‘yoksa’ olarak etiketlenmiş yazılar

Anlatım Bozukluğumsun

Cuma, 28 Kasım 2008

Öznesi gizli olan bir hayalsin benim için
yüklemini bulsam da öznesini bir türtürlü
koyamadığımsın
tamlayanı eksik tamlananı fazla
nesin sevgilim ? nesin sen ya ?
nasıl bir tümcesin kalbimin dilinde..

bir tümlecin içinde binbir sıfatsın
zamirin varsa zarfın yok
ikilemelerle mi yaşıyorsun yoksa;
nedir bu zincirleme ad tamlamaları
nesin sevgilim ? nesin sen ya ?
nasıl bir tümcesin kalbimin dilinde..

etkin bir cümlesin belli..
peki nedir bu edilgenlik ?
sözlerin olumluysa gözlerin olumsuz
bir her şeyimsin dersin bir de hiçbir şeyim
bu kadar mı duyguları değişken bir cümlesin
nesin sevgilim ? nesin sen ya ?
nasıl bir tümcesin kalbimin dilinde..

bakıyorum..eksiltili bir cümleden ibaretsin
sonra birden farkediyorum ki devrikleşmişsin
ah be canım! bir de kurallı olabilsen..
nesin sevgilim ? nesin sen ya ?
nasıl bir tümcesin kalbimin dilinde..

öylesine zor bir ifadesin ki benim için
manasını bir türlü koyamadığımsın
isteyip te asla ulaşamadığımsın

aslında..
ne kadar tarif etmeye çalışsamda seni
biliyorum.. boşuna..
sen benim anlatım bozukluğumsun sevgilim!

sen benim..
anlatım bozukluğumsun…
Bir taneme..

Deneme

Salı, 21 Ekim 2008

sen’ in çoğullaştığı bir zaman diliminde ‘ben ‘in yalnızlaşmasıyla çekiyorum cezamı…İki yanıma doksan dereceyle diktiğim hiçbir ayna beni çoğaltmaya yetmeyecek muhtemelen ve sen de eksilmeye niyetsizsin.Bu böyle daha ne kadar gider,yoksa birimiz mi çeker gideriz bilemiyorum…

Ben istedim biliyorsun…İstedim seni sevmeyi,beni sevmeni,bizi sevmeyi,bizi istemeni istedim biliyorsun…

Ama zengin kalkışları yaptım aşk masalarından.Bazen de ben oldum masalarda bırakılan.Peki neydi bu restoranları bu kadar özel yapan…Yenilen aşk,içilen aşk,asılan yüzler,tapılan yüzler ve tuvalet önlerinde aldatma oyunları prova edilirken belki de kalkıp gitmekti en mantıklısı.Benim yaptığım gibi.Bu bana düşendi,belki de değildi..Öylece bırakıp gittim oradaki seni.Onlarca yüzü bırakıp attım elimdeki peçeteyi masaya ve kalkıp gittim işte.Bu kadar çoğalmasa yüzlerin,bu kadar seçeneği sermeseydin elime belki körü körüne bağlanacaktım sana ama olmadı.Yazacak olunca bile eksilmiyorsun ve ben ilhamımdan yiyorum boşuna.Bu yüzden suç ben yazmak istedikçe seni bana yazdırmayan elimdeki kalemde mi,yoksa ta en başından seni bana yazmayan kaderde mi asla öğrenemeyeceğim.Tek kaçış yolum kendimi suçlamak ve yine bunu yapabilirim en azından senin için: sevmek özürlüyüm ben, zaten olmazdı…

