‘Günlük’ Kategorisi için Arşiv

Hakkımda

Pazartesi, 29 Eylül 2008

Işıkları söndürdüm, şarkılarımı hazırladım ve çay’ımda yanımda… unutmadan süngerine kadar çekipte parmaklarımı sarartan sigaramıda aldım… Uzun zaman oldu değil mi..? yazmıyorum düzgün birşeyler… Kızma, küsme, boyun bükme… Uzun zaman oldu yazmıyorum lakin, yazabilmek için kendimle kalamıyorum… Bugün afire ve ben arifelerden oldum olası nefret ederim, arife günü terk etti beni anneannem… Tarih bu tarih değil ama arifeydi o gittiğinde, sabah bayram namazına tüm torunlar’ıyla gidecek olan bir dede yatarken uykusunda 57 yıl hayatını paylaştığı birinin gideceğini nerden bilir ki..? Ben her şeyi anneannemden öğrendim sayılır, anlattığı hikayeler, söylediği sözler hep aklımdadır ve o yıllarda hep merak ederdim büyüklerin “babamın bir sözü” vardı diyerek konuşmalarına yani anlam veremezdim -nasıl olur da babanın söylediği kelimeleri unutmadın be arkadaş- unutulmuyormuş ve her zaman söylediğim gibi insanlar unutmaz sadece hatırlamaktan korkar !.. Kendine Kal derdi anneannem hep kendine kal, ki sevdiğin kişi seninledir ve sen o içinde diye kendine iyi bakarsın… Kendimdeyim senin için hayatım ve sözünden çıkmıyorum anneannemin. Çoğu zaman anlatmaya çalışırım anneannemin bana anlattığı hikayelerden sizlere lakin bazılarını saklarım… Saklıyorum çünkü alıp ben yazdım kisvesinde kendini bilmezler çıkıyor karşıma boğasım geliyor onları oracıkta neyse bir hikayesini daha anlatayım ben sizlere;

(more…)

Sadece Yirmi Dört Saat

Pazar, 28 Eylül 2008

Evet yanlış değil.Tam 24 saatliktin…

Yaşanan her şeyi tersten alıyorum…

Tam 36 dk 17 sn bir telefon konusması…

Öncesinde Mesajlar…

İkimiz adına konuşabilme cesaretini gösterdin. Ben demedin. Ya da sen..
Konuşmamız zorunluluktan olmadı. Sadece sende istediğin içindi.
Müsait değildin. Müsait olunca beni aradın.
Yeterince gücün yoktu. Ama bir gün demeyi de unutmadın…
Bir gün anlatmak istedin bizden sonra neler çektiğini.. Bilmediğim şeyler olduğunu söyledin.Kötülüğümü istemediğini;isteseydin çok farklı olacağını söyledin… Bunu bende biliyordum.
Yetmedi,insanlık yaptın kandilimi kutladın. Ben kutladım diye karşılık verdiğini biliyordum.

Yazılarımı sildiğim için benim adıma üzgün olduğunu ama bunun böyle gerektiğini söyledin. Seni anladım. Saygı duydum. Canımın sağlığını istedin,şaşırdım. Anlayışım için teşekkür ettin.

(more…)

Kendimle Saçmalamak

Pazar, 28 Eylül 2008

-mak ekli yazılar dizime bir yenisini ekliyorum sanırım. Bunu fark eden varmıdır bilmem. Yazılarımın çoğu -mak yada -mek ile biter. Bu genellikle bir davranışın yada duygunun üzerine yazdığımdandır. Bu seferde saçmalamak diye bir başlık attım. Ama kendimle…

Hayatta en çok yaptığım şeydir saçmalamak. Günlük hayatımı kapsar saçmalamak. Saçmalarım sözlerimde yazılarımda. Kimi zaman anlam yatar saçmalıkların altında, yanlışlıkla çöpe atılıp altta kalmış bir kağıt tomarı gibi. Kimi zamansa sadece saçmalıktır saçmalıklarım. Anlamsız, boş ve yanlız…

Saçmalık yanlız olur mu hiç? Bu da bir saçmalık öyleyse… Demekki saçmalıkdan bahsederken bile saçmalayabiliyorum. Doğal bir şey mi? Yetenek? Yoksa saçmalık?

