‘tan’ olarak etiketlenmiş yazılar

Uzaklar

Cuma, 14 Kasım 2008

Yeni tanımaya çalıştığım bu evin penceresinden gökyüzüne bakıp bakıp ağlıyorum.

Bayramlarda iki kuruşluk oraya buraya atılmış bayram şekerleri gibiyim.

O kadar çok ağlıyorumki pastırma sıcaklarında yağmur yağıyor yüzümün en hüzünlü yerine.

Bu aralar herkezin eline bir bavul tutuşturup hayatımın en uzak yerlerine gönderiyorum.

Atatürk Diyor ki;

Pazar, 09 Kasım 2008

İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

***

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

***

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir. (more…)

Ben, Bedevi, Aşk - 1

Pazartesi, 03 Kasım 2008

Gecenin bilinmeze mahkum bir saatinde uyanıyorum ve fısıldıyorum adını. Nerdesin? Konuşmayı unuttum, bir bilinmez dilden sayıklıyorum seni. Beton bloklar gibi devrilip kalmış üzerime umutsuzluk. Ağıtlar yansıyan türkülere seni ısmarlıyorum. Bazan, muhacir gülümsemeler konuk oluyor dudaklarıma, aşkın kadar yalancı, aşkın kadar kısa ömürlü. Yaşamım; yaptığım yanlışların toplamı ki, o yüzden işgal altında şimdi ömrüm. Ama, kıvrılıp giden ve yatağı hiç değişmiyor, neylersin? Gittin, büyümedi güneş yüzlü çocuklar, hep aynı yaşta kaldı. Ben şairim sevgili. Derler ki yalandır sözleri şairlerin. Belki bu yüzden sözlerim bir karşılık bulamadı yüreğinde. Oysa, yalanlarımla sadece yaşamaya bahaneler uyduruyorum, yine de yenilmiş bir militanın sızıp duran kanı kadar acıtıyor beni aldığım her nefes. Gitmek duygusunun bağbozumundayım ne zamandır. Bilmiyorum, gidersem kim sular sabaha karşı, solgun duran mutsuzluğun çiçeklerini, yüreğini kederle kim kanatır? Vazgeçtim seni özlemekten. Özlemek yetmiyor bir aşkın ansızın orta yerinden bölünmüşlüğünü anlamaya. Ayrıntılar unutulup durdukça, az gelişmiş ülke acılarıyla katılıp kaskatı kalmış bir çöle dönüyor seni özlemek. Ellerimden kayalara bulaşan kanımın siyahlığında yitiriyorum her şeyi ve çaldığım ateş sönmek üzeridir. O yabani kartalın ciğerlerimi didiklemesi bile acıtmıyor beni seni özlemek kadar. Titreyip duran bir serçe gibi alıyorum avuçlarıma geceyi. Biriktirdiğim göz yaşlarımı içiriyorum. Işığı inkar ediyorum, bilinmesin diye içimdeki sancının kirli, yeşil suyu. Otistik bir çocuk oturuyor gözlerimde. Ne yana baksam onu görüyorum. Eski bir kapı çıngırağı elinde. Susuyor, hiç konuşmuyor, çıngırağı gösteriyor yalnız. Kirli, küflü ve ölü bir çıngırak. (more…)

Aylardan Kasım

Perşembe, 30 Ekim 2008

Hiçbir zaman ne oldum deme, ne olacağını düşün. Hayatın acıları uzak olsun.. Öykümüzün konusu bir arkadaş ortamında tanışarak güzel bir beraberlikleri olmasına rağmen evlilikleri kariyer,okul meselesine takılmış bir azmin, başarının nasıl yakalanacağını anlatıyor. Ayla ve Yusuf bir sonbahar günü (kasım5) arkadaş ortamında tanışmış ve aşkın büyüsüne kapılmışlardı….. Ayla okuyor, güzel, alımlı ve etkileyici bir güzelliği vardı. Yusuf etkilenmişti ne yapmalıydı nasıl tanışmalıydı. Ayla Yusuf a bakıyor ama, acaba niçin diye içinden geçirmişti.neden baktığını anlamamıştı.Yusuf kendisiyle ilgileniyor hiç gözlerini ayırmıyordu. Ayla, hemen yüzünü çevirdi Yusuf yanına gitti, konuştular, tanıştılar ve uzun uzun sohbet ettiler uzun zaman arkadaşlıkları devam etti birbirlerine deli gibi bağlandılar. çok sevdiler birbirlerini ,her seferinde sevgi sözcükleri bitmek tükenmek bilmiyor.Ayla bu duruma alışmaya çalışıyordu hayatında hiç sevdiği olmamıştı.Ama Yusuf un okumaması kendisini tedirgin ediyordu. (more…)

