Ekleyen : Canina
Tarih : 8 Eylül 2008
Kategoriler : Denemeler
Yorum Sayısı : 0
Yazıya, Yorum Yapabilirsiniz. yada Geri izleme yaparak sitenizde yayınlayabilirsiniz.
Paylaş

Bugün sabahın erken saatlerinde otobüs ile eve gelirken etrafıma bakındım. Yeni başlayan okula giden öğrenciler, işlerine gitmeye çalışan orta gelirli fakat aramasız “deri çantalı” kişiler. Takım elbise içerisindeki ayılar. Hergün zorunlu olarak bindiğim fakat tiksindiim otobüs her çeşitten insan doluydu her zamanki gibi.

Arkadan üçüncü sıranın sol cam tarafındaki her zamanki yerime oturdum. Çoğunluk sanki bu yeri özellikle ayırtmışım gibi boş olur. Yada bana öyle denk gelir. Otobüs içerisindeki konumlar güneşin geliş açısına göre değişir nede olsa… Kulağımda Metallica- One dinlerken etrafıma bakındım. Müziği kapatıp kulaklıkları cebim tıkıştırdım. Ve insanları dinlemeye başladım. Bunu uzun süredir alışkanlık haline getirdim. Böyle yaptığımda gazate yada televizyon izlememe gerek kalmıyor. “Otobüsten al haberi”.

İnsanların konuşmalarını sanki dışarıda çok önemli bir şey varmış edasıyla dinlerken bir şey fark ettim. Otobüste ayakta olsun oturan olsun pek çok kişi vardı. Elli belkide yüz kişi. Ama bu balık konservesi gibi otobüse tıkılmış insanların tek bir ortak yanı vardı. Hepsi mutsuzdu. Herkesin herşeyden ve heryerden bir şikayeti vardı. Kimi birne kızıyor, kimi rahat rahat oturduğu halde koltuğun bir tarafına battığını iddaa ediyordu. Yanımda oturan güzel kız telefonla hararetli bir şekilde anlamadığım bir dilde konuşuyor sürekli yaşlar dolan gözlerini siliyordu.

Belki yabancıdır diye bulaşmıyorum hiç… Devam ediyorum bakınmaya, en arkada bir aile var. Dört çocuk, siyah çarşaflı bir büyükanne, çiçek desenli başörtüsüyle anne, ve pala bıyıkları ile ailenin babası. Dört çocuk aynı anda birşeyler istiyor kimi ağlıyor kimi ise annesini tekmeliyor.

Yanımdaki kız tlefonu kapattı. Otuz saniye kadar yüzüme baktıktan sonra birden ağlamaya başladı. Ne yapacağımı bilemedim. Cebimde yıllardır duran peçeteyi çıkartıp kıza verdim ve arkama yaslandım. Bu tür durumlara alışkın değilim. Her gün bir yabancı yüzüme bakarak ağlamıyor nede olsa. O kadar çirkin miyim ki diye düşünüyorum ister istemez. Biraz tebessüm ettikten sonra peçeteyle kendini boğmaya çalışan kıza bakıyorum.

Derdi nedir bunun acaba?

Soruyorum yavaşça. “Hanımefendi, sorun nedir belki yardımcı olabilirm?” Yeterince kibar göründüğümü umarak…

Kız biraz sakinleşerek anlatmaya başlıyor. Bu sırada otobüsdeki herkes kıza bakıyor ama benden başka onunla konuşmak istemiyordu. Kapının yanında duran adam cüzdanını kontrol ediyor. Kendiminki aklıma gelince kıç cebimi yokluyorum çaktırmadan. Ohh hala yerli yerinde. Eve bir ulaşsam… Bu arada kız hala anlatıyor ama hiçbir şey anlamıyorum. Yavaşça başımı sağlıyorum. Hıçkırıklar arasından tek bir kelime yakalıyorum “Ayrılık”…

“Bu muydu yani” diyorum kıza. “Bana kalırsa bu üzülecek birşey değil. Senin gibi güzel birinden ayrılan bir adam ya gerizekalıdır, yada seni aldatıyordur. Takma kafana bak şu otobüse birsürü sap herif var. Dışarısıda böyle. Tek yapman biriyle tanışmak” diyorum. Ama kafamda keşke demeseydim düşüncesi var. Keşke ağzımı açmasaydım en başta…

Kız biraz daha sakinleşiyor. Yüzüme bakıyor… Tekrar ağlıyor…

İneceğim durağa geliyorum. Başlarım böyle işe diyerek, insanları eze eze otobüsten çıkmaya çalışıyorum. Ama çok geç. Kapı kapanıyor. Şöför çığlıklarımı duymuyor. Salağın biride yerime oturdu. Hay aksi bir sonrakinde ineyim bari…