‘yüzden’ olarak etiketlenmiş yazılar

Serozdan Egusoya Mektup(lar) - İnkar Etme Yakıştı

Cuma, 18 Temmuz 2008

Ve bu sana son yazım eguso!Son mektup…
Ve sonrası hüzzamlı şarkıların içerisinde geçen kara bir yalnızlık.
Yalnızlığın içerisinde;gözyaşları,nefretler,dile gelmeyen ve gelemeyecek olan pişmanlık türküleri.
Kırmızıyı çok seversin sen.
Uykuyu da bilhassa.
Bu ayrılığın müsebbibi ben oldum,kabul ediyorum.
Biraz da sende mi vardı?
Ne yapsam içim acıyor işte,eksiği yok.
Birgün anlatırım bunları uzun uzun.Umarım iyisindir..
Ummaktan başka ne var çarem?
Bitâp bir halde ettiğim duaların ne yararı var?
(more…)

Serozdan Egusoya Mektup(lar) - Daha Çok

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

Bir mektup yazmalı sana.
Gidişinin ardından söylemediklerimi daha çok.
Ve daha çok İstanbul kokmalı.
Biraz da sen.
Bilirsin,kokunu çok severdim.
Bilhassa,hâlâ da severim.
Seni yaşatmak daha çok.
Yitip gitsen de.Bir daha dönmeyeceğinin üzerinde yoğunlaşmalı.
Ve bu yüzden acılar çekmeli,melankolik olmalı.
Biraz sen gibi,biraz daha çok. (more…)

Enkaz Yığınları Altında

Pazar, 29 Haziran 2008

Beni yalnız bırakın. Kimseyi görmek,işitmek istemiyorum. Yapılacak ne kadar iş, gidilecek ne kadar yer varsa; tüm randevuları ortadan kaldırıyorum. Kendimle yalnız kalmak istiyorum. Beni,benden başkasının anlayamayacağı kendimle… Bir iç hesaplaşma bu. Bir muhakeme, bir iç çekişme. Bulunduğum yer, edindiğim konumdan hayata yeniden başlamak istiyorum. O yüzden beni yalnız bırakın. Bana;akıl, nasihat, öğüt vb. söylemlerde bulunmaya da kalkmayın. En büyük saygısızlığı yaparım size karşı. Onu başkasıyla gördüm. Sakın dokunmayın bana. Dost şefkati ile uzanan eliniz; içimdeki yanan ateşi körükleyecektir. Kapanmayan yaramı deşecektir. Bu yüzden, sakın dokunmayın. Delicesine, uğrunda ölürcesine sevdiğiniz bir insanı başkasının kollarında görmek, size nasıl bir acı yaşatır. Tahmin edin? (more…)

Kekeleyen Bir Aşk

Pazar, 22 Haziran 2008

Kekeleyen bir yaşamın hecesinden geliyorum sana,
Sesimdeki karıncalanmayı gövdemin nemiyle silerek…
Ve…Dünyayı tek bir renge boyamaktanda yorgun.
Derin ve dar bir yataktır geldiğim yer.
Kime biraz gülümsediysem, garip bir önlem
duygusuyla biryerlere gecikiyormuş gibi telaşlı arkasını dönüp gitti…

“KORKUNUN ve SEVGİSİZLİĞİN CUMHURİYETİNDE
AŞKIN KIRICI MEVSİMİYDİ YAŞADIĞIM”

(more…)

Elindekilerle Yetinmek

Cuma, 20 Haziran 2008

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.
(more…)

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Pazar, 15 Haziran 2008

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir
ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.
Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur.
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur…
Aşkta yarın yoktur sevgili.
Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.
Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. (more…)

Bir Tek Seni Unutamam

Pazar, 15 Haziran 2008

Şimdi sen gideceksin ve ben arkandan bakakalacağım. Dur diyemeyeceğim, sesim çıkmayacak. Susuşlarımda saklı kalacak duygularım ne kötü… Söz geçiremeyeceğim göz yaşlarıma akacak. Saklayacağım görmeyesin diye, beceremeyeceğim. “Ağlama” diyeceksin bana, seni dinlemeyeceğim. İçimde biriken ne varsa gözlerimden taşacak dışarı. Dokunmak isteyeceksin, başımı geri çekeceğim öfkeyle. Kızgınım gidişine çünkü, öfkem bir dağ gibi büyük. Ne varsa hayata dair alıp götürüyorsun benden farkında değilsin. (more…)

isimsiz

Pazartesi, 02 Haziran 2008

Cam içerden buğulanmıyor olsaydı eğer eminim sen dışardan biri olarak görebilecektin bendeki yansımanı. Bir şey var sanacaktın bende ve o şey var olacaktı. Kendimi isimsiz asılsız kimliklere bulayıp fikrini almak zorunda kalmayacaktım belki. Belki sürmeyecektim onları merhem diye umutsuz aşk yaralarıma. Kandırmak seni… Senin sen olmadığına inandırmak seni… Zordu benim ben olmadığıma inandırmaktan ve bu yüzden her seferinde yine ben oluyordum bir başına kendi elimde kalan.

Halbuki çok gerçekti başta aramızdaki ufak sis, daha camlar örülmemişti tenlerden ve sen gelip geçiyor, delip geçiyordun o sis gibi ciğerlerimden. Bazen bir şarkı tadında dokunurken en kırılgan yanlarıma sanıyordum ki düşsem hani kırılmam. KIRILDIM… (more…)