Koku : Bir Katilin Hikayesi
Her gün okuldan çıktığımda yolum sinemadan geçerdi mutlaka. Sinemanın panosunda „Das Parfum“ posterine hep gözüm takılırdı ve film bizzat isminin kendi içinde zıtlık oluşturduğu için ilginç olduğunu düşünürdüm. Posterde güzel resmedilmiş bir kadın, gül yaprakları; yani koku hoşluğu temsil ederken, ardından bir katilin çıkması garip geliyordu bana. Filmi seyretmek ancak modası geçtikten sonra nasip oldu. Beğendim.. ben de herkes gibi çok etkilendim hikayeden. Hatta Barış’a söyledim ve izleyince o da ayni fikirdeydi. Böylece bu ortak yazıyı yazmaya karar verdik. Koku filminin aslı Alman yazar Patrick Süskind’in 80’lerde kaleme aldığı romana dayanıyor. Okumadığım için henüz bir kıyaslama yapamayacağım ama yaptığım araştırmalara göre hemen hemen herkes filmin, kitabı yanında çok basit düştüğünü yazmış. Daha önce denemelerde bulunulmuş olmasına rağmen filmi çekmek te 2006 yılında Tom Tykwer’e kısmet olmuş.
Özetle film şöyle ekrana taşınmış;
1744 yılında, Paris’te kalabalık ve gerçekten pis bir balık pazarında filmin başrol kahramanı Jean-Baptiste Grenouille dünyaya gelir. Annesi onu bulunduğu tezgâhın altında doğurur, elindeki bıçakla göbek bağını keser ve çocuğu istemediği için onu orada öylece bırakıp toparlanarak tekrar işinin başına döner. Bir süre sonra bebeğin ağlaması oradakilerin dikkatini çeker. Anne kınanır- idama mahkum edilir- çocuk ta yetimhaneye verilir. Daha çocukluğunda bile doğanın kokusunu içine çeken Grenouille herkesten ayrıksıdır, ama günden güne koku alma kabiliyeti de inanılmaz bir farklılıkla gelişmektedir. Yetimhane sahibi onu, yaşı geldiğinde bir deri işletme atölyesinde (yine ağır ve pis kokular içerisinde) çalışması için satar.
Jean-Baptiste, güzel bir kokuya ilk defa Paris’e gittiğinde rastlar. Bu bir kadın kokusudur ve o bundan adeta büyülenmiştir. Ve işte ilk defa o zaman tutkuları onu istemeden de olsa cinayet işlemeye sürükler.
Grenouille, Paris’te bir parfüm ustasını etkileyerek (ki özel kabiliyeti olmasa onu hiç kimse dikkate almazdı) yanında çalışmaya başlar ve ondan kokuları nasıl saklayacağını öğrenir.
Kısa sürede genç adam ustasını eskisinden de büyük bir şöhrete kavuşturur.
Ne kadar çok koku tanırsa o kadar hırslanmış görünen Grenouille artık insan kokusunu saklamaya merak salmıştır. Yazık ki, deneylerini tek başına yapmak zorundadır. Bunu başarıncaya ve de koleksiyon kutusunun içindeki 12 şişeyi tamamlayıncaya dek cinayetlerine devam eder.
Katilin kendisi olduğu ortaya çıkınca idam edilmesi için meydana çıkarılan Grenouille halk tarafından kötülenmektedir.
Ancak son anda öldürdüğü kadınların kokularından yaptığı parfümü kalabalığın önünde açması hayatını kurtarmıştır. İnsanlar onu bu kez ululamaya başlar; sonra da kokudan tahrik olma derecesinde etkilendiklerinden, orayı ‚sevgi seli’ne çevirirler. (Bu sahne bir şekilde ten kokusunun baş döndürücülüğünü anlatıyor)
Grenouille, o an hayatında ilk defa yüksekten bakmanın, önemli olmanın ve insanlara hükmetmenin hazzını yaşıyordu. Ve sonunda –ne pahasına olursa olsun- emeline ulaşmış bir insan onuru ve mutluluğu ile kendisini ölüme teslim ediyor. Zamanın yaşam tarzı (örneğin asiller-alt sınıf), giyim-kuşamı, binaları, dar sokakları ve bilirsiniz veba kötülüğünü tetikleyen dağınık ve pis sokak ortamları görsel olarak gayet başarılı bir şekilde sahneye taşınmış. Kokunun dayanılmazlığı, bir tutku oluşu her ne kadar görselleştirilemezse de, 10 üzerinden 9,5 verebileceğim bir film “Koku”.
Son olarak Ben Whishaw‘un yüzündeki ifadeye dikkatinizi çekmek istiyorum ve filmin arka planını islemesi için kalemi Barış’a bırakıyorum.
