‘tak’ olarak etiketlenmiş yazılar

Cansuyum

Cuma, 01 Ağustos 2008

Susuz şehrimde canıma su katana ithafla…

C anım, Cansuyum;
A vazım çıktığı kadar bağırıyorum sonunda
N asıl oldu bilmiyorum,
S eni Seviyorum diye haykırıyorum tüm dünyaya..
U zak kentlerden gelip kalbinin derinliklerine taşındım sonunda
Y eni bir hayata adım atmanın derin hazzı içimde
U fuklara dalar gözlerim umarsız sevda yüküyle
M azinin yaraları kapandı sayende….

(more…)

En Kötü Yemek

Pazartesi, 16 Haziran 2008

Mutfağımın soğuk mermeri üzerine yeni pişirdiğim sıcak yemeği koyarken aklıma geldi de hayatımızda ne kadar çok çeşit yemek var.Mezelerden tutun tatlılara,sebzelerden tutun çorbalara.. binlerce çeşit yemek; kültürler farklı tarifler farklı.Ama binbir çeşit isimde bile aynı yemekleri öğrendik. Bazen en güzel yemekleri yapabilmek için takvim sayfalarının arkasına,gazete köşelerine baktık.Bazen de yıllarca ” yemek tariflerim ” diye not ettiğimiz defterleri paylaştık birbirlerimizle… (more…)

Yıllar Sonra Bir Gün

Cuma, 13 Haziran 2008

Yıllar Sonra Bir Gün
Huzur evinin kapısından hızlı adımlarla giren ve halinden 60-70 yaşlarında olduğu anlaşılan kadın, girişteki danışmadan bir şeyler sorar.
Danışma memuruyla aralarında geçen ve kısa süren konuşmadan sonra aradığı şeye bir an önce kavuşma heyecanıyla olsa gerek daha bir hızlı adımlarla merdivenlere yönelir.
Kapı numaralarına bakarak ilerlemektedir koridorda. (more…)

Beslenme Çantası

Perşembe, 12 Haziran 2008

Acılardan bir beslenme çantası olmalı insanın… Beslendikçe yazabilmeli, yazdıkça beslenebilmeli… Lakin hiçbir zaman annesi acı doldurmamalı o çantaya… Hayat olmalı, aşk olmalı, sevgi olmalı bu acılar… Çocukluğumuzdan kalma alışkanlılarımızla, hayata beslenme çantamızla çıkabilmeliyiz. Öğretmenimiz acılar olmamalı. Derslere tam vaktinde gitmeliyiz. Ve en ön sırada, can kulağıyla dinlemeliyiz. Anlamadığımız noktalarda, tekrar tekrar sormalıyız çünkü bilmeliyiz ki anlaşılmıyorsa eğer bir acı, tecrübe olarak kafamızın bir kenarında mevzilenmeyeceği için, tekrar önümüze dikilebilmektedir, çaresizlik misali… Birinci tenefüs arasında hafif şeyler yemeliyiz. Bir dilim paranın üstüne sürülmüş, az bir maddiyatla açlığımızı yatıştırmalıyız. (more…)

Ortaoyunu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

ORTAOYUNU

1.ORTAOYUNUN KAYNAĞI
Orta Oyunu’nun, “Meydan oyunu” ve “Kol Oyunu” dan geçerek varmış olduğu son şekil; konuları, oyunların dramatik yapısı, oyun tarzı, komik unsûrları ve tipleri ile Karagöz’ün Perde’den meydan’a inmiş şeklinden ibârettir. Şükrü Elçin de Ortaoyununu aynı şekilde “Meddahın çok sanatkârlı şekli veya Karagöz’ün perdeden yere inmiş nev’i” olarak tanımlamaktadır. Meddah’ın çok sanatkârlı bir şekilde veya Karagöz’ün perdeden yere indirilmiş hali olarak tarif edebileceğimiz Ortaoyunun Türkiye’de eski kol oyunlarının temsili bir karakter alması ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. (more…)

Saraydaki Halk Tiyatrosu

Çarşamba, 11 Haziran 2008

HALK TİYATROSU
Halk tiyatrosu kavramı ülkemizde üzerinde çok tartışılmış olan kavramlardan biridir. Bu tartışmalarda ortaya konan düşünceler pek çok bakımdan farklı olmalarına rağmen, aralarında bazı ortak noktalar bulunduğu da gözlenmektedir. Bu tartışmalarda öncelikle üzerinde durulan konu, halk tiyatrosunun seyircisi sorunudur. Bir görüşe göre halk tiyatrosunu, “seyircisi halk olan tiyatro” şeklinde tanımlamak gerekir. Ancak bu noktada bir tartışma ortaya çıkmaktadır: Halk kimdir? Halkın belirli bir sınıf olmadığı üzerinde hemen herkes hemfikirdir. Ancak, hangi sınıfların halk sayılabileceği konusunda tartışmalar vardır. Bir görüşe göre halkı, “emekçi sınıflar” şeklinde tanımlamak doğrudur. (more…)

Yalnızlık

Salı, 10 Haziran 2008

Bu sabah yalnız uyandım..
Pencereden bile insan sesleri gelmiyordu.
Sadece arabalar geçiyordu; bir de kuşlar.
Sonra mutfağa gittim.
Bir kişilik çay demledim.
Kahvaltım tek kişilik..
Kesilmiş biletim gibi.. Kaderim gibi.. (more…)

Sessiz Gemi’de Üç Yolcu

Salı, 10 Haziran 2008

Yahya kemal, Nihat Sami Banarlı ile “Sessiz Gemi” şiiri üzerine yaptıkları bir görüşmede bu geminin bir tabut olmadığını anlatmıştı. Bir tabut değildi bu gemi ama hiç yolcusu yokmuş gibi yol alıyordu. Aslında geminin bu yolculuğuna başından sonuna şahitlik etmiş üç yolcusu, kalkışta farkedilmiş olmasalar da anlattıklarıyla hem rıhtımda kalanların gözünden hem de yolcusu oldukları geminin güvertesinden bugüne ışık tutmaktadırlar. Günlerce siyah ufka bakanların nemli gözleri biraz olsun dinlenmeyi hak etmiştir artık.
(more…)

Anka Kuşu

Cuma, 06 Haziran 2008

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. (more…)

40 sorgu. 3.115 Saniyede Olustu.