Kalelerim, Kalemlerim
Bu sevmelerin sebebini bilmiyorum…
Her defasında farklı umutlarla alırım elime kalemi.
Sonra kelimelere nasıl anlam katacağımı düşlerim, tüm acemiliğimle.
En renkli olanlarını ve en güzellerini seçerim. Her duygunun kalemi farklı olmalı.
Bu farklı güzellikteki kalemlerimi birbirinden ayırmadan severim ve özen gösteririm.
Yazmaya başlayacakken uzak kaldı kalemler.
Bağımız bu denli güçlü iken, bakışlarımdan anlamış olsalar gerek hiçbiri yanaşmadı yazmaya.
İçimdeki yangından haberdar hepsi. Ve biliyorlar güzel tümcelere veda edeli çok oldu.
Bu yüzden hiçbiri alevi ucunda tutmak istemez ve ben tekine bile kıyamam aslında.
Kurşun yanığı bir sevdanın infazını hiçbiri istemez…
Sayfalarca yazdığım kalemsiz yazılarımda sedayı yaktım. İçim yana yana, yüreğim kanaya kanaya…
Sebebim benden öteydi… Bedenim uykusuz bir gecenin dar ağacında isyan ediyor güneşe.
Büzülüp düşlere dalıyor. Kalemlerin sessizliğine irkilerek uyanıyorum. Bedenimi teslim alıyorum.
Bir zamanların imkansız aşkını dillendiren kalemlerim nasıl da bana aldırmadan fısıldaşıp duruyorlar.
Anladılar mazinin tozunu aldığımı. ilk mektubu ve ilk şiiri yazan kalemlerin yanlarına yaklaşılmıyor.
Onlar diğerlerine kelimelerin manalarını anlatırken,
ben kurşun yanığı bir sevdanın yangın gecesini ve intihar sabahını yaşıyordum yeniden…
Hiçbir kalemim yanaşmamıştı bu intiharı dillendirmeye.
Yazımı boş sayfalara yine kalemsiz yazmıştım ve kordan kelimeler sadece beni yakmıştı…
Kalemler yine susmuştu.
Yüzümdeki ifadeden hiçbir şey anlamadan birbirlerine manasız bakışlar gönderiyorlardı.
Yeni kalemi çıkardım ve masaya koydum. Ardından bir sayfa ve işte yazıyordum.
Kalemler şaşkınlık içinde izliyorlardı. Hiçbirinin cesaret edemediği yazıyı bu kalemle yazıyordum.
Sonra kalemlerin şaşkınlığı yerini neşeye bırakmıştı. Çünkü hepsi biliyordu bu yazıdan sonra sıra kendilerine geleceğini.
Çünkü yeniden başlayacaktım,
hayata ve umuda ve yarına dair yazamaya, tüm acemiliğimle…







