Ekleyen : Barış Akbalı
Tarih : 16 Nisan 2008
Kategoriler : Hikayeler
Yorum Sayısı : 6
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.

Dana önce söz verdiğim gibi bir hikaye yazmanın anca zamanını buluyorum. İlk kez kalemkurusunda okuma imkanı bulacağınıza eminim. Sunay Akın tarafından dinlediğim bu hikaye gerçek bir hikayedir. Aklımda kaldığı kadırıyla paylaşayım. Bu arada hikayenin adı yok, bende beni terk etme diyerek en sevdiğim Neslihan Drek resmiyle süslemek istedim.

“Seversin dünyayı dolu dizgin ama o bunun farkında değildir, yani sen elmayı seviyorsun diye elmanında seni sevmesi şartmı..?”
Nazım Hikmet Ran

Köy yerinde, heleki evli isen bir başkasını sevmek mi… Bırak sevmeyi bakmak bile hoş karşılanmaz. Evli olan bir çift iyi kötü geçinirler ama erkek nazım hikmetin dizelerinde olduğu gibi çok sever… oaysaki karısının gönlü bir başkasındadır, dayanamaz kadın buna kimselere söylüyemez bir başkasını sevdiğini ve karar verir sevdiği genç ile kaçaçaktır bu köyden… Gün gelir bir kış gecesi kocası uyurken alır yanına bir pohça ve çıkar kapıdan koşar sevdiği genç adama… Durmadan koşarlar kar üstünde rüzgara karşı, koca dağları aşarak… Soluk bile almazlar nerdeyse. Kolay değil sevgiye koşmak. Derken soluklanmak için durduklarında bakarlarki köyden çok uzaktalar. Ama kız oturduğu gibi cizmelerini açmaya çalışır.. -Koşarken söyleyemedim ayaklarımın altında bişey var canımı çok açıtıyor. Çıkartır ve ters cevirdiği gibi çizmenin birinden bir avuç kadar altın dökülür ve diğerinden de bir avuç kadar altın dökülür bir kağıt parçasıyla birlikte. Hemen kağıda bakarlar ve şunlar yazılıdır.

  • Senelerdir kahrımı çektin, önüme yemek getirin, kirli çamaşırlarımı yıkadın… Bana karılık yaptın. Bu altınları huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamak için biriktirmiştim ama senin bir başkasını sevdiğini bilecek kadar seni çok sevdim. Şimdi mutlu olmasın…

Bu olay gerçek bir hikayedir. Ve bu o altınları çizmenin içine koyan kişide Aşık Veysel’dir.