‘Denemeler’ Kategorisi için Arşiv

İnternet

Salı, 26 Ağustos 2008

Saat gene gecenin bir yarısı ve ben gene bilgisayarımın başındayım. En sevdiğim arkadaşım internetle birlikteyim.

İnternet üzerinde istediğiniz kimliğe bürünebilirsiniz. Çünkü kimse birbirini tanımadığından herkes yalan söyler, sizin yalanlarınızın onun yalanlarını yansıtmaların korktukları için anlasalar bile birşey demezler. Hergün forum, messenger, facebook gibi yozlaşmış ortamlarda yeni insanlarla tanışıyorum. Hepsini olmadığım birşey olduğuma ikna ediyorum. Benimle konuşuyorlar. Bende onlarla konuşuyorum. Yalan söylüyorum. Lisede okul müdürünün bir lafı aklıma geliyor, “Birkaç yıl sonra manyak gibi makinelerle konuşağız herhalde” iğrenç ve tiksindirici bir adam olsada haklılık payı var.

Ama o insanların tanıdıkları kişi ben değilim. Onları koskoca bir yalana inandırıyorum. Bu o kadar sık oluyor ki benliğimi kaybetmeye başladığımı hissediyorum… Ama sanırım bu tam bir yazı değil… Bu büyük ihtimal şu imdat çağrılarından biri olsa gerek. Belki de bir itiraf… (more…)

00,39

Cumartesi, 16 Ağustos 2008

Saat gece 00,39 bilgisayarımın karşısındayım. Her zaman ki gibi. Yanımda yatakda uyuyan kişi uyanmasın diye sessizce yazıyorum bu satırları. Yavaşça basıyorum tuşlara, teker teker. Sessizce. Gündüz zamanındaki gibi on parmak değil.Her yazımda olduğu gibi buda saçmalamalarımla dolu olacak. Yazılarımın çok azını yayınlasam da belki de bazılarınız çoktan adımı tanımaya başlamıştır bile. “Ahh gene o adam. Saçma, okumama bile gerek yok” Belki de haklısınız. Ben olsaydım okumazdım. Sonuçta yazılarım benim ürünlerim. Saçma bir adamdan düzgün bir yazı beklenemez. Hastalıklı ve paranoyak zihnimden ellerime akan sözcükler klavyeden ekranıma geliyor. Ve beyaz arka planın üzerinde duran bu siyah semboller gözlerimden geçerek tekrar zihnimde yankılanıyor. Demin yazdıklarımı düşünürsek bu bir adamın aynaya karşı konuşmasına benziyor. Karşılıksız, yorumsuz, sevimsiz, boş ve sessiz…

Tıpkı yanımda yatan ve biçimli bacaklarından biri ince örtünün altından görünen kadın gibi. Neden hala benim yanımda anlayamıyorum. Ben kendimden nefret ederken o nasıl beni sevebiliyor? Ben kim olduğumu bilmezken o nasıl beni bu kadar iyi tanıyabiliyor. Diğerlerine karşı kapalı bir kutuyken, o nasıl tek bir bakışla anlayabiliyor, her şeyi ve beni?

Onun zihninde neler dolaşıyor? Rüyamı görüyor? Gerçekten uyuyor mu? Yoksa karanlıkta fark edemediğim kadar az bir şekilde gözlerini açarak bana mı bakıyor? Siyah göz bebeklerimin etrafındaki beyaz olması gereken kırmızıya dönmüş yere mi bakıyor? Bir deliye mi bakıyor? Bir sevgiliye mi?

