Gitmek Üzere Olan Bir Küçük Umay’ın Ardından..
Yorgunum.. Üzerimde yılların ve gidişlerin kokusu var. Bitkinim ve hiçbir şey hissedemiyorum. Ufacık kalbime aldığım darbeleri unutmak istiyorum. Yüreğimde bir may uyuyor siyahlar içinde. Üzerinden geçen çığlıkları görüyor rüyasında. Aynı zamanda camdan bir düş koruyor beyaz kanatlarının altında.Onunda üzerinde gidişlerin yorgunluğu var. Kalem tutmaktan yorulmuş elleri,kağıt dayanmıyor,yazıyor sayfalarca. Geçmişine dair ne varsa yazıyor. Geleceğe dair hiç umudu yok. Gitmek ve kalmak arasındaki ince çizgiyi yazıyor. Yada yalnızca gidenleri yazıyor. El sallamanın anlamını veya giden için ağlamayı yazıyor. O ağlamayı yazıyor ben ona ağlıyorum.’Yapma’ diyorum ‘Küçük Umay’ım..’ Sen acı çektin… Şimdi kuru gün yapraklarını defter arasından çıkarıp gökyüzünden bırakma zamanı. Fotoğrafları yırtmak değil yakmak zamanı. Kabus değil düş görmek zamanı.Belkide bütün anıları kurşuna dizmek zamanı. 40 yıl hatırlı bir acı kahve tadında mutsuzlukları cennetten cehenneme bırakma zamanı. Bayram şekeri mutluluklarını yaşamak zamanı. Yapma Küçük Umay’ım..’Sen ne yapacaksın?’ diye sorma bana. Bir değil bin anı kurban olsun senin tek gözyaşına. Ben senin mutluluğunla mutlu olmayı ezelden bilirim her ne kadar uzakta kalmış olsada. Haydi kalk şimdi ayağa. Başını dik tut ve minicik dudaklarına masum bir çocuk gülümsemesi yerleştir. Bütün sesleri geride bırak ve her şeyden uzak uzun bir yolculuğa çık. Korkma! Bu kez el sallayan ben olacağım…