…
“hiçbir şey’den kasıt ne kadar “çok şey’se, o kadar; “her şey” kokudur.
Mutluluk bizim sevinçlerimizde, gözlerimizin ışıltısında veya yüzümüze vuran iç aydınlığımzda belli olur. Mutluluğu hiç bir şekilde saklayamayız lakin başka insanların içlerine sızdırmak gerek değil mi.? Yani mutluluğun kokusunu bütün dünyanın bilmesi gerekiyor. Acaba mutluluk kokusu olan bir duygumudur? Bilirsiniz küçüklüğümüzde her zaman büyüklerin sözleri ile büyürüz ve bazıları içimize işler, şimdilerde aklıma geliyor da “İnsanlar, hiç bir şey uğruna zamana uymaları sonucu her şeylerini kaybederler” ve.. bizde bir çok duygumuzu kaybediyoruz, mutluluğun bir hissi var da biz mi bilemedik? Bence duygularımız ile hissettiklerimizi tartmalıyız bunu anlamak için. Bulmak istediğimiz mutluluk mu yoksa kokumu..? Lakin mutluluğu anlaya bilmek için kokuyu hissetmek gerek! Çünkü kokunun anlamını bulursak her duyguyu dile dökebiliriz. Koku ney ki..? Her zaman hissedilen lakin dile dökülmeyen bir duygumu yoksa hismi..? Bakın şimdi işte olay çözülmeye başladı, evet dile dökmek!. Doğduk ama konuşamıyoruz lakin annemiz uzaklaştımı ağlıyoruz bu demektirki koku dile dökülen bir his değil, hissetmektir özge olan bir bebek gibi, bir bebek gibi kokunun yaşattığı hazzı hissedebilirsiniz, bu bilmek ile alakalı değildir ve bu koku sevginin kendisidir, sevgi kokar anne… Peki niye bir çok insan bunu ne anlayabilir nede hissedebiliyor..? zaman ve mekan diyorum ben buna, bir çok duygu yok oluyor… zaman içinde öyle kötü kokular ile kalıyoruz ki her şeyi unutuyoruz bir hiç uğruna. Koklamak o kadar büyük o kadar ince bir his ki, yürek ister, tanımadığınız birinin size çiçek vermesi gibi, yarılan ekmeğin buğusu gibi… Yüreğin, tanrı ile buluştuğun yerdedir. Koku oradadır. Canlı cansız tüm yaşamın bir parçası olduğunu derinden hissedebilmenin hazzıdır koku. Bazan kendini yalnız hissetsen bile koku ağının bir parçası olduğunu bilmek, bunu bilmek hissetmek. Koku kendisini özgün bir şekilde ifade etsin diye burdasın. Önemlisin, değerlisin. Bunu bilmek, bir kadının kokusunu, erkeğin kokusunu, çocuğun kokusunu, mutluluğun kokusunu, umudun kokusunu, bezginliğin kokusunu, hayata kırılmanın kokusunu ve de sevginin kokusunu hissetmek demektir. Oysa parfümler var bizi kandıran değil mi? lakin, doğanın verdiği bütün güzelliklere insan ustalığının katılmasının sahteliğidir. Hiç bir parfüm kadın tenine değmeden bir şey ifade etmez, tenin kokusu.. bu özel koku sayesinde bizim yüzümüz kızarır ellerimiz karıncalanır. Çoğu kişinin dışarı vuran içidir, bir çok kişi tanırsınız ama kokusunu bilmediklerinizin derinliklerine asla inemezsiniz. Koklamak, Seviyorum Seni derken, beş duyumuzun yetmemesidir… Mutluluk kokusu, Sevgi kokusu, Benim olsun kokusu, Güvenin kokusu, Seni Seviyorum kokusu, Her şeyi seviyorum kokusu…
IMDB : http://www.imdb.com/title/tt0396171/
Resmi Site : http://www.perfumemovie.com/
Gevher N.A. & Barış Akbalı








Ekim 26th, 2008 - 23:19
”… Mutluluk kokusu, Sevgi kokusu, Benim olsun kokusu, Güvenin kokusu, Seni Seviyorum kokusu, Her şeyi seviyorum kokusu…” bu cümle ve altındaki bağlantı linkinde alenen aşk var…
her ikinizide tebrik ediyorum ve beraber nice yazılar yazmanızı temenni ediyorum…
Ekim 28th, 2008 - 01:55
önemli bir film ve sizin için ayrıca önem taşıdığını anlıyoruz. anlatımınız dan dolayı teşekkürler mutlaka izliyeceğim