Ekleyen : Barış Akbalı
Tarih : 23 Kasım 2007
Kategoriler : Nesirler
Yorum Sayısı : 0
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.
Paylaş

Yürek, kentimin köhne sokaklarında hep çıkmazlara adımlıyorsa,
manasız söylemlere şahitlik eden beynimdeki tek ikametgahıdır sanık sandalyesi.
Ve düşlerim avukatıdır yaşanmamışlığın.
Koyu karanlıkların teslim aldığı her yitik gün, kader künyemde yazılmışların nişanesi.
Oysa isimsiz hüzünlere barınak olmuş bir karambolde benim kırıntılarım.
Yaşam muhakemesinde topladığım bir avuç emare içimde, düş çölünün kızgın yedi renginde yitivermede.
Yiten, yitirilen parçalarımla beraber parmaklarımın arasından nehre dökülen yalnız bir kent.
Yüreğimde ımızganan zavallı bir ateşin yaktığı son şey, kentimin gümrüğünden kesilen bir ömrün makbuzu.
Belki de hayatın tek gerçeği; bir ömrün veresiye defteri.
Alacaklarım var her anımdan; bir bakış, bir gülüş ve bir düş…
Ve vereceklerim; her yeni yaşıma bir milyon damla.
Alacakların ve vereceklerin deveranında mevsimler yaşlanmakta.
Söyle ey şafağı bekleyen dünya!
Mavi güller ne zaman solar? Ya da ne zaman doğar?
Gül olmadan küllenen goncalar, sahteliğin buğulu ve molasız döngüsünde dönmeyi ne zaman öğrenir?
Ne zaman ağlar, ne zaman güler?
Ve ne zaman sever?