Kime Değer ki !..
Şehirler boyu yaşadığımız duygulardan arta kalıyoruz artık.
Gün be gün bir tren yolunun rayları arasına sıkışmış hayatlarımız ezilecek, biliyoruz.
Tünellerimizin ucunda gördüğümüz her ışık içimize korkular salıyor her daim.
Ve her daim biz ezilecek korkusuyla bakıyoruz güneşe.
Işığa doğru yürümemiz gerekirken bu genç yaşlarımızda, acılarımızı yaşlandırıyoruz sürekli.
Hayatımızdaki herşeyi sonra. her yaşadığımız dakikaya yılları sığdırmaya kalkıyoruz gereksizce.
Her yaşanan dakikada yeni yaşlara girip, yeni kırışıklıklar ekliyoruz alnımıza.
Ve sonra kader çizgisi diye adlandırmaya çalıştığımızda kırışıklıklarımızı
-bilmiyoruzki biz çizmişizdir aslında- farkedemiyoruz.
Yok olan yaşları, Yok olan acıları ve olmayan sevdaları büyütüyoruz kalbimizde.
Oysa kalbimiz hala o küçük çocuk bedeninde…
Ne gerek vardı diye sormadan edemiyor insan.
Bunca dolu yaşamak isteğiyle boş yere yaşlanan sevdalarımızı yitirmeye gerek var mıydı?
Değer miydi eklediğimiz kırışıklıkları, gençliğimize tercih etmemize?
Yorulmadık mı her daim hayatı düşünmekten?
Oysa o düşünmek için orada değildi, farkedemedik…
Bak ne yitirdik biliyor musun?
Bir gün kamburumuz çıkınca “keşke genç olsaydım” deme hakkımızı yitirdik.
Çünkü biz dimdik ayaktayken bile, sürekli kamburlaştırdık dakikalarımızı, yaşadıklarımızı.
O kadar mı ağır şeylerdi yaşadıklarımız ?
Hayır !..
Boşver, işte bak zaman akıyor nasıl olsa ve kıymetini bilmek lazım bazı şeylerin,
kamburlaştırmadan ve karıştırmadan hatıralara…
Yitirdiğimiz yıllara üzülmektense yaşadığımız anları kıymetlendirmeyi bilmeliyiz belki de…
Bunları söylemenin kolaylığı var biliyorum üstümde ama, kime değer ki kendi hayatlarımızı mahvetmek?
Belki de bunu anlamamanın rahatlığı var üstünde ama,
kime değer ki mahvettiğin hayatlardan böyle çekip gitmek ?








