlar gibi… Oysa ne kadar sakin bu sokaklar. Bu şehir ne kadar masum görünüyor bana şimdi. Zaman ne de çabuk emmiş yüreğimden hasreti! Yıllar ne de çabuk sindirmiş seni! Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara. Hazan yapraklarının kıpırtısına eşlik ediyor şimdi rüzgâr. (more…)

Bu Kış İçin Arızalı 10 Film

Pazar, 09 Kasım 2008

Kış geldi ve gün ışığı direncini kaybedince insanların genelinde bir hüzün olur mevsimlik, bu zamanlarda işte en arızalı filmler nedense beni hep mutlu etmiştir, gerçi her zaman bu psikolojik yada anlamak için ekrana kitlenmeyi gerektiren filmlerden yana olmuşumdur… Bilmem belki de sorun bendedir (: Şimdi efendim öncelikle kış dedik ve bilirsiniz hüzün melankoli ve duygusallığın yoğun olduğu bir dönem, bazı dönemlerinde derin iç savaşların, beni kimse anlamıyorların bolca olduğu dönem… Romanların ve filmlerin yanı sıra radyo da çıkan şarkıya eşlik etmenin olduğu dönem… Sevgili ile sarılıpta ekrana kımıldamadan bakmanın hiç bir başka mutluluk ile değişmezliğini anladığınız dönem… Sarı yapraklar, yağmur, kar ve karanlık ….

Filmlere geçelim uzatmadan lafı… Dikkat bu filmler asla beğenilme kaygısı taşamayıp yapılacak yorumlara “hadi ordan” diyebilecek kadar kendini beğenmiştir …

Bunlar sevdiğim sorunlu filmler, ilerde başka kategorideki (gerilim-duygusal-fantastik) filmlerinde paylaşmayı istiyorum…

(more…)

Ben, Bedevi, Aşk - 2

Perşembe, 06 Kasım 2008

İçimde derin derin, ve sızım sızım bir volkan patlıyor…

Geçmişime, oluşuma, doğuşuma ait içimdeki bütün sıcaklık, magmalaşıyor…

Nefes almakta zorlanıyorum, bir sıcak beni kendine çekiyor, terliyorum…

Gözlerimden akan yaşlar, ter misali çatlaklarımdan sızarken vücuduma, kalbimi çatlatıyorum sana dair bir şeyler sızabilsin içime diye…

İliklerime kadar ıslaklığını hissettiğim gözyaşlarım, yakabilsin içimi diye, iliklerimi çözüyorum birer birer. Her düğmede düğümlenmiş sana dair bir anı elime batıyor, aldırmıyorum…

Bir kalede demliyorum acılarımı artık…

Demini çok koyuyorum hayatın ve şekerini az katıyorum.
(more…)

Yüreğimin Sesi Bir Çığlık Oluyor Gecelerime

Cuma, 31 Ekim 2008

Yıkık bir akşamüstü çaresiz sokaklardayım yine. Sebepsiz, yorgun gözlerim ağlamaklı oluyor sevgisizliğimde. Garip bir depresyon halinde geçiriyorum saatlerimi. Bazen kaderime isyan etmek istiyorum, bazen bu şehirden alıp başımı gitmek. Ama ne yapsam hangi yola başvursam kurtulmak için bu durumumdan yollarım hep sana çıkıyor. Umutsuz gecelerim, güneşsiz sabahlarım oluyor yine. Kendimden vazgeçiyorum bi an. Dalıp gidiyorum engin ufuklara. Bir garip boşluktayım kısacası. Ne tarafa uzatsam ellerimi havaya değiyor parmaklarım. Tutunamıyorum uçurumlarda. Ne vardı ki halledemediğimiz sevgimizde. Yetmezmiydi seni sadece ölesiye sevmek. Adını yazmak yüreğime yetmezmiydi. Daha ne yapabilirdim ki hayasız akşamlarda baş harflerimizi gökyüzüne yıldızlarla yazmaktan başka. Sana içimde mektuplar yazıyordum. Çaresizliğimi anlatan, sensizliğimi anlatan mektuplar. Sen vazgeçmişken herşeyden, bağlamışken kadere ben biraz daha çırpınıyordum boğazıma kadar battığım bataklıkta…  Hergeçen gün biraz daha boğuluyorum çıkmazlarımda. Kendimi daha çok kaybediyorum yoksunluğumda. Bir olmaza giriyor yüreğimin sesi, bir çığlık oluyor gecelerime. Sonra resmin geçiyor elime. Gözlerinde bir daha kayboluyorum. Kendimden geçiyorum bi zaman. Hayata dair ne varsa tekrar geçiriyorum gözden. Hatıralar dövüyor bedenimi. Her ezgide biraz daha kabarıyor yüreğimin arterleri. Alkole vuruyorum iyice kendimi. Sarhoş hayaller kuruyorum sabahlarıma. Silinip gidiyor sonra beynimdekilerle beraber.  Sevgisizlik bir yere kadar ama sensizlik zor be güzelim. Hani bir trenin altına atlamak gibi, bir uçurumdan süzülerek çakılmak gibi. Hayata inat, kadere inat yaşıyoruz elden ne gelir. Bu gğnlerin sonu gelecek. Daha iyiye daha güsele gidecek herşey. Bir bütün olacak yaşadıklarım, yapamadıklarımla beraber. Yaşanmışlık kaygısı düşmesin gözlerine…
31.10.2008 01:19

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

Çarşamba, 29 Ekim 2008

29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiği gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 - 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coşkun törenlerle kutlarız.

Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299′da Söğüt ‘de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padişah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi dört yılda, otuz altı padişah yönetti. Son padişah Sultan Vahdettin’dir.

Eskiden ülkelerde tek kişi egemendi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kişilere padişah, şah, kral, hakan, sultan denirdi. Yönetim çoğu zaman babadan oğula geçerdi. Oğulun küçük olması, deli olması yönetici olmaya engel sayılmazdı. Böyle tek kişinin kendi başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz yönetimine mutlakiyet denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla hakana, padişaha, şaha, krala yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları hakan, padişah, şah, kral tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine Meşrutiyet denir. Ancak meclisin yetkileri genel olarak çok sınırlıdır. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet ilan edildi. (more…)

Koku : Bir Katilin Hikayesi

Pazar, 26 Ekim 2008

Her gün okuldan çıktığımda yolum sinemadan geçerdi mutlaka. Sinemanın panosunda „Das Parfum“ posterine hep gözüm takılırdı ve film bizzat isminin kendi içinde zıtlık oluşturduğu için ilginç olduğunu düşünürdüm. Posterde güzel resmedilmiş bir kadın, gül yaprakları; yani koku hoşluğu temsil ederken, ardından bir katilin çıkması garip geliyordu bana. Filmi seyretmek ancak modası geçtikten sonra nasip oldu. Beğendim.. ben de herkes gibi çok etkilendim hikayeden. Hatta Barış’a söyledim ve izleyince o da ayni fikirdeydi. Böylece bu ortak yazıyı yazmaya karar verdik. Koku filminin aslı Alman yazar Patrick Süskind’in 80’lerde kaleme aldığı romana dayanıyor. Okumadığım için henüz bir kıyaslama yapamayacağım ama yaptığım araştırmalara göre hemen hemen herkes filmin, kitabı yanında çok basit düştüğünü yazmış. Daha önce denemelerde bulunulmuş olmasına rağmen filmi çekmek te 2006 yılında Tom Tykwer’e kısmet olmuş.

(more…)

40 sorgu. 5.626 Saniyede Olustu.