İnatla Yazmak
Selam,
Ben ve yorgun kalemim yine zamana inat yazıyoruz
aralık gözyaşlarına ve gecenin katran karalığında.
Susmak bilmeyen iç sızısı ve dinmek bilmeyen başağrılarımı unutmadım elbet.
Sabahı beklerken odamın daracık penceresinde,
yıldızların ışığıyla avuturken yüreğimi ve gözlerimden süzülen yaşları silerken ellerim;
yine pes etmedim. İnadına yazıyorum.
Acı, öfke, kırgınlık, çaresizlik ve en çıkmaz hallerin içinde boğulurken,
yüreğime kulak asmadan ben yine, içimin bir köşesinde saklı kalmışumudumla direniyorum soğuk gecelere…
Ne avuçlarımdan kayan aşka ağlıyorum, ne de kalbini ellerime teslim edenlere…
Ben aşkı, sevgiyi tanımıyorum.
Kimdir ya da nedir bu aşk dedikleri hiç bilmiyorum.
Yusuf’a zindan olan Züleyhaca bir kakışım ya da Mecnun’u ateşlere mahkum edecek bir Leyla değilim.
Sen zindanımdan kurtulmak için ağlarken; ben ne için ağlıyorum.
Neden dinmiyor bu yaşlar?
Dağıldı tüm düşünceler beynimden. Ben düşünebilmeyi,
sevebilmeyi ve güzeli yaşayabilmeyi özledim.
Soruyorum bazen koyu kahverengiyi siyaha katıp geceye.
Ey gece nedir beni ağlatan? Andelibi Zişan’ın aşkımı?
Yoksa yüreğim hasret çekmeyi mi öğrendi?
Her neyse…
Gülümseyişe, güneşe inat ağlıyorum. Beklediğim sabahı göremiyorum,
iki kapı arasına sıkışmış dünyamdan. Daha ne kadar sürer bu böyle bilmiyorum…