Bi Habersiz

Salı, 28 Ekim 2008

Güçlüydü. Bir kadından daha güçlü.
Biraz alçaktı ama ana yüreği gibi sıcaktı sevgisi.

Kendisini yalanlara inandırdı. Ve belki de bu yüzden yalnızlığının tek mahkum adayı idi.
Belki de hayatla dalaveresi bu yüzden denk düşmüyordu, terazinin küfelerine. Sırf bu yüzden;hızlı yaşadı, çabuk yaşlandı.

Saçlarında ki aklar tescilledi; tecrübelerini yalnızlıktan topladığını. Aşka adadı kendini. Yanlış seçimleri de oldu, kurunun yanında yaşı da yaktığı gibi.

Bir romanı vardı ki oku oku bitmezdi. Öykünün esas kızından farkı yoktu. Bir tanımlama yapılacaksaydı, susmalar anlatırdı onu.
(more…)

Doğal Afet Dolunayda

Çarşamba, 03 Eylül 2008

Kanayan kaç yaramız var şimdi. En son nelere küsüp sırt çevirdik. En son ne zaman bi çok şeyi geri plana ittik. En son ne zaman düştük, kanattık yüreğimizi, içimizi, Ne zaman az isteyip çoğu bulduk. Hiç bir zaman değil mi. Okadar temiz görünüyor ki şöyle bir yüzlere bakınca. Etraf o kadar kirliki, çarpık kentleşmede çarpışan otalar gibiyiz değil mi. Sürekli bulanık hayat, hepimize şöyle iyisimi beş numara gözlük gerek.Ne için mi hayatın gerçeklerini en temizinden göremk için. Şu zamanlarda o kadar garip haldeyiz ki, herşeyi göze aldım şu sıralar. İçimde okadar oflu üflü cümleler var ki. Tüm iyliklerimi sollayan o kadar cümle var ki, Ama yine hep aynı değil mi. Silbaştan yazıp yazıp silmek hiç ummadığın anda güvendiğin anda dağal afet dolunayda. Tüm kötülükler karşında yada sen o kadar duvara çarptığın içindir. Bağışıklık kazandık belkide. O da kötü ama sonra alay etmeye başlıyosun olanlarla hayatla. Halbu ki en komik sen görünüyorsun değil mi.Aynalar ah aynalar bi zaman sonra onlara yaşlanacaklar. Şunu belirtmek isterim bu dönem bu sene için bu son yazdımdır, ne olur ilerde bilemem. Bende çok çarpıtmış olan bir sistem yüzünden sahalardan çekiliyorum. öss canavarı karşımda şimdi, herşeyi baştan başladım ben bu sene herkese hayırlı olsun. Hiç bi zaman yılmayın, iyi sizi bulur unutmayın…

