Acı Hayat
Orta halli bir ailenin 3 çocuğundan en küçüğü idi. Esmer kıvırcık saçları vardı. Gülünce gözlerine yüreğinin güzelliği yansıyordu. Hayat doluydu. O yüzden gülünce gözleride gülerdi. Yaşam zordu aynı zamanda da acımasız… Memur bir baba ve okutmaya çalıştığı 3 oğlu. Babasının sıkıntılarını bildiği içinbirde ben yük olmayayım diye isteklerinden feragat ediyordu. O daha bir çocuktu. İstemek onun en doğal hakkıydı. Arkadaşlarının herşeyi vardı, kendisininde olmasını isterdi ama o yaşı küçük, yüreği büyük biriydi. İsteklerine kavuşamasada mutlu bir ailesi vardı.
Olsun, derdi. Canımın istediklerini alamıyorsamda, sağlığım yerinde çok sevdiğim annem ve babam yanımda diyordu.
İlkokulu iyi dereceyle bitirdi. Babalarının tek isteği çocuklarının okumasıydı. O yüzden Kayseriye taşındılar. Babası memur olduğu için tayinini yaptıramamış 3 kardeş anneleri ile hiç bilmedikleri bir yerde yeni bir hayata başlamışlardı.
Amaçlarının okumak olduğunu biliyordu. Okuyup adam olmak, babasına maddi ve manevi katkıda bulunmak istiyordu. Çünkü babalarının kendilerini okutmak için çektiği cefayı görüyordu. Hafta sonları babaları kendilerini ziyaret ediyor, ihtiyaçlarını alıyor ve memlekete dönüyordu. Neşe içinde derslerine çalışıyor bazı günler aç kalması bile onun mutluluğunu bozamıyordu. Bazı zamanlar ekmek parası bulamayıp aç kalsada, O bunun sadece midesinin fiziki boyutta aç kaldığını, kişiliğinin, onurunun ve Allaha olan inancının aç kalmadığını biliyordu.
Ortaokulu Kayseride bitirdi ve Ankara Maliye Okulunu kazandı. Babasıyla kavuşup hasret giderecekken, tekrar kader onları ayırmıştı. Babası Kayseriye tayinini yaptırmıştı ama ne fayda bu seferde O Ankarada olacaktı.
İstemezmiydi, babasıyla, annesiyle akşamları beraber olmak, sıcacık pişen aştan yemek, onların elinden tutup gezmek istiyordu hemde herşeyden çok. Ama okuyunca biliyorduki babasını mutlu edecek O’na en büyük armağanı okumakla verecek.
Çok zorluklar çekmişti ama kişiliğinden asla ödün vermemişti. İnsanları çok seviyor onları kırmamaya özen gösteriyordu. Çünkü insanlar O’nun için yaratılmış en mükemmel varlıklardı.Lise son sınıfta bir kızdan teklif aldı.İlk defa bir kız arkadaşı olacaktı.Ne yapacağını bilmiyor,hatta ne konuşacağını bile kestiremiyordu.Çünkü O’nun hiç bayan arkadaşı olmamıştı.3-5 ay geçmişti.kız arkadaşını pastaneye götürecek parası bile yoktu.Birkez daha parasızlığa lanet etti.Dedesi zengindi.Ama hayatta olduğu için hisselerine düşen kısımlardan bir yer satamıyorlardı.Biliyorduki küçük bir yer satsa zengin diyecekler.Kimseye söyleyemedi.İçinde bulunduğu hali kabullendi ve kız arkadaşına yürütemeyeceğini söyleyerek ondan ayrıldı.
Okul bitmişti.17 yaşında memur olacaktı.Memur olduğuna değil en çok ailesine katkıda bulunacağına artık onlarla olacağına seviniyordu.Kayseride göreve başlayacaktı.Heyecenlıydı.15.11.1993 yılında ilk görev yerine gitmişti.Yeni işe başlamıştı ve bu tarih aynı zamanda O’nun doğum günüydü.
Aldığı aylığı babasına veriyor bunca yıl kahırlarını çeken,okutmaya çalışan babasına sanki borcunu ödemeye çalışıyordu.Biliyorduki canını verse borcunu yine ödeyemezdi.Göreve başladıktan 4 ay sonra Adanaya 3 aylığına seminere gitti.Tamda hasret bitti derken.Yine ayrılık,yine ayrılık…..
Bilmiyorduki bu ayrılıklar ebedi ayrılığın bir provasıydı.Semineri bitti.Kurban bayramıydı.Memleketlerinde kurban kesecekler,Kayseriye döneceklerdi.Bayram neşe içinde geçti.Artık ayrılmayacaktı ailesinden.hep onlarla olacak ,yıllarca özlemini çektiği babasının yanıbaşında olacaktı.
29.05.1994 Salı kurban Bayramının son günü.Kayseriye dönme hazırlıkları yapıldı,babası ikindi namazını Kayseride kılarım diyerek abdestini aldı ve yola çıktılar.
Ne bilecektiki kaderin yazdığı ebedi ayrılık vaktine saatler kaldığını……
Kayseriye yaklaştıklarında işte o hiç beklemediği son gelmişti.Trafik kazası yaptılar ve arabadan aklı başında ve yara almadan tek çıkan O’ydu.Anne ve babasını kanlar içinde arabadan çıkaran yine O’ydu.Herkes kazayı seyrediyor kimse yardıma gelmiyordu.Takla atıp şaranpole yuvarlanan ve ters dönen arabadan ailesini çıkarırken o çok sevdiği insanlara lanet etti.Etmektede kendince haklıydı.İşini bahane ederek yola devam edenler,vakit kaybediyoruz diye hastaları arabasına alıp hastaneye götürmeyenler…..
Lanet olsun,dedi.LANET OLSUN…….
Çok sevdiği babası hastane yolunda kollarında can vermişti.Donmuştu.Ağlayamıyordu.Yüreği yanıyor,gözlerinden yaş gelmiyordu.Beyni durmuştu…..
O çok sevdiği,hasretini çektiği,kavuştuk artık ayrılık olmayacak dediği babasını kollarında ebediyete yolcu etmişti.
Kendi kendine ^^İnna lillah ve inna ileyhi raciun^^ dedi.Senden geldik sana döneceğiz Allahım diyordu.
Annesi uzunca bir süre komada kaldı.Babasını vefat ettiğini annelerine çok sonra söylediler.Hayati tehlikesi var diye doktorlar söylenmemesi gerektiğini bildirmişlerdi.Söylediklerinde ise anneleri onlara;
Biliyorum,rüyamda babanız buraya geldi.Haberdar etti,dedi.
Şaşırmışlardı ama Cenabı Allah annelerini onlara bağışlamış,herşeye rağmen sevinecek bir sebep vermişti.
Mutluluğun maddiyatta değil,manevi değerlerin varlığında olduğunu bir kez daha anlamıştı. Artık parası vardı. İstediğini alıyor, hayatı istediği gibi yaşıyordu.
Ama bu seferde yanında BABASI yoktu……
İşte bu Bünyamin’in çok kısa bir hayat hikayesiydi…..



















