İmlaya Gelmezdim
İmlaya gelmezdim madem, beni varsayımları tükenmiş ipuçlarına assaydınız. Erken bunamanın çarmıhına gerilip kuruyuverirdim; yolsuzca delirmeden. Düğüm atmayı öğrenemezdim madem, örümceklere satsaydınız yüzsüzlüğümü, beceriksizliğimi. Ezik büzük yüzleşmeleri olmamış addederdim o zaman. Sahi parmaklarıma sormadan dertsizliği nasıl atladım kalemimden? Şüphe yok!.. Meylim zifirde benim. Kimbilir daha kaç çınar yılı beynime sabredeceğim iki çağrım ötedeyken kalbim. Sus pusluğum karıncalaşırsa beni kanımdan sorun. İçkin ve çapraz sesimi düze çıkaramadım ya, inmeyeceğim yokuşa. Sözde alaşımlı hayatlara “yerli yerindelik” adına eğriliyorum. Parantez arası özenilesilere sızmaya yeltenmek dururken dimdik, kambur hükümlere erteleniyorum ben. Cesaretimi farkettiniz mi? Dolaylı olmayarak tökezleyemiyorum alçı taşlarına. Kaprislerimin anısına hürmeten dilimi kesmeli. Dizdiğim sözcükleri duyarım sesi kısılmadan elemin belki bir gizlenme ertesi. Buğusu kentime, kazancı alıklığıma saklanan sırıtkan! Sarardığın yerden her mahvoluşu gördün de, gözlerimin su aldığını mı görmüyorsun? Alacağın olsun. Senin yüzünden yüzüm demlenmeden çöktü gözlerim. Kaybımın tanısı konmadı. Dertsizlik en ekonomik hismiş. Cimriliğim batsın. Yalnızca vitaminsiz kalmış bir bilinç içeriği değil, bilinci kayıran dikensi bir gözbağıymış söylediklerim. Beceri acizi bu kent yorulmayı yasaklar ancak yasakları yoramaz bilirim. Bu yüzden mola vermeden ambalajlı eskimeler kucaklatıldım. Sonra emareleri tükenik aflar geldi üstüme. Yarım ağızla onları da buyur ettim. Yankının sesine rağmen yine de göz ısırtmadım içinden geçtiğim hudutsuz tufanlara. Bu çile çözülmezdi ya, sebebi mum duruşlu dolaşıklığımın soykırımı olsun. Firar farzettiğim boğulmaları kılığıma ilham kestim aklımca. Gururun eksi uç çömezliğiyle güldüm, gülündüm sonra. Sonra kar kürediler üstümden. Oysa yaşlarım ışırken -gün gibi- biteceğimi sanırdım. Ben iyice sarpa sardım. Sen hala işin alayındasın değil mi? Nedenler kentinde hazırcevap bir gerekçeye kuruludur dilin. Seni bile duyumsamazsın. Yargılarımı çürütmeden, sisli içime yeltenme sakın. Dönüşündeki haykırışlar seyyar olmayacak çünkü. Kimbilir hangi dalda sallantısız kalıp bağışlanmaya miras bırakacaksın kalbini. Kulaklarından sızıp beyninin en geveze hücresine mıhlanırken sesim, kimi bulacaksın ki benden başka yaralarını fısıldayacak…?








Temmuz 28th, 2008 - 19:38
her yazınızda mutlaka sözlüğe bakıyorum ve yazılarınızla sankş büyüdüğümü anlıyorum. Oysaki 25 yaşındayım fakat sanki hiç yaşanmışlık sığmadı hayatıma neyseki varsınız güzel günlere yüreğinizle
Temmuz 28th, 2008 - 23:17
Sarardığın yerden her mahvoluşu gördün de, gözlerimin su aldığını mı görmüyorsun? Alacağın olsun. Senin yüzünden yüzüm demlenmeden çöktü gözlerim.
_________________________________
Anlayamıyorum bazen seni ve yüreğini tarifi o kadar zor ki anlattıklarının ve içinden bir cümlesini alıyorum yazıyorum dediğin gibi yanımın nazlı yanına ve sayıklıyorum seni
Temmuz 29th, 2008 - 21:04
canım kardeşim sen her zaman radyodaykende bizden farklıydın. belki yaşadığın hayattan gelen bir olgunluk sende hep vardı. düşüncelerin fikirlerin dünyaya bakışın herzaman bende hayranlık uyandırdı. biliyomusun ben hep gurur duydum seninle aynı radyoda çalışmaktan yayın yapmaktan…kısa sürsede o günler hala dostluğumuzun devam ediyor olması sevindiriyor beni… herzaman böyle dost kalalım…beni en iyi tanıyan anlayan insana barışıma selamlar olsun…beni sorarsan hala aynıyım…hala sedaya aşığım ümidin varmı dersen bilmiyorum…umarım birgün biryerlerde seninle yollarımız kesişir ve bu sefer gecelerde beraber yayın yaparız…