Bir Kaç Küçük Yeşil Yaprak

Pazartesi, 01 Eylül 2008

Orta boylu, tıknazca,saçı seyrelmiş biriydi ihsan hoca.Onu ilk gördüğümüz günü hatırlıyorum da… Gülüyorum… Okulun bahçesinde arkadaşlarla şakalaşıyorduk..Nöbetçi öğrenci yanında, pek dikkat çekmeyen, tamirat yapmak için okula gelen, işçilerden biri zannettiğimiz bir adamla, yanımızdan geçtiğin de, onun ilerde hayatımızda önemli bir yer tutacak olan, İhsan hoca olacağını bilemezdik. Evet silik bir tipti hani konuşmasa bulunduğunuz mekana ait bir dekor parçası sanabilirdiniz,. nerden bilebilirdik ki İhsan hocanın içinde bir volkanın saklı olduğunu. Müdür bey sınıfımıza gelip de, artık sosyoloji dersleriniz boş geçmeyecek, aslen Fransızca öğretmeni olan İhsan bey bu konuda size yardımcı olacak diyerek ihsan beyi bize tanıtınca onu daha önce gördüğümüzü hatırladım. Müdür bey konuşmasına devam ediyordu.bunlar da İhsan hocam diyordu, Mardin Kız Öğretmen Lisesinin haylaz Edebiyat öğrencileri .Kız olduklarına bakma hepsi canavar,hadi kolay gelsin. İhsan hoca Müdür bey konuşurken ne düşünüyordu bilmiyorum..Ama dudağının kenarında sevimli, alaycı bir gülümseme gördüğüme yemin edebilirim. O ilk derste uzun uzun bizi inceledi..Biz de onu, çıt çıkmıyordu koca sınıfta, biz alışmıştık lise 2 öğrencisi olarak , çok konuşan,kendini bize farklı şekillerde tanıtıp, (more…)

İnternet

Salı, 26 Ağustos 2008

Saat gene gecenin bir yarısı ve ben gene bilgisayarımın başındayım. En sevdiğim arkadaşım internetle birlikteyim.

İnternet üzerinde istediğiniz kimliğe bürünebilirsiniz. Çünkü kimse birbirini tanımadığından herkes yalan söyler, sizin yalanlarınızın onun yalanlarını yansıtmaların korktukları için anlasalar bile birşey demezler. Hergün forum, messenger, facebook gibi yozlaşmış ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Hepsini olmadığım birşey olduğuma ikna ediyorum. Benimle konuşuyorlar. Bende onlarla konuşuyorum. Yalan söylüyorum. Lisede okul müdürünün bir lafı aklıma geliyor, “Birkaç yıl sonra manyak gibi makinelerle konuşağız herhalde” iğrenç ve tiksindirici bir adam olsada haklılık payı var.

Ama o insanların tanıdıkları kişi ben değilim. Onları koskoca bir yalana inandırıyorum. Bu o kadar sık oluyor ki benliğimi kaybetmeye başladığımı hissediyorum… Ama sanırım bu tam bir yazı değil… Bu büyük ihtimal şu imdat çağrılarından biri olsa gerek. Belki de bir itiraf… (more…)

Televizyon

Cumartesi, 23 Ağustos 2008

İskoçyalı mühendis John Logie Baird tarafından 26 Ocak 1926 yılında icat edilen televizyon günümüzün en yaygın kullanılan haberleşme organıdır. Bu organın kurulması, tüm dünya tarafından bilinir hale gelmesi, faydalarının neler olduğu ve aygıtının kullanım sınırlarının ne olduğu tabi ki o dönemde tam olarak kavranamamıştır belli bir süreç sonucunda taşlar yerine oturmuştur. Özellikle ülkemizde bu süreç çok daha uzundur.Ülkemizde televizyonla ilgili ilk çalışmalar 1965 yılında bir deneme istasyonun kurulması ile başlar.Bunu 1968’de yapılan siyah-beyaz test yayını izler.Doksanlı yıllara gelindiğinde birbiri ardınca kurulan özel kanallarla bu uzun süreç olgunluğa kavuşmuş ve Türk televizyonculuğu artık şekillenmeye başlamıştır.Ve günümüze gelindiğinde artık televizyonsuz bir tek ev bile kalmamış,küçük beldeler, ilçeler bile kendi yayın organlarını kurar hale gelmiştir. (more…)

43 sorgu. 2.718 Saniyede Olustu.
Film izle,Online izle,Online Film izle,Online Sinema,Turkce Filmler,Yabanci Film izle,Aksiyon Film,Macera FIlm,Animasyon Film,Duygusal Film izle, Online sinema izle, Full film izle,film izle,Vizyon Filmleri izle , Full izle,Turkce film izle,tam ekran film izle,sinesalon,izle,film,full,korku filmi izle, film Izle Dizi Izle Online Film Izle Indirmeden Film Izle Vizyon Filmler Direk Izle Netten Film Izle Canli Sinema Muzik Dinle Bedava Film Izle Film Indir Sinema Seyret Dizi Izle Tum Filmler Turk Filmi Izle Canli Film Izle Yabanci Filmler Turkce Filmler Filmizlesene Filim Izle Aninda Film Izle