Peki saçmalık nedir? İnsanın kendisine saçma gelen şeymi? Yoksa başkalarına mı? Kormayın saçmalamaktan. Bende böyle başladım yazmaya bakın bana. Kim bilir belki ilerde bir hikaye yazmaya başlarım. Kalemkur(d)u-su’na uymasada koyarım. Bakarsınız. Okumazsınız. “Bu ne biçim bir saçmalık” dersiniz. Ben anlamam. Ben yazarım. Ben gördüğümü yazarım. (more…)

Beni İnkar Edemezsin

Çarşamba, 24 Eylül 2008

Bugünlerde ne zaman dışarı çıksam, içimde deli gibi yazma istekleri var. Nedenini bilmiyorum ama mutlaka yazmalıyım diye kendimi diretiyorum. Ne yazacağımı da bilmeden… Çünkü; dışarıda yağmur var, havalar soğuk ve…

Şeytan diyor ki: ‘Aklına ne gelirse yaz…’

Ama şeytan da haklı bir yerde… Şeytanın da duyguları hayatın bir köşesinde… Neyse ben şeytana uymamayı tercih ediyorum. En azından bu saat dilimlerinde…

Deli gibi uykum var. Uyusam biliyorum uyanamıyacak sonra da pişman olacağım. O yüzden uyumama kararı alınmış, messenger de kısa sohbetler edilmiş, koskoca internette yapılacak bir şey bulunamamış ve yazmak uygun görülmüştür…
(more…)

Eskiden…

Pazartesi, 22 Eylül 2008

 

Eskiden bir yerde kuraklık olunca beraber yağmur duasına çıkarlarmış Hristiyanlarla Müslümanlar. Biri Haç çıkartırmış  ”Baba,Oğul, Kutsal Ruh’a ” , diğeri el açarmış Allah’ına. Beraberce ‘Amin’ derlermiş sonra…

Eskiden bir savaş çıkınca beraber savunurlarmış vatanlarını; Ermeniler, Türkler, Kürtler… Yaşayacaksak beraber derlermiş, öleceksek beraber…

Eskiden mahalle kahvesine oturup sohbet edebilirlermiş papazlar,imamlar,hahamlar.Vakit gelince biri Minare’ye çıkarmış ‘Ezan’ okumaya, biri Kilise’ye gidermiş ‘Çan’ çalmaya, diğeri de Sinagog’una gidermiş Tanrısıyla buluşmaya…

Eskiden çocuklar mahalle oyunlarında ayrılmazmış; Hristiyan, Yahudi, Müslüman,Türk,Kürt,Rum… diye. Aşağı ya da Yukarı Mahalle diye ayrılırlarmış sadece; takımlar belli olsun diye…

Eskiden ‘Eskidendi, eskidendi, çok eskiden…’ diye şarkılar söylenmezmiş.

Bu şarkı gelip bizim dilimize yerleşmiş.

Eski güzelmiş…

-22 Eylül-

Bugün Canina öldü…

Cuma, 19 Eylül 2008

Kurtuluyorum bu kişilikten. Gereksizdi her zaman. Bazen gerçekleri örtmeme yardım etsenede artık gitmeli. Gitmeliki hayatıma devam edebileyim. Gitmeli ki tekrar ben olabileyim. Kalın perdelerin arkasından çıkan Canina değil. Evet Canina az önce öldü.

Bu bağımlılık sevdiğim kişilere patlamaya başladı bana. Tekrar kendim olacağım. Bir zamanlar olduğu gibi… Tamda hatırlamıyorum aslında. Gerçek kimliğim yada kim olduğum konusunda bir fikrim yok. Nufüs kağıdında yazdığını kadarıyla biliyorum. Çünkü gerçek ben diye birşey yok. Canina var. Ama oda öldü değil mi? Öyleyse yeni biri var artık. Herşeyi ile yeni…

Sıradan Test

Cumartesi, 13 Eylül 2008

Bir yatılı okul tedirginliğiyle
geceye girdiğinizde
eksikse yastığınızda kokusu

A. Sevdiğinizin
B. Uykunun
C. Dostluğun

(more…)

Anlamsızlığa Karşı Biriktirdiklerim

Cumartesi, 13 Eylül 2008

Herşeyin başlangıcı olan bi sonda duruyorum. Bir daha ağaca tutunamayacak bir yaprak misali toprağa hasret doğam, biraz da yerçekimi kanunu herşeyin sebebi aslında.

Hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı şu günlerde, bir amaç arayışı içinde olan ruhum ve de İstasyonun tüm hareketliliğine rağmen duyduğum pişmanlık karışık yalnızlık, ardından karnıma saplanan hüzün ağrısı, baş dönmelerine sebep hayata karşı şaşkınlığım… hala alışamamışım demek ki!

Oysa neleri tekrarladı bize hayatın deja-vuleri. Her seferinde aynı tepkiler ve hıçkırıklar.

Şehir beni hazmedemiyor. Ya ben onu?

Kendinle Barışmak

Cuma, 12 Eylül 2008

Lay la lay la lay lay lay

Şarkı söylemek ömrü uzatırmış. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Daha geçen hafta neler yazdığımı hatırlıyorum. Evet bir hafta sonu daha geldi, koştura koştura hem de. Dün muhteşemdir. Harikulade. Öğle saatlerinde iş arkadaşlarımızla önce kemeraltına sonra da konak’a doğru harika bir gezinti. Durun durun bu kadarla bitmedi. Hemen konak iskelesinin yanında bir tepe var. Merdivenlerle çıkılan. Aşıklar Tepesi deniyormuş. Daha dün öğrendim. Neyse… (more…)


36 sorgu. 0.276 Saniyede Olustu.