‘yap’ olarak etiketlenmiş yazılar

Vesaire Vesaire…

Çarşamba, 03 Eylül 2008

Hayat dediğin nedir ki ; vesaire vesaire…

Tunç Başaran sıradan bir hikayeyi bile izlenir hale getirmeyi başarmış.
Türk Sinemasının 2. kuşak yönetmenlerinden olan Tunç Başaran, komedi ve trajediyi kendi kabında harmanlayarak, elinde bulunan sıradan senaryoyu abartısız, olduğu gibi çekerek filmi izlenir hale getirmeyi başarmış. Bu sıradan senaryoyu Tunç Başaran değil de, başka bir yönetmen filmleştirseydi bu yazıyı yazacağımdan açıkçası pek emin olamazdım…
(more…)

30 Ağustos Zafer Bayramı

Cumartesi, 30 Ağustos 2008

GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu. TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. (more…)

Dünde Kalan

Pazar, 20 Temmuz 2008

Zaman geçiyordu
ve hiç bir şeyin farkına varamıyorduk.
Beklediklerimiz gelmiyor
sevdiklerimiz sevmiyordu.
Bir telefon sesine
hasret kaldığımız oldu
çoğu zaman…
Hiç değilse bi yanlış numara arasaydı …Konuşabilseydim birileriyle…
Yanlışlıkla çevrilen bi telefon sesi bozsaydı evimdeki sessizliği..
Bir yerden taşınır gibiyim.
Sanki geride
çok şey bırakmışım benden kalan.. (more…)

ÖSS’nin Yolu Kars’tan Geçer mi?

Perşembe, 10 Temmuz 2008

Bir laf var ya hani kovayı denize de soksan aynı suyu alır, kuyuya da diye. Ben kova değilim.
Burası Kars Kağızman, aylardan Ocak. Evimiz karlar altında. Tek yiyeceğimiz patates ve tandır ekmeği tabii birde bol bol sütümüz var. Hepsi bu. Buralar da saat 18.00’den sonra hava kararıyor. Kararan hava ile beraber bastıran uyku, yanmayan lambalar, yapacak tek şeyin uyumak olduğunun tek kanıtı. Buralar da gün erken bitiyor. Uyumak zorundayız. Tam 17 yaşındayım. Türkçeyi okulda öğrendim ama bu yıl liseyi de bitiriyorum. Dayım yarın burada olacak. Üniversite sınavına İstanbul da gireceğim. Eğer kazanırsam da orada okuyacağım.  Ve beklenen gün geldi, İstanbul dayız. Sınavdan yarım saat önce sınıfıma girdim. Yanımda ki öğrenciyle konuşmaya başladım….. (more…)

Teşekküler

Perşembe, 10 Temmuz 2008

O kadar iyi ve naziksin ki,insanlar kendi kalblerinden geçenlerin doğruluğunu tartışmamak için senden hoşlanmıyorlar,aslında o kadar basit ve yapıcı düşünüyosun ki, bu senin tüm hayat tarzına yansımış,ne bileyim, bitmek tükenmek bilmeyen bi enerji ve hep devam etmesi için bu döngünün ,bulunması ,cevablanması gereken doğrular,amaçlar,sebebler… yada aslında zaten hep orda olup,keşmekeş içinde bunu farketmeyen insanlara inat böyle sapasağlam durabilmek
(more…)

Cam Şato

Salı, 08 Temmuz 2008

İlişkiler, camdan yapılmış şato gibidirler. Tamamlandığında alabildiğine ihtişamlı, tek darbeyle tuzla buz edilebilecek kadar hassas, yıkıldığında kırıklarını mesafelerce öteye fırlatabilecek kadar kuvvetli, dokunanı kanatacak kadar keskin ve tehlikelidir.

İnşa etmek sabırlı ustaların narin ellerinin işidir.

Dahası… her parçayı bulup yapıştırsan bile bir daha eskisi gibi gösterişli, saydam ve sağlam olmayacaktır.

Onun için şatonun içinde hareket ederken dikkatli olmalı!
Onun için sevgiliyi dış darbelere karşı zamanında korumalı!

İlişkiler biraz da mal-mülk sevdası gibidir. Herkes kendi şatosunun bakımıyla ilgilense ve yetinse ne kavgalara gerek var, ne yıkımlara..

Öylesine Bir Mektup

Pazar, 29 Haziran 2008

Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız. Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de…Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mi asırlarca? Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep ayni heyecanla açar mi? Dedim ye, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim su günlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine… Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım Yanlış yaptım. Sana ulasan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acili duvarları gibiyim. (more…)

Enkaz Yığınları Altında

Pazar, 29 Haziran 2008

Beni yalnız bırakın. Kimseyi görmek,işitmek istemiyorum. Yapılacak ne kadar iş, gidilecek ne kadar yer varsa; tüm randevuları ortadan kaldırıyorum. Kendimle yalnız kalmak istiyorum. Beni,benden başkasının anlayamayacağı kendimle… Bir iç hesaplaşma bu. Bir muhakeme, bir iç çekişme. Bulunduğum yer, edindiğim konumdan hayata yeniden başlamak istiyorum. O yüzden beni yalnız bırakın. Bana;akıl, nasihat, öğüt vb. söylemlerde bulunmaya da kalkmayın. En büyük saygısızlığı yaparım size karşı. Onu başkasıyla gördüm. Sakın dokunmayın bana. Dost şefkati ile uzanan eliniz; içimdeki yanan ateşi körükleyecektir. Kapanmayan yaramı deşecektir. Bu yüzden, sakın dokunmayın. Delicesine, uğrunda ölürcesine sevdiğiniz bir insanı başkasının kollarında görmek, size nasıl bir acı yaşatır. Tahmin edin? (more…)

Baştan Başlayalım

Perşembe, 26 Haziran 2008

Bir süre önce “Kaliteli Müşteri Hizmeti” dediğim şeyle ilk elden deneyimim oldu. Toronto’da soğuk bir Cumartesi günüydü.

Hafta sonu, anne babanın boşanmış olduğu diğer ailelerde olduğu gibi, çocuklarımın annelerini ziyarete gitmeleri ile başladı. Karım Kate ile başbaşa bir hafta sonu geçirecektik. Cumartesi bir eğlenme ve huzur bulma günüydü. Geç kalktık ve gün boyu yapılan her şey hoş bir şekilde üç-dört yıldızı ünlü bir otele gittik. Restoranda çalışanlar çok cana yakındalar. Kate kızartma türü bir şey istedi ve isteğini yemek gediğinde gerçek macera başladı. (more…)


38 sorgu. 0.376 Saniyede Olustu.