Yoksa yavaşça klavyede ki tuşların çıkardığı ritmik tıkırtıyı mı dinliyor…

Mavi Camlı Meyhane

Perşembe, 14 Ağustos 2008

Düşünüyorum olmuyor sonra tekrar düşünüyorum… Tam olacak gibi oluyor, sonra yok oluyor. Uzatıyorum elimi tam tutacak gibi oluyorum sonra tökezleyip düşüyorum şehrin ıslak kaldırımına… Bir dahakine diyorum kendi kendime ve kafamı öne eğip sokak lambalarının eşliğinde yürüyorum… O mavi camlı meyhaneye yanaşiyorum… Gökyüzünde ki yıldızlar göz kırpıyor bana… İçeri giriyor her zamanki köşeme çekliyorum… Rakı diyorum rakı getir bana… Bir yandan yine gözüm yukardaki yıldıza ilişiyor… Ne demek istiyordu acaba neler fılsıldamak… Sonra “buyrun efendim” diyor garson çocuk ve biraz su biraz buz katıyorum… Of diyorum kendi kendime şu masada seninde bir kadehin olsaydı… Tokuştursaydık ölümüne… O an unutsaydık herşeyi bir sen ve birde ben kalsaydım masadaki düşlerimizde… Baksaydık gözlerimize uzun uzun… Bu bitti deseydin… Bir kadeh daha doldursaydım bardağına… Tam ağzına götürecekken kadehi, birden aklına gelseydim…

Neler oluyor bana yine yıldıza gitti gözüm… Hey yıldız söyle artık ne söyleyeceksen yoksa sarhoş olacak ne seni dinleyebilecek nede aşağılardan gelen kadeh seslerini duyabileceğim… Bana cevap verircesine gökyüzünün karanlığına kaydı… Karıştırdım acaba hangisiydi benim yıldızım, hangisiydi bana bişeyler söylemek isteyen… Bakıyorum iyice ama ayırt edemiyorum…

Sende kayboldun be güzel yıldız, tıpkı düşlerim gibi… Bardağıma bakıyor ve az kalmış diyorum… Ne zaman bitmişti ki bu… Durmuyor işte velet şişede durduğu gibi…

Yazmak

Çarşamba, 06 Ağustos 2008

Kendimi bildim bileli yazarım. Herşey üstüne ve hiçbirşey üzerine. Çoğu kişi bu konuda kötü olduğumu beceremediğimi söylesede yazmaya devam ederim. Çoğunlukla sıkıntı anında bulduğum bir paçavra parçasına yazdığım bu herşey ve hiçbirşey, yazdıkdan bir süre sonra sürekli giydiğim kotun ceplerinden birinde kaybolur. Ta ki pantolan yıkanana kadar. O zamanda yazdığımın ne olduğunu hatırlayamadan pamuk haline gelmiş beyaz maddeye bakarım. Ne zaman yazıldığını ve içeriğinin ne olduğunu merak ederim.

Bir kağıda birşey yazdığım her seferde “Tamam” derim. ” Bundan sonra yazılarımı dosyalayacağım” ama genede elimde ki kağıt çamaşır makinesini boylamaktan kurtulamaz. Şöyle bir düşününce bu huyum liseye başladığımda ortaya çıktı. Ama o dönemde kimsenin yazdıklarımı görmesini istemiyordum. Ders ile ilgili birşey yazıyormuş gibi görünüp yazılarımı yazardım. Hiç kimsede merak etmezdi bu çocuk ne yazıyor her ders. Şimdi ise pek umursamıyorum kim okumuş, kim beğenmiş, kim nefret etmiş, kim küfretmiş, kim alay etmiş. Ben yazıyorum çünkü yazmayı seviyorum. Kendi dünyamı oluşturduğum o buruşuk beyaz düzlemde kendimi her kaybedişimde bir kez daha anlıyorum. Beni ben yapan şeyin sözcüklerim ve kalemim olduğunu…

Aşk-ı Bade

Perşembe, 31 Temmuz 2008

Belleğinde silinmiş hatıraları yaşıyorum,sen bilmezsin.
Bir aşkın ardından kalan kırıntıları veriyorum içimdeki güvercinlere.Hepsinin adını umut koydum.

Umut güvercinlerini salıyorum gökyüzüne.Kimisi uçmak istemezken,kimisi de bana inat yanına havalanıyorlar.Hepsini sana göndericem yakında.Öncesinde sensizliği ezberletiyorum onlara.

Artık sabahları da erken uyanmıyorum.Sanırım yok oluyorum yavaş yavaş.Kimsenin farkında değilim.İçtiğim aynı sigara aynı tadı vermiyor sende sonra.Daha da acı geliyor.Ve aynı şehir.Anlamı yok oluyor.Sen yoksan hiçbir şeyin tadı olmuyor.Ne film izlemenin ne de yemek hazırlamanın.
(more…)

Lirik Söylenceler / Güllerin Söylemi

Salı, 29 Temmuz 2008

Tuti şöyle dedi : Rüzigar …evine git…
ayaza har düş’ünce diril/iştedir yokluk.
alaz yüklü kervanlar ulaşır mı yurduna

ey bad-ı saba
…dök suskunu bu garip meskenete
hükümsüz bıraktığın o efsun
……………kadar aziz/an …

