Susmak Her Acıya Çare mi?
Pazar, 31 Ağustos 2008Susuyorum..
Umarsızca ve sonsuzluğa değin susuyorum.Sana,ona,buna,her şeye,aklımın en ücra köşelerindeki düşüncelere susuyorum.. Kayıtsız kalıyorum çok şeye.Cevap vermemek,ağzımı açıp tek kelime etmemek en büyük cevap gibi geliyor bana.Belki çok şeyden yara almamı engelliyor ve canım daha az yanıyor. Kalbimden bir şeyler kopup geliyor ben sustukça. Önce kalbimi susturmayı deniyorum. Nafile.. Çok uğraşıyorum ve ilk kez kalbime cevap veriyorum. Dışarıya susarken kalbe cevap vermenin en büyük nankörlük olduğunu anlayınca durup düşünüyorum ve fark ediyorum.Ben acıya susuyorum. Ona kayıtsız kalıyorum.Bu öyle bir acı ki insanın bütün duyu organlarını kör ediyor ve kapalı kaldığı kutu içinde kendine eziyete başlatıyor.En başlarda bu acıya ad koymak için çok uğraşıyorum.Her satırda ‘bu acı’ diye bahsetmek istemiyorum.Sonra bir vahiy geliyor fikrimin en kuytu köşelerine.’Aşk’ bu acının adı…’’Aşk’’ Bütün idrak yolların kör oluyor.Karanlık ve kapalı bir kutuda işkence ediyorsun kalbine.Canının acısına aldırmıyorsun. (more…)
Acılardan bir beslenme çantası olmalı insanın… Beslendikçe yazabilmeli, yazdıkça beslenebilmeli… Lakin hiçbir zaman annesi acı doldurmamalı o çantaya… Hayat olmalı, aşk olmalı, sevgi olmalı bu acılar… Çocukluğumuzdan kalma alışkanlılarımızla, hayata beslenme çantamızla çıkabilmeliyiz. Öğretmenimiz acılar olmamalı. Derslere tam vaktinde gitmeliyiz. Ve en ön sırada, can kulağıyla dinlemeliyiz. Anlamadığımız noktalarda, tekrar tekrar sormalıyız çünkü bilmeliyiz ki anlaşılmıyorsa eğer bir acı, tecrübe olarak kafamızın bir kenarında mevzilenmeyeceği için, tekrar önümüze dikilebilmektedir, çaresizlik misali… Birinci tenefüs arasında hafif şeyler yemeliyiz. Bir dilim paranın üstüne sürülmüş, az bir maddiyatla açlığımızı yatıştırmalıyız.