‘tad’ olarak etiketlenmiş yazılar

Aşk-ı Bade

Perşembe, 31 Temmuz 2008

Belleğinde silinmiş hatıraları yaşıyorum,sen bilmezsin.
Bir aşkın ardından kalan kırıntıları veriyorum içimdeki güvercinlere.Hepsinin adını umut koydum.

Umut güvercinlerini salıyorum gökyüzüne.Kimisi uçmak istemezken,kimisi de bana inat yanına havalanıyorlar.Hepsini sana göndericem yakında.Öncesinde sensizliği ezberletiyorum onlara.

Artık sabahları da erken uyanmıyorum.Sanırım yok oluyorum yavaş yavaş.Kimsenin farkında değilim.İçtiğim aynı sigara aynı tadı vermiyor sende sonra.Daha da acı geliyor.Ve aynı şehir.Anlamı yok oluyor.Sen yoksan hiçbir şeyin tadı olmuyor.Ne film izlemenin ne de yemek hazırlamanın.
(more…)

Rüzgar

Perşembe, 19 Haziran 2008

Geriye baktığımda birçok insan girdi hayatıma, geldiler ve sonra aynen senin gibi çekip gittiler. Ama hiç biri senin gidişin kadar acı vermedi bana. Kim bilir belkide bu kadar sevmediğim sahiplenmediğimdendir.

Hoşçakal diyip gittin ya… Senden sonra pekte hoş kalmadı buralar. Başucumda senin gülüşün ve kulaklarımda o güzel sesin yok artık. Eskisi gibi tadım tuzumda kalmadı. Sabah kalkıp Günaydın bitanem diyememek inan bana çok acı veriyor.

(more…)

Tiger and the Snow - Kar ve Kaplan

Çarşamba, 18 Haziran 2008

Acaba aranızda benim gibi yıllarca o’nun geleceğini umut ederek bekledi, sizi bilmem ama ben hem rüyalarımda o’nu gördüm hemde o gelecek diye yüzlerce mektup yazdım onardım pas tutan yüreğimi şimdi çok iyiyim çünkü o var ve bırakmıyacağım asla…

(more…)

Ortaoyunu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

ORTAOYUNU

1.ORTAOYUNUN KAYNAĞI
Orta Oyunu’nun, “Meydan oyunu” ve “Kol Oyunu” dan geçerek varmış olduğu son şekil; konuları, oyunların dramatik yapısı, oyun tarzı, komik unsûrları ve tipleri ile Karagöz’ün Perde’den meydan’a inmiş şeklinden ibârettir. Şükrü Elçin de Ortaoyununu aynı şekilde “Meddahın çok sanatkârlı şekli veya Karagöz’ün perdeden yere inmiş nev’i” olarak tanımlamaktadır. Meddah’ın çok sanatkârlı bir şekilde veya Karagöz’ün perdeden yere indirilmiş hali olarak tarif edebileceğimiz Ortaoyunun Türkiye’de eski kol oyunlarının temsili bir karakter alması ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. (more…)

Saraydaki Halk Tiyatrosu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

HALK TİYATROSU
Halk tiyatrosu kavramı ülkemizde üzerinde çok tartışılmış olan kavramlardan biridir. Bu tartışmalarda ortaya konan düşünceler pek çok bakımdan farklı olmalarına rağmen, aralarında bazı ortak noktalar bulunduğu da gözlenmektedir. Bu tartışmalarda öncelikle üzerinde durulan konu, halk tiyatrosunun seyircisi sorunudur. Bir görüşe göre halk tiyatrosunu, “seyircisi halk olan tiyatro” şeklinde tanımlamak gerekir. Ancak bu noktada bir tartışma ortaya çıkmaktadır: Halk kimdir? Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hemen herkes hemfikirdir. Ancak, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır. Bir görüşe göre halkı, “emekçi sınıflar” şeklinde tanımlamak doğrudur. (more…)

Rüyhan Duralı - Sevgiliye Aşk

Çarşamba, 04 Haziran 2008

Her şeyin başlangıcı aşk.. Birine aşık oldu ve bu aşk onu yazar yaptı. Büyük bir aşkın meyvesi olarak 1977 baharında kırklareli’de doğdu. Kırklareli anadolu lisesine giderken gazetecilik mesleğine aşık oldu. Tıp okumaktansa, son dakika tercihi ile istanbul üniversitesi radyo televizyon bölümünü tercih etti. 17 yaşında geldiği istanbula aşık oldu. Dünyanın hemen hemen her şehrini görmesine rağmen, şehri istanbul’a hala aşık. 18 yaşında show tv spor servisinde iş hayatına başladı. İşine aşık oldu.spor muhabiri olarak görevine başladı. İki yıl sonra atv spor servisine geçti. İki yıl çalıştıktan sonra show tv’ye geri döndü. Maraton, televole, pazar keyfi programlarında muhabirlik yaptı. Çok insan tanıdı, dünyanın en güzel şehirlerini gezdi, iyi paralar kazandı. (more…)

Kanımı Cam Kesti

Perşembe, 17 Nisan 2008

Kanımı cam kesti. Sicilime işleyin. Biraz tuz yakılırken kirpiklerimden, yine damla damla duman sızacaktı bileklerimden. Yerleşik hiçliğimden mi çıktı şimdi satırlarla yüklü bu yükümsüz kabuk ? Geceye zıt naylon bir tebessüm maskelenmekteyken her yağmacı gün, bu garip gecede yitik rolünden usandığını haykırdı yüzüm. “Keşke”lerin idamı hatrına keşke sağır olsaydın ey hüzün! Tazyikli cam yağmurlarını, aksak kafesleri, topal vitrinleri tanır mısın? Ya mütereddit pıhtıyı? Aksın mı, dursun mu? Kekeleyen nehirleri gördün mü hiç? Bıçak kınını kesmezmiş, kusurumu tortula. “Acıya dair”lerin yakasına çökmüş kimliğim, takındığım simayı yüreğe aynalamanın telaşında. Süprüntü dolu uyarılar bin kalıba girmiş yedek yenilmişliğimde. Yemeklik dipnot hazırlıyorlar geceye. Sen bakma usanmışlığıma. (more…)