(more…)

İmlaya Gelmezdim

Pazartesi, 28 Temmuz 2008

İmlaya gelmezdim madem, beni varsayımları tükenmiş ipuçlarına assaydınız. Erken bunamanın çarmıhına gerilip kuruyuverirdim; yolsuzca delirmeden. Düğüm atmayı öğrenemezdim madem, örümceklere satsaydınız yüzsüzlüğümü, beceriksizliğimi. Ezik büzük yüzleşmeleri olmamış addederdim o zaman. Sahi parmaklarıma sormadan dertsizliği nasıl atladım kalemimden? Şüphe yok!.. Meylim zifirde benim. Kimbilir daha kaç çınar yılı beynime sabredeceğim iki çağrım ötedeyken kalbim. Sus pusluğum karıncalaşırsa beni kanımdan sorun. İçkin ve çapraz sesimi düze çıkaramadım ya, inmeyeceğim yokuşa. Sözde alaşımlı hayatlara “yerli yerindelik” adına eğriliyorum. Parantez arası özenilesilere sızmaya yeltenmek dururken dimdik, kambur hükümlere erteleniyorum ben. Cesaretimi farkettiniz mi? Dolaylı olmayarak tökezleyemiyorum alçı taşlarına.  Kaprislerimin anısına hürmeten dilimi kesmeli. Dizdiğim sözcükleri duyarım sesi kısılmadan elemin belki bir gizlenme ertesi. Buğusu kentime, kazancı alıklığıma saklanan sırıtkan! (more…)

Yol Arkadaşım Nerdesin..? Ben Sana Küsüm Aslında

Cuma, 25 Temmuz 2008

Bazen tek bir cümle…..her şeyi anlamaya yetiyor.Yeni bir düşüncenin aslında hep beynimizde olan tonlarca kelimenin dışa vurumu bazen ne kadar kolay oluyor.Aniden radyoyu açarsınız evet en sevdiğiniz parçadır orda çalan.Ama bugüne kadar hiç böyle olmamışsınızdır.Hiç bu duygularla kalmadınız. Beklenmedik şeyler hep beklenmedik zamanlarda gelir…bu yüzden her an bir şey olacakmış gibiyim. Elime aldığım bir kitabın sadece tek bir kelimesiyle bazen uzunca yazılar yazabiliyorum. Hiç beğenmediğim bir müzikte oturup gözlerim kuruyuncaya kadar ağlayabiliyorum, hiç bakmadığım duvarda ki tabloya saatlerce dalabiliyorum. İnsan bazen kendini bile tanımlayamıyor… içindeki acıyı bilemiyor adlandıramıyor. İçinde bazen o kadar şiddetli şeyler oluyor ki….kavga mı,savaş mı bilemiyor insan. (more…)

Ölmeyi Bile Beceremedim

Salı, 22 Temmuz 2008

Büyük bir ses hatırlyorum bir de oluk oluk akan kanımı…Yerde süzülürken aşağıya doğru damla damla akarken,gözlerimin yavaştan kapanmasını,etraftan gelen sesleri…Ve sonra ilaç kokularının sindiği bir odada olduğumu zannediyorum.Gözlerimi henüz açamıyorum.Hangi taradtayım bilemiyorum.Sanki birileri benle konuşuyor yada aralarında konuşup,gülüşüyorlar.Onuda kestiremiyorum tam olarak.Ya siyah bir yerdeyim ya da beyaz bir yerdeyim,ya ağlıyorum ya gülüyorum….Henüz olanları da hatırlamıyorum ,nerde olduğumuda.Beynimin içinde durmadan dıt dıt dıt…. Sesleri geliyor.Sanırım gerçekten o odadayım ve yaşıyorum.Şimdi bazı şeyleri hatırlamak için kendimi zorluyorum .Bi kapı sesi duyuyorum birde ardından gelen bi kaç benim hakkında bilgisi olan kişiler geliyor…sanırım doktorlar.Yavaş yavaş gözlerimi aralıyorum etraf pek bulanık gibi her yer bembeyaz.Kolumda bi şeffaf boru ve içinden kan damlıyor bedenime…doyuruyor beni.

(more…)