‘yordu’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bir Kaç Küçük Yeşil Yaprak

Pazartesi, 01 Eylül 2008

Orta boylu, tıknazca,saçı seyrelmiş biriydi ihsan hoca.Onu ilk gördüğümüz günü hatırlıyorum da… Gülüyorum… Okulun bahçesinde arkadaşlarla şakalaşıyorduk..Nöbetçi öğrenci yanında, pek dikkat çekmeyen, tamirat yapmak için okula gelen, işçilerden biri zannettiğimiz bir adamla, yanımızdan geçtiğin de, onun ilerde hayatımızda önemli bir yer tutacak olan, İhsan hoca olacağını bilemezdik. Evet silik bir tipti hani konuşmasa bulunduğunuz mekana ait bir dekor parçası sanabilirdiniz,. nerden bilebilirdik ki İhsan hocanın içinde bir volkanın saklı olduğunu. Müdür bey sınıfımıza gelip de, artık sosyoloji dersleriniz boş geçmeyecek, aslen Fransızca öğretmeni olan İhsan bey bu konuda size yardımcı olacak diyerek ihsan beyi bize tanıtınca onu daha önce gördüğümüzü hatırladım. Müdür bey konuşmasına devam ediyordu.bunlar da İhsan hocam diyordu, Mardin Kız Öğretmen Lisesinin haylaz Edebiyat öğrencileri .Kız olduklarına bakma hepsi canavar,hadi kolay gelsin. İhsan hoca Müdür bey konuşurken ne düşünüyordu bilmiyorum..Ama dudağının kenarında sevimli, alaycı bir gülümseme gördüğüme yemin edebilirim. O ilk derste uzun uzun bizi inceledi..Biz de onu, çıt çıkmıyordu koca sınıfta, biz alışmıştık lise 2 öğrencisi olarak , çok konuşan,kendini bize farklı şekillerde tanıtıp, (more…)

Her Bahar

Cuma, 22 Ağustos 2008

Pas tutmuş merdiven demirleri, gecenin karanlığında kendini hissettirmek adına ellerimizi kirlenmiş bir sarıya boyuyor,gelecekte de varlığını sürdürecekmiş izlenimiyle aydınlığa kavuşmayı beklercesine, tenimize işliyordu .Yarım kalmış basamakları çıktıkça, eski harabe evlerdeki gibi , kırılmaya hazır merdiven tahtalarının, adımlarla buluştuğu an, çıkan ses,etin bıçakla kesilmesi anında işitilen gıcırdamalara benzer bir üslupla geliyordu kulağıma.Ve bir köşeye çekilip, usulca ağlayan bir kız çocuğunun sesi gibi , koridorun boşluğuna sesleniyordu sessizlik şarkısı. Uzun bir soluğu andırıyordu rüzgârın çıkardığı ufak esintilerin birleşmesi. Hüzün ile ağlamayı kucaklaştıran çıtırtılar ve rüzgârın sevişmesi hiç bu kadar göz önünde yaşanmamıştı. İzledikçe acı çeken ruhlarımız, bedenden çıkmak için çığlıklar atıyor ve bir daha yaşanmaması için bu acıyı karanlığa sürüklüyordu, çıldırmış bir gövdenin acımsı haliyle. (more…)

Kanlı Hürriyet!

Salı, 19 Ağustos 2008

Bitik düşünceler dolaşıyordu kafasının içersinde. Arzular daha fazla yer kaplıyor artık. Büyüyorlar her geçen saniye. Düşünme kabiliyeti donuklaşıyor ve özelliğini yitiriyor kafasındaki et yığını. “kendini zevke ver, soyutlan fikirlerden” diyor et parçasından arta kalan. Kaybediyor koca bir bedenin kontrolünü. Tek mutlak güç geçiyor yönetime, Zevk!… Ancak onun için doluyor hava ciğerlerine. Haz duygusu eksiksiz geçiyor zamandan. Damarlarına enjekte olan her damlayla uyuşan bedeni uçma zevkini daha yükseklere çıkmak arzusunu yaşıyor. “Daha fazlasını istiyorum!” haykırışları dolandırıyor onu göklerde. Dorukta artık. Uyuşmuş bedeni tüy kadar hafif fakat zift kadar kara! Bedeni gökyüzünü karaya buluyor. Dokunduğu her bulut karanlıkta çürüyor. Geceye dönmüş gökyüzü emiyor bedenini. (more…)

Canım Uzakları Çekti

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Bugünlerde içimdeki kendini bilmezlik karşı konulamaz derecede artıyor. Kalbimin hızlı atmasına engel olamıyor ve gitgide artan mide ağrısına bide karın ağrısı eşlik ediyor. Hasta falan da değilim hani. Çok şeyden kırılmaya meyilli olan sancılı bir kalp artık kırmaya da başladı birilerini farkında olmadan. Büyüyordum, kırgınlıklarıma yenileri ekleniyorken hayat da altta kalmıyordu hani.Ben kırıldıkça başka bir sancı saplıyordu bedenime. Bedenim büyüdükçe içimde sol tarafta sıkışmış ve haddini bilmez bir şekilde hızlı hızlı atan kalbim göğüs kafesime yaklaşıyor ve artık sözde dinlemiyor.Bendeki kendini bilmezlik ondaki vurdumduymazlık, yok yok bu böyle olmuyor.

Bir beden muhasebesini en iyi Ajda nın sözleri özetliyor;

“Kimler geldi hayatımdan kimler geçti
Hiçbirisi hasretini gidermedi
En güzeli senin kadar sevilmedi
Kimler geldi kimler geçti “

(more…)

Söyleyebildiklerim

Salı, 29 Temmuz 2008

Susuz şehrimde canıma su katana ithafla…

Aylardan temmuzdu yirmi dokuzunu gösteriyordu takvimler. Saat sabahın dördü olmuş. Uykusuzluktan şişen gözlerimi açan bir kelimeydi sadece. O sihirli bir kelime. “EVET…” Sonunda tüm düşlerim gerçekleşmişti sanki. Ayaklarım artık basmıyordu yere. Söyleyemediğim ne varsa içimdeki bir bir aktı dudaklarımdan kalbine doğru. Prensesim olmuştun artık ve bana prensim diyordu hayranlıkla baktığım dudakların. Artık bir başka ben vardı bedenimin içinde yaşayan. Gözlerim artık daha başka bakıyordu dünyaya. Sen gelmiştin artık hayatımın orta yerine. Hoş geldin prenses. Kaderim değişmeye başlamıştı artık. İçimi öyle bir heyecan kaplıyor, ellerim titriyor, aklım birbirine karışıyor. Rüyada olmadığıma inanamıyorum hala. Gördüklerime duyduklarıma inanamıyorum.
Hoş geldin prenses. Merhaba hayat… Yeniden… (more…)

Orta Şekerli Düşler

Cumartesi, 12 Temmuz 2008

Önümdeki yol, sonuna kadar gitmediğim sürece,
bana geçmişin yansıttıkların dan fazlasını vaat etmeyecekti
Biliyordum.
Yine de bir umuttu beklide içimde ısrarla büyütmeye çalıştığım…
Bilmiyordum ne kahvenin yansımaları nede bir telvenin beni anlatabileceğini
Boş bir bakıştı sadece, biri çıkacaktı, işte sen buradasın telvelerin arasında ne kararmış ne aydınlanmış
Çelişkiler içinde olduğun yerde…
Bir şeyler arıyordum umutsuzca bir umut peşinde bir aydınlık görebilirdim belki
Görebilseydim inanabilir miydim? Bilmiyorum…
(more…)

Hoşça Kalın Sevgili Aşklarım

Perşembe, 03 Temmuz 2008

Gözlerimin ışıltısına ayrı bir renk kattığınız için, hepinize ayrı ayrı teşekkür etmek istedim. Bana yaşattığınız bu doyumsuz zevki bir daha bulamayacağım ama gitmek zorundayım… vedalardan hoşlanmam, Mehmet iyi bilirsin, yüreğimde sus pus olmuş gözlerinize bakarken… Dayanamazdım hasretinize…  Lütfen, sizi çok sevdim evet. ama bakın sizi terk ediyorum. Bana kızmayın, sadece onunla birlikte bir hayat, istediğim…. Yoo ağlama Harun! Gözyaşına tahammülümün olmadığını bilirsin. Geçen yaz ayrıldığımızda kendini iyi tutmuştun. fark etmedim zannettin ama ben anladım. Dudaklarının büzüşmesi, ben giderken bile yerdeki bakışların… Sen hiç yere bakmazdın ki. Başın daima dik olmak zorundaydı. Kendini öyle iyi hissediyordun. neyse, anladım işte.. Neden gittiğimi hiç sormadınız??? O kadar acı olmasa gerek gidişim. Lütfen sadece birkaç gün… Benim için daha fazla üzülmeye değmez. Emin olun. (more…)

Suri ve İseyra

Perşembe, 03 Temmuz 2008

Yine yağmur kahretsin.. Yetmiyor sanki gözlerimin ıslanması dünyaya. Bedenimi istiyor avucunda boğmak için… Daha fazla tıkılıp kalamam dört duvar arasında… Çıkmalıyım, yağmurla yüzleşmeli hayatla dalaşmalı… Çünkü biliyorum bir yerlerde bekliyor olmalı. Beklesem mi acaba birkaç yüzyıl daha, ya da bilmem ki bir şahinin gözlerini kiralayıp birkaç asırlığına izlesem mi? ve o arasa benim yerime beni… Bulutların üstünde ıslanmadan da birkaç asır geçirebilir ve saklanılabilirim senden…Yine saçmalıyorum.. Bu yağmur benim asabımı bozuyor düşünemiyorum Şuralar da bir yağmurluğum olacaktı ama? Ah.. Şimdi aklıma geldi, umutsuzca döndüğüm son yağmur da ıslatmıştım onu ve bahçede kuruması için bir dala bırakmıştım. Pencereden görebiliyorum. (more…)

Serozdan Egusoya Mektup(lar) - İstanbul

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

- Merhaba, pardon saatiniz kaç acaba?

- 7 ye çeyrek var.

- Teşekkür ederim.

Uzun bir yoldan gelmişti genç adam buluşma yerine.
Omuzlarında ayrılığın yükü vardı. Bu son görüşmeydi biliyordu.
Daha güneş doğmamışken kadıköy iskelesindeydi. (more…)

57 sorgu. 3.054 Saniyede Olustu.