Ekleyen : Barış Akbalı
Tarih : 30 Haziran 2008
Kategoriler : Nesirler
Yorum Sayısı : 4
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.
Paylaş

İnsan neyi tercih etmeli bir yol ayrımında… Heyecanı mı, huzuru mu ? Sadakati mi, merakı mı? Beyin dinginliğini mi, kalp çarpıntılarını mı ? Bir karmaşa arasında bir üçüncü yol yaratamaz mı acaba ? Ya da iki yol arasından bir patika için ilk adımlarını atamaz mı ? Ve böylece ardından gelecekler için, yani o yol ayrımında kararsızlaşacaklar için, ufak da olsa bir yol gösteremez mi? Aslında güneşin hep doğudan doğduğunu değil, dünyanın döndüğü gerçeğini savunamaz mı birileri de? Bir sabah daha şafaklaşırken pencerelerimizde, “Güneş doğdu” lu cümleler istemiyorum artık. “Dünya güneşe erişti” denmesidir tercihim. Bir çok tabunun yıkılmasıdır tarafım. Biliyorum böylelerine toplumda “anarşist” deniyor fakat eğer anarşistse tabu olmayan, işte ben oyum… Alternatifleştirmeli miyiz hayatımızı, yoksa altetmeli miyiz umutlarımızı? Madem beyinlerimiz var, hoş gerçi bir kısmını kullanıyoruz, kullandığımız kısım bizim yeni yollar çizmemiz için yeterli değil mi? Yoksa acaba bunu bize yaptırmayan, kısır yetişmiş cesaretimiz mi? Kalbimiz mi engel cesaretlerimize? Şayet öyleyse biz kalbimizin ne kadarını kullanıyoruz?

Bu soru karmaşası içinde, aslında konumuzla alakalı olmayan fakat daha derinlere taşıyabileceğimiz bir sürü soru daha çıkıyor karşımıza. Bunlardan da dolaylı yoldan konumuza erişebileceğimiz için ben biraz daha olayı abartmak yanlısıyım. Biliyorum abartma diyorsunuz. Ama benim bir “anarşist” olduğumu unutuyorsunuz…

Peki bu organ ve kullanma karmaşalarını ele alırsak eğer, bunu akciğerlerimiz için de ele alabiliriz. Yani içine acaba ne kadar hava alabiliyor ve ne kadarını kullanıyor? Nefes almak eğer bir yaşamsa bir yaşamı az mı soluyoruz? Yok eğer hava alıyorsa ve biz bu havayı nikotinle doldurmayı tercih ediyorsak eğer, bu yaşamdan yana sayılıyor mu?

Bu doğrultuda ilerlersek eğer, biz vücudumuzun ne kadarını kullanıyoruz. Sadece bir kısmını düşünmek, bir kısmını eskiden düşünülmüş tabular doğrultusunda ilerlemek, bir kısmını yaşam solumak, bir kısmını hissetmek için kullanıyoruz. Bir ruh taşıyorsak eğer, biz ruhumuzun ne kadarını kullanıyoruz?

Ve biz bunca eksikliğimizle tabuları yıkamıyoruz. Aldığımız nefes hergün aynı, yaşadığımız hayat hergün aynı, ve biz hergün aynıyız. Hiç bir farklılığa cesaret etmeye izin vermiyor eksiklerimizin tümleyenleri…

Yol ayrımları açabilmeyiz artık. Korkmadan bir patika yaratabilmeliyiz. Önümüze koca kayaları kenara, belki yan taraftaki asfalt yola yuvarlayabilmeliyiz.

Bir günbatımı için, dünyayı yakabilmeliyiz…