Ben Tiyatro Yapamam, Sahne Eğitimim Yok

Cumartesi, 06 Eylül 2008

Ne kadar yorgun düşmüşüm. Ne kadar dışarda dolaştım, kimleri gördüm, ne kadar gözyaşı döktümde hangü yollarda durup durup geldim hiç hatırlamıyorum. Şuan gözümü açtım ve sanırım büyüm bir uyku sonrası gözümü yeni yeni açıyorum. Kendime yeni geldiğim çok açıkta…. gerisini bilmiyorum. Geçmişi unuttum sanırım. Bittimi şimdi tüm acılarım acaba. Kendi kendimi mi avutuyorum. Yoksa isteklerim beynimi elle geçirebilirmi acaba. Okadar çok yoruldum ki bu rüzgarlarda tüm afetlerde sarsılıp toz duman olmaya. Okadar çok yıkandım ki tüm dünyanın pislikleriyle.Şimdi bu susuz dünyada yıkanacak, kendimi bulacak suum yok. Derseniz siz çiçekmisiniz…. yok hayır ama bir farkım var mı?acaba diye az düşünmedim. Onlarda yaşayıp gidiyor bende ama kim neyi yaşıyor hiç anlamadım ben. Bana birçok görev verildi değil mi? Birçok insanla baş etmem söylendi… herkese ayak uydurmam geretiğini, büyük bir tiyatrocu olmam gerektiği, bazen ufak yalan atmayı becerebilmeyi, bazen arkamı dönüp gitmeyi becerebilmeyi, bazen yakınlarımı bir seferde çıkarlarım için silebilmeyi, bunların nicesini… efendisini istediler beden. (more…)

Ne Desem..?

Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Birden haşin bir yel eser,
Hatırlatır uzakta olanlarımı,
Ve bir kısım unuttuklarımı.
Sonra kaparım gözümü,
Süzülür tenimde bu incelik,
Karıştırırım sözümü,
Cellat mı desem?
Melek mi desem?
Yoksa yar mı desem?
Yıkanırken rüzgarla
Anlarım aslında hatıralarımla
Yarin yarısı cellat yarısı melek..

(more…)

Remember - Sen Yaşat Beni - Christina Georgina Rossetti

Pazartesi, 21 Temmuz 2008

Remember

Remember me when I am gone away,
Gone far away into the silent land;
When you can no more hold me by the hand,
Nor I half turn to go yet turning stay.
Remember me when no more day by day
You tell me of our future that you plann’d:
Only remember me; you understand
It will be late to counsel then or pray.
Yet if you should forget me for a while
And afterwards remember, do not grieve:
For if the darkness and corruption leave
A vestige of the thoughts that once I had,
Better by far you should forget and smile
Than that you should remember and be sad.

Christina Rossetti (1830-1894)

(more…)

Başlıksız…

Salı, 15 Temmuz 2008

Bilinmeyeneydi yolculuğum. Çaresiz sürgünlerin girdabında. Amansız çığlıkların sessizliğinde… Ölümün bile sebep olamayacağı üzüntüler silsilesinde tanımıştım gözlerini. Hiç bitiremediğim yazımdın sen kırık aynamda yüzüme bakıp hala gözlerini gördüğüm tarifsiz sancılarımda. Senin için biriktirdiğim tüm satırlarım dile geldi sonunda amansız girdaplarda. Yok oluşumuydu bu yoksa çığlıklarımıydı sevdamın bilemiyorum. Bir cigara daha yaktım sensizliğin üstüne ve üfledim dumanını sessizliğin ciğerine ciğerine. Cızırtılı plağımda çalan bizim şarkımızı duyunca… Usulca süzülüvermiş yanağımdan sensiz geçen günlerimin acısı. Başka başka dünyalara akıvermiş yüreğim. Artık korkuyorum karanlıktan. Islak yollarda çaresiz yürüyorum amaçsız sabahlara doğru. Umuda olan inancıma bir darbe daha vuruyorum her geçen gün. Birer birer artırıyorum içtiğim biranın sayısını akşamları. Resmine her baktığımda bir avuç kan daha kaybediyorum yaşanmışlıklardan. Bu şehir her geçen gün daha çekilmez oluyor, beraber gezdiğimiz sokaklar üstüme üstüme geliyor, (more…)

Yangın Yeri

Cumartesi, 12 Temmuz 2008

İçimde öyle bir derin hasret var ki tarifini yapamadığım. Her an sanki bir başka ecel alıp götürecekmiş gibi geliyor bazen. Öyle sıcak gözler var ki ömrümün ufuklarında, öyle derin bakıyorlar ki kimi zaman öleceğimi hissediyorum….  Derin bakışlar demişken aklıma geldin yine hüzünlü bir akşamüstü. Sessizce dağılırken alkol denizinde güneşin batışı gibi tepkisiz, etkisiz bir alacakaranlık çöktü bile omuzlarımın üstüne… Bazen içinden çıkamıyorum. Bazen de kendimi alamıyorum. Öyle bir hale geldi ki yüreğimdeki yangının amansız durakları kifayetsiz akşamların sabahına vurdum bile yarınları… Çaresiz bakışlarımın umarsız akşamlarında tanımışım sensiz günlerin çilesini. Bir bakmışım içindeyim senin olan yüreğin. Hayâsız bir sevinç kaplamış içimi. Haklı bir sevinç. Uçar adım inmişim merdivenlerden. Günümün anlamı olmamış, nefesimin anlamı olmamış ne gam… Gerçek olan nedir. Sana olan yangınım mı yoksa yangınımın sebebimi… İçim öyle kıpır kıpır ki senle anlamı nedir bilmiyorum. Sevda yaşamak istiyorum aşk yaşamak… Her şeyi gölgede bırakacak bana kendimi bile unutturacak aşk… İçimi dökmek istiyorum sonra sana. (more…)

Hayat Kötü Bir Şaka (İsterseniz Buradan Buyrun)

Pazartesi, 07 Temmuz 2008

Büyük yolun sonunda ne var? Gerçekler mi; yalanlar mı hayal kırıklığı mı; ne oluyor oralarda yolun bitim noktasında… Yol ayrımında hangi yöne gitmelim, sağım mı daha güvenilir yok yok sol tarafım hangi tarafa gitmeli… Hangi yol doğru yol, bunu hiçkimse neden bilemiyor.? Düşe düşe gidiyoruz o yollarda. Aniden yanımızdan kimin geçeceğinin bile kestiremiyoruz. Halbuki herkesle aynı anda yola çıkmıştık. Bizmi yolu bilemedik yoksa onlar mı kestirmeyi seçti. Şimdi ne desek o kadar maanasız ki hayat aslında tozlu mu tozlu taşlı mı taşlı iknceli mi işkenceli bir yol. Kimi en küçük taşta yere düşerken kimi neden hemen toparlanır bilmiyorum. Hayat bir de öyle acımasız ki hiç birşeyi aldırmıyor. Bazen yere düşersiniz heryeriniz kanrevan içinde ama en yakınınız bile yanınızdan tozu dumana katarak geçer; hiçbir yaranıza acınıza bakmadan. Aslında hep derler ya sağ gözün sol göze faydası yok işte bunuda anlıyoruz. Nekadar acıyor şimdi yaralarınız değil mi? Üstelik kimsede yok buralarda oralarda hayat kötü bir şaka belki de her an biri gelip ensenizden çıkarabilir. HİÇBİR GÖZYAŞIDA PARA ETMEZ ORALARDA BİKERE YAŞANIR HAYAT BU YÜZDEN NASIL YAŞAMALI VE HANGİ YOLU SEÇMELİSİZ. İsterseniz Buradan Buyurun

İnsan Neyi Tercih Etmeli

Pazartesi, 30 Haziran 2008

İnsan neyi tercih etmeli bir yol ayrımında… Heyecanı mı, huzuru mu ? Sadakati mi, merakı mı? Beyin dinginliğini mi, kalp çarpıntılarını mı ? Bir karmaşa arasında bir üçüncü yol yaratamaz mı acaba ? Ya da iki yol arasından bir patika için ilk adımlarını atamaz mı ? Ve böylece ardından gelecekler için, yani o yol ayrımında kararsızlaşacaklar için, ufak da olsa bir yol gösteremez mi? Aslında güneşin hep doğudan doğduğunu değil, dünyanın döndüğü gerçeğini savunamaz mı birileri de? Bir sabah daha şafaklaşırken pencerelerimizde, “Güneş doğdu” lu cümleler istemiyorum artık. “Dünya güneşe erişti” denmesidir tercihim. Bir çok tabunun yıkılmasıdır tarafım. Biliyorum böylelerine toplumda “anarşist” deniyor fakat eğer anarşistse tabu olmayan, işte ben oyum… (more…)

40 sorgu. 3.503 Saniyede